Baharda Maslak Kasırları

Cuma günü havayı çok güzel görünce nereye gitsek diye düşünürken daha önce okuduğum; ama bir türlü gidemediğim Maslak Kasırları geldi aklıma. Hemen toparlanıp oğlumla birlikte yola çıktık. İkinci köprüden Levent çıkışından devam edip Maslak yönünde ilerlerken kahverengi tabelayla yazılan “Maslak Kasırları” levhasını izleyerek çok kolay bir şekilde vardık. Maslak-Sarıyer yönünde sağ taraftaki tabeladan içeri girince Maslak Astsubay Orduevi’yle aynı girişte yer alıyor. Hemen önüne arabayı park edip biletimi aldım. Sadece içeri giriş ücreti 1 TL; kasrı da gezmek isteyenler için 2,5 TL.

Maslak Kasırları, II.Abdülhamit’in veliaht olarak yaşadığı ve Sadrazam Rüştü Paşa ile Midhat Paşa tarafından tahta çıkmak üzere davet edildiği yermiş. Konut olarak kullanılan Kasr-ı Hümayun; iki katlı, ortada sofa ve sofaya açılan odalarla Osmanlı mimarisinin klasik ve seçkin örneklerinden biri olarak Milli Saraylar Müdürlüğü’nce müze-saray olarak 1986’daki geniş çaplı restorasyondan sonra ziyarete açılmış. Geniş bahçenin içinde günümüze kadar gelen dört bina bulunuyor. Kasr-ı Hümayun, Mabenyn-i Hümayun, Çadır Köşk ve Paşalar Dairesi.

Yemyeşil ağaçlar, yerlerde çimenlerin aralarından fışkıran papatyalar, yol kenarlarında açan laleler… İçeri girer girmez görünen bu manzarayla baharın gelişini iyice hissedip güneşin altında keyifli bir geziye başladık. Öğle arası olduğundan kasrın kapısını kapalı görünce ben de önce diğer yerleri ve mükemmel bahçeyi gezmeye koyuldum.

Önce kasrın sağındaki Mabeyn-i Hümayun’u gezdik. Yani sarayın resmi dairesi niteliğinde olan selamlık bölümünü. II. Abdülhamit şehzadelik döneminde günlük çalışmalarını ve görüşmelerini burada gerçekleştirirmiş.

Tek katlı yapının sağda bir odası (ziyarete kapalı) ve solda bir odası (şömineli oda) ortada da mükemmel tavan süslemeleri olan salonu bulunuyor.  Bu salon ayrıca Limonluk adı verilen bir seraya açılıyor.

Serada II. Abdülhamit’in Fransa’da getirttiği kamelyalar, asırlık limon ağaçları ve pek çok bitki ve yapay bir mağara bulunuyor. Ayrıca ufacık bir gölette biri yeşil başlı iki ördek de vardı.

Mabeyn-i Hümayun ve Limonluk’tan çıktıktan sonra şimdi kafeterya olarak kullanılan Çadır Köşk’e doğru gidiyoruz. Döner ve mermer bir merdivenle çıkılan sekizgen planlı küçücük bir oda var üst katta. 360 derece etrafa bakılabilen ahşap korkuluklu bir de balkonu bulunuyor. Alt kat ise mutfak olarak kullanılıyor.

Bahçede ahşap masaların yanı sıra üstü kapalı ahşap oturma locaları da var. Saat 13.30 civarı. Masalardan birine oturup bu saate kadar hiçbir şey yemeyen Deniz bey belki yer diye köfte söylüyorum; ama tadına bile bakmıyor (pek güzel değildi zaten). Kafeteryanın menüsü biraz zayıf. Yiyecek olarak sadece köfte, hamburger ve tost varmış; ama ayran yoktu mesela. Neyse zaten amacımız nefis yemekler yemek değildi buraya gelirken. Ben ortamın tadını çıkarmayı tercih ettim. Yemekten sonra aşağıda görünen yapay gölete doğru gidip etrafında biraz dolaştık. Göletin yanında da masalar vardı. Hafta içi olduğundan şimdi bomboş olan o masalar hafta sonları doluyordur herhalde.



Göletin oradan tekrar kasrın olduğu ön bahçeye gelip biraz bahçede dolandık. Şimdilerde açmış ve mis gibi kokan karayemişler; beyaz, sarı, kırmızı laleler; henüz açmamış dev manolyalar; açmak üzere olan güller ve karaçam, ladin, at kestanesi vb. pek çok ağaç sanki bir botanik bahçesindeymişiz gibi özenli ve güzel.

Kasrın arka tarafında Paşalar Dairesi’nin önünde çok güzel çiçeklerle süslemeler yapmışlar. Yukarıdan fotoğrafını çekip sonra merdivenle aşağıya inip Paşalar Dairesi’ne de baktık.

Kasrın korunmasından ve hizmetinden sorumlu görevlilerin kaldığı tek katlı binanın içinde bir de hamam vardı.

Hamamın Kubbesi

Bütün kapalı ve açık mekanları dolaştıktan sonra Kasr-ı Hümayun denilen ve konut olarak kullanılan asıl köşke geliyoruz.

Kasr-ı Hümayun

Kasr-ı Hümayun Bahçesi

İçerideki görevli fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyleyince sizin adınıza üzüldüm; çünkü içerisi çok güzeldi. Duvar ve tavanlardaki kalemişi süslemeler, natürmortlar ve sandalye, masa vb. ev eşyalarıyla dikkat çekici. Girişte ortada bir sofa ve oraya açılan odalardaki eşyalar, perdeler küçük bir sarayda olduğumuzu hissettiriyor. II. Abdülhamit’in çok iyi bir marangoz olduğu biliniyor. Girişte sağdaki ilk odada kendisinin bizzat yaptığı aynalı bir dolap vardı. Ayrıca üst kata çıkan merdiven korkuluklarını da yapmış. Hiç çivi kullanmadan birbirine geçmeli olan yaptığı korkuluklar dışında üst kattaki odaların birindeki sandalyeleri de yapmış Abdülhamit. Sedef ve ahşap oymalı sandalyelerin üzerilerine kendi tuğrasını da işlemiş.

Köşkün içinde ahşap parkelere basmak da yasakmış; ama benim ufaklık o tarafa geçilmesin diye konulan kırmızı iplerin üzerinden geçmeyi oyun edinince sürekli onu halıların üzerine çekmeye çalıştım. Köşkü gezdikten sonra merdivenlerden inip tam kapıdan çıkmak üzereyken bu fotoğrafı çektim.

Baharla birlikte doğanın canlanmasıyla çok güzel bir hale bürünen bu yemyeşil ve rengarenk çiçekli güzel bahçede ve şehrin bu kadar yakınında huzurlu birkaç saat geçirmek ve köşkü kendi gözlerinizle görmek için bu aralar tam vakti. Maslak Kasırlarının bu güzel davetini kaçırmayın derim.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir