Kültürlerüstü ve Dinlerüstü Bir Mekan: Ayasofya

Kilise, cami, müze… 1500 yıla yaklaşan tarihinde farklı dinlerin ve kültürlerin göz bebeği olmuş, aynı güzelliğiyle kültürlerüstü ve dinlerüstü olarak ülkemizin göz bebeği olmayı sürdürüyor… 916 yıl Ayasofya Kilisesi, 481 yıl Ayasofya Camisi denmiş adına… 1935’ten beri de Ayasofya Müzesi diyoruz (Atatürk’ün emri üzerine restorasyondan geçirilerek mozaikler ortaya çıkarılıp temizlenmiş ve Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye çevrilmiştir). Mimari güzelliği, büyüklüğü, görkemiyle ne kadar dikkat çekse de onu bu kadar özel yapan bence kültürlerüstü ve dinlerüstü olması… Doğu ve batı sentezi olması… Aya Sofya kelime olarak kutsal bilgelik ya da ilahi bilgelik anlamına geliyor.

Ayasofya Müzesi
Ayasofya Müzesi

Bizans Döneminde aynı yerde iki defa inşa edilen ve tahrip olan bazilikaların yerine İmparator Justinianus öncekilerden daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş ve bu uğurda imparatorluğun bütün kaynaklarını ortaya koymuş. Dev kilise, 532-537 yılları arasında dönemin meşhur mimarlarından Miletoslu İsidoros ve Trallesli Anthemios tarafından yapılmış. İmparatorluk topraklarındaki antik şehirlerden (Efes’ten Artemis Tapınağı, Lübnan’dan Baalbek vb.) sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar getirilmesi, böylesi büyüklükte bir yapının dönemin şartlarında beş yıl gibi kısa bir sürede bitirilmesini sağlamış. İnşaatı bitip kilisenin açılışı yapıldığı zamandan beri mimarlık tarihinde ilk kez denenen dikdörtgen mekanın ortasında devasa kubbesiyle bir baş yapıt olarak görülmektedir. 55 metre yüksekliğinde yaklaşık 30 metre çapındaki bu kubbe, yapılışını takip eden ilk yüzyıl içinde iki defa çökmüş ve onarımdan geçmiş. Mimar Sinan’ın yaptığı istinat duvarından sonra hiç çökmemiş olsa da uzun zamandır ne zaman gelsem kubbenin tepesine kadar bir kule dikilmiş, restorasyonda…

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman (1453) Doğu Roma İmparatorluğu onaracak halde olmadığından Ayasofya harap haldeymiş. Fatih, camiye çevirerek ve tabi ki onarımdan geçirterek binayı yıkılmaktan kurtarmış. Camiye çevrilirken mozaiklerin üstü ince sıvayla ya da boyayla kapatıldığı için de günümüze kadar doğal tahripten kurtarılmış. Camiye zaman içinde (Fatih, II.Bayezıd ve III.Murat dönemlerinde) dört minare eklenmiş.

Ayasofya Müzesi Ayasofya Müzesi

Müzenin giriş kapısından adım atar atmaz devasa kubbenin altında muhteşem güzelliklerle karşı karşıya kalıyoruz. Kafamızı kaldırıp yukarılara bakınca ikinci kat kenarlarında asılmış dev yuvarlak levhalar hemen dikkati çekiyor. Daha yukarılara bakınca yer yer yıpranmış mozaikler… 19. yy. ortalarında büyük ustalar tarafından deri üzerine yazılan yazılar yapının cami olarak kullanıldığını hatırlatıyor. Üzerlerinde Allah, Hz. Muhammed, dört halife ve Hasan-Hüseyin isimleri yazılı olan bu levhalar 7,5 metre çapındaymış. Ayrıca giriş holünde mihrap ve yanındaki penceredeki vitraylar, minber ve mevlithanlar balkonu gibi ayrıntılar da Osmanlı dönemi ekleri olarak yerini korumakta.

Ayasofya Müzesi (Osmanlı Dönemi ekleri) Ayasofya Müzesi (Osmanlı Dönemi ekleri)

Mimari güzelliğinin yanı sıra Ayasofya’yı günümüzde özel yapanlardan biri de iç güzelliği, yani mozaikleridir. Yapımında altın, gümüş, renkli cam ve renkli mermerlerin kullanıldığı Bizans sanatının en özel mozaikleridir bunlar. Özellikle de Bizans mozaik sanatının şaheseri denilen “Deisis Mozaiği” çok önemlidir (Ortada Hz. İsa, onun sağında Meryem, solunda ise Hz. Yahya’nın yer aldığı mozaiklere Deisis deniliyor). Moziklerdeki yüzler, sahneler oldukça gerçekçi resmedilmiş. Bu mozaik ikinci katta güney galeride pencerenin yanında yer alıyor.

Ayasofya Müzesi Ayasofya Müzesi

İmparator Komnenos ve eşi Eirene’nin Ayasofya’ya yaptığı para bağışını anlatan mozaik (12.yy.) aşağıda solda; İmparator IX.Konstantinos ve eşi Zoe’nin Ayasofya’ya yaptığı para bağışını anlatan mozaik (11.yy.) ise sağda yer almaktadır. Soldakinde Meryem ve çocuk İsa, sağdakinde taht üzerinde İsa görülmekteyken her ikisinde de imparatorların elinde para kesesi dikkati çekiyor.

Ayasofya Müzesi (Mozaikler) Ayasofya Müzesi (Mozaikler)

Bu muhteşem yapıyı gezip çıkışa giderken aynadan yansıyan muhteşem bir mozaik bizi uğurluyor. Arkamızda ve yukarıda kaldığı için muhtemelen kaçırılacak olan bu mozaik için hemen karşısına ayna konularak dikkat çekilmiş, iyi de olmuş. Avluda ise Osmanlı padişahlarının (I.Mustafa, Sultan İbrahim, II.Selim, III.Murat, III.Mehmet) türbeleri yer alıyor.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: 22 Şubat-17 Temmuz 2009

 

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
3 Responses
  1. Ayhan says:

    Gerçekten de çok güzel bir yer bu sitede de tanıtıp bize bu bilgileri verdiğiniz için çok teşekkürler.

  2. Pingback: Anonim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir