Alexander von Humboldt Gemisi

Eşimin tatil için başka zamanı olmadığından Ramazan Bayramı tatilinde Bamtur’un bu sezon kiraladığı Alexander von Humbold gemisi ile Yunan Adaları turu yapmaya karar verdik. Yanımızda on altı aylık oğlumuz Mehmet Deniz de olacağı için gemi turunun bizim için çok uygun olacağını düşünmüştük. Her gün farklı bir yere gitmek bizim için turun en cazip olan yönüydü. Tabi ki bu gitme eylemi sırasında ya uyuyor olacağımız ya da gemide gezme ihtimalimiz olması da ayrıca güzeldi; çünkü küçük bir çocukla saatlerce araba-otobüs yolculuğu pek kolay olmuyor. Oysa bu sefer mesafeler bizi çok ilgilendirmiyor, kaptanın sorunu:) Böylece tura katılmaya karar verdik. Sekiz katlı olan Alexander von Humbold gemisinde kalmak için pek çok seçenek sunuyorlar. Penceresi olmayan iç kabin ya da penceresi olan dış kabin seçenekleri var. Alt katlardan üst katlara doğru çıktıkça da fiyat artıyor. 6. ve 7. kattaki balkonlu odalar dışındaki kabinlerde pencereler açılmıyor. Sadece bir parça dışarısı görünüyor ve tabi ışık alıyor.

Biz odada sadece yatacağımızı düşünüp en uygun seçenek olan promosyon kabin (2.kat ve iç kabin) tercihinde bulunmuştuk. Tur planı belli olduğundan gideceğimiz adalarla ilgili çalışma yapmış ayrıca Dost Yayınevi’nin “Yunan Adaları” kitabını da almış olarak 28 Ağustos Pazar günü Karaköy Limanı’nda bizi bekleyen gemimize doğru yola çıktık. Saat 18.00 civarı limana geldiğimizde bize bu saatte gelmemiz söylenmesine rağmen en sona kalan grupta olduğumuz öğrenince şaşırıyoruz. Pek çok kişi 13.00 civarı gelip gemiye yerleşmiş bile (onlara da öyle söylemişler).

Bu gemi turu için vize istenmese de kişi başı 25 Euro vizesiz giriş harcını önceden ödemiştik. Girişte de pasaportlarımızı alırlarken her gemide adet olduğu üzere çalışanlar için kişi başı 25 Euro bahşişi de baştan aldılar. Ve üçümüz için de kredi kartı görünümünde birer ID kart verdiler. Bu kart, adalarda pasaport yerine geçiyor, ayrıca gemide yoklama yapmak için de kullanılıyor. Şöyle ki; otobüs turlarında olduğu gibi “herkes yanındakini kontrol etsin, gelmeyen var mı” gibi bir durum koskoca gemide geçerli olamayacağı için gemiye her binişte ve inişte bu kartları mutlaka güvenlik görevlisine veriyoruz o da cihazdan geçiriyor. Böylece bizim gemide mi dışarıda mı olduğumuzu anlayabiliyorlar. İşte bize verilen bu ID kartlarımızı ilk kullanacağımız sırada bir de fotoğrafımızı çektiler ve gemiye bindik. Bavulların üzerine yapıştırılan renkli etiketler sayesinde görevliler herkesin bavulunu kapısının önüne kadar taşımışlardı. Görevliler demişken, sadece Türkler değil; Filipinler, Endonezya, Ukrayna gibi çeşitli ülkelerden çalışanlar da gemide bulunuyordu. Kaptan da Rus Neil Broomhall idi. Yani gemide Türkçe konuşan personel olduğu gibi hatırı sayılır miktarda İngilizce konuşan yabancı personel de vardı ki bu çok normal. Gemiler hep öyle oluyor (her ne kadar tanıtım yazılarında Türk personel yazsalar da biz öyle olmayacağını düşünmüştük).

Girişte, yani 2.katta olan 15-16 metrekarelik, içinde minik ama güzel banyosu da olan odamıza geçiyoruz. Oda gayet güzel ve kullanışlı. Bavulu boşaltıp eşyaları yerleştirdikten sonra gemiyi keşfe çıkıyoruz. 7. katta yuvarlak, bir metre derinliğinde bir havuz ve yanında jakuzili birer minik havuz daha var. Havuzun kenarında masa ve sandalyeler, bir de Pool Bar var. Bu açık alandaki yerin dışında 7. katta bir de ufak Veranda Restoran var. Restoranın gemi hareket halindeyken çok rüzgarlı olan bir de açık yeri var, geminin arka tarafına bakıyor.

 

 

Gemi, her şey dahil sistemiyle çalışıyor olsa da bazı içecekler (Türk kahvesi, sıkma meyve suyu ve yabancı içkilerden birkaç tanesi) ücretliydi. Ayrıca saat 22.00’den sonra su bile ücretliydi. Kuaför/güzellik salonu, internet kafe, sauna gibi aktiviteler zaten ücretliydi. Üç öğün yemek ve adalarda olduğumuz için hiçbirini göremediğiniz beş çayı ise ücretsizdi. Bunlar dışında gemide sadece nakit çalışan bir free shop, içindeki her şeyin her daim ücretli olduğu bir casino, yolda belde sürekli fotoğrafımızı çekip sonra da bunları tanesini 5,5 Euro’dan satan bir de fotoğrafçı dükkanı vardı. En son gün vitrine koydukları fotoğrafları tek tek topluyorlardı. Sanırım kimse fotoğraf almadı ya da tek tük alan vardı; çünkü vitrinde yüzlerce fotoğraf kalmıştı. Tüm bunların yer aldığı 5.katta ayrıca içinde hiç kitap olmayan bir de kütüphane vardı. Orayı daha çok kütüphanenin koltuklarında oturup sigara içenler kullanıyordu. Kapalı alan olmasına rağmen gemide sadece casinonun bulunduğu bu alanda sigara içilmesine izin veriliyordu.

 

 

 

 

 

5. katta bunların dışında bir ana yemek salonu, show salonu ve bir bar var. Tüm bunları öğrendikten sonra yemeğe gidiyoruz. İlk gün olmasından ve herkesin aynı anda yemeğe gelmesinden dolayı ne 5.katta ne de 7.kattaki diğer yemek salonunda oturacak yer bulamıyoruz; ama görevliler sonunda bizi yerleştiriyor. Sonraki günlerde yer sorunu hemen hemen hiç yaşamadık. Yemekler açık büfe şeklinde, çeşit çok; ama lezzet pek yok. Yine de kötü değil, her zaman yiyecek bir şeyler bulduk. Yemeklerin bitme sorunu da olmadı, biten yemeğin yerine yenisi hemen konuyordu. Bu açıdan yemekle ilgili bir sıkıntı yaşamadık. Mehmet Deniz ise neredeyse her akşam balık yedi.

 

 

 

 

 

 

 

Yemekten sonra gemi hala yola çıkma işlemleri tamamlanmadığı için Karaköy’de beklerken saat 22.00 gibi show salonunda toplantı olacağıyla ilgili anons yapıldı. Bizimki o saatte uyumak istediği için pijamalarını giydirip öyle salona çıktık. Nitekim konuşmalar sırasında önce merak edip etrafa baksa da kucağımda uyuyakaldı. Toplantı sırasında adalarda yapılacak olan ekstra turlarla ilgili kısa bilgi verilip hangilerine katılmak istiyorsak yazmamız gereken formları dağıttılar. Önceden kaç otobüs gerektiğiyle ilgili planlamaları için en geç yarına kadar karar verip turları satın almamız gerektiğini söylediler. Biz sadece Girit turuna katılmaya diğerlerini kendimiz gezmeye önceden karar vermiştik. Toplantı sırasında söylenenlerden sonra da bu kararımızı değiştirmedik. Toplantıdan sonra Mehmet Deniz uyuduğu için odamıza döndük. Bu arada saat 22.30’da gemi hareket etti.

 

Geminin en üst katı olan 8. katta ise geniş bir alanda güneşlenme şezlongları geminin ön tarafında yer alırken arka tarafında kapalı alanda sanırım hiç kullanılmayan bir fitness salonu ve Pasific Lounge vardı. Son gün gemi Karaköy’e doğru ilerlerken İstanbul’u özleyenler ellerinde fotoğraf makineleriyle 8. katta yerlerini almışlardı.

 

 

Son gün bir de merak edenler için kaptan köşküne 15 dakikalık gezi vardı. 20 kişilik gruplar halinde alıp gemiyle ilgili bilgi verdiler. Sol taraftaki resimde önde görünen kaptan Neil.

 

 

Merak edenler için gemiyle ilgili son söz olarak söyleyeyim. Normal şartlarda (aşırı rüzgar, dalga olmadığında) gemi hareket halindeyken yemek yerken, otururken, yürürken sarsıntı pek hissedilmiyor; ancak yatarken hafif bir beşik sallantısı oluyor. Gemi personeli bu sallanmaya çok alışkın olduklarından evlerine döndüklerinde deprem falan olsa fark etmezler herhalde diye düşünmüştüm. İlk gün yatağa yatınca bu şekilde sallanarak uyuyamayacağımı sandım; ama gün boyu öyle çok yoruluyorduk ki anında uyuyordum. Ayrıca kabinimiz penceresiz olsa da havalandırma iyiydi, sadece bir gece havasız hissettim, diğer günler iyiydi.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan
Gezi Tarihi: 28 Ağustos-4 Eylül 2011

 

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir