Gaudi’nin Şehri: Barselona

Madrid’ten bindiğimiz Spanair iç hat uçağıyla yaklaşık bir saatlik yolculuk sonunda deniz kenarındaki Barselona Havaalanı‘na indiğimizde sabah saatleri ve hava biraz kapalı olmasına rağmen, havaalanının içi ışıl ışıldı. Tıpkı bir alışveriş merkezi gibi mağazaların dizildiği, capcanlı bu havaalanı, modern bir şehre geldiğimizi hissettiriyor. Üstelik bu gümrüksüz (freeshop) mağazalar bizdeki ya da diğer ülkelerdeki gibi sadece dış hat değil iç hat yolcularına da açık. Havaalanından çıkıp önce kalacağımız hosteli bulup sonra da şehri keşfetmeye hazırız artık.

Barselona Havaalanı

Barselona Havaalanı

havaalani2

Barselona Havaalanı

Şehir merkezine giden ve aynı zamanda şehrin önemli meydanlarından biri olan Plaça Catalunya‘ya giden havaalanı otobüsleri var; ancak onlar bizim hostele biraz uzak olduğundan biz trene binmeyi tercih ediyoruz. Terminal 2’den yarım saatte bir kalkan RENFE Cercanias trenine binip Passeig de Gracia durağında inip geniş ve tertemiz caddeden geçip hosteli kolayca buluyoruz. Oldukça geniş bir girişi ve eski tarz bir asansörün olduğu apartmanın 2. katına çıkıyoruz (Buba House). Rezervasyonumuz olduğundan bizi bekliyorlar ve nihayet şakır şakır İngilizce konuşan birine denk geliyoruz. Çölde vaha bulmuş gibi seviniyoruz. Barselona’da dil sorunu olmayacağını, zaten üç kişiden birinin turist olduğunu söylüyor. Bize hosteli tanıtıp sonra da bir şehir haritası üzerinde gideceğimiz yerleri işaretliyor ve bu harita üç gün boyunca tabi ki elimden düşmüyor.

İspanya’nın kuzeydoğusunda, Akdeniz kıyısında yer alan Barselona; mimarisi, kültürü, tarihi özellikleri aynı zamanda modern yüzüyle gerçekten adım atar atmaz insanı etkiliyor. Burası Katalan bölgesi ve Katalanca konuşuluyor. Bununla birlikte, şehirdeki tüm tabelalar vs. yazılı metinler önce Katalanca sonra İspanyolca olarak yazılıyor. Şehir altı ana bölgeye ayrılmış (Gracia, Eixample, Barri Gotic, Montjuic, El Raval ve Barceloneta). Bulunduğumuz yer -Eixample- şehrin modern yüzünü temsil ediyor. Geniş caddeler boyunca uzanan güzel evler, binalar, alışveriş için ünlü mağazalarla dolu. Biz de gezimize buradan başlıyoruz ve ilk gördüğümüz eser Antoni Gaudi‘nin tasarımı olan olan bir ev oluyor. Ve bundan sonra pek çok yerde Gaudi’nin izini sürmeye devam edeceğiz ki kendisi bu şehre büyük bir zarafet ve ruh katmış, adı şehirle anılan bir mimar olmuş. Koyu bir Katolik ve Katalan milliyetçisi olarak hayatını Barselona’ya ve mimarisine adamış. Gaudi’nin Barselona’da yaptığı 7 eser, “Antoni Gaudi’nin Eserleri” adıyla 1984 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne eklenmiş (Casa Vicens, La Sagrada Familia’nın İsa’nın Doğumu Cephesi, Casa Batlló, Colonia Güell Kriptosu, Park Güell, Palau Güell ve Casa Mila).

Burası gündüz ve gece çekilmiş fotoğraflarıyla Casa Batllo (Batllo Evi).

Casa Batllo (Batllo Evi)

Casa Batllo (Batllo Evi)

Casa Batllo (Batllo Evi)

Casa Batllo (Batllo Evi)

Casa Batllo (Batllo Evi)

Casa Batllo (Batllo Evi)

Gaudi’nin 1904-1906 arasından yaptığı, kırılmış renkli seramiklerin ön cephesini oluşturduğu, ilginç görünümlü balkonlarıyla izlemesi keyifli, içine girmesek de dışarıdan bile çok güzel bir ev. Bu ev Salvador Dali tarafından, “deniz formlu bir ev, fırtınalı bir günde dalgaları temsil ediyor” şeklinde tanımlanmış. Bu ev aynı zamanda Aziz Jordi efsanesine ait bir alegoriyi anlatıyormuş. Aşağıdan bakınca çatısı görünmüyor tabi; ama evin çatısı ejderhanın sırtını temsil ediyor. Karnaval maskeleri biçiminde yapılmış, balkonlar da ejderhanın kurbanlarına ait kemikleri ifade ediyor. Bu nedenle kemikler evi de deniyor. En üst katı ve çatısı ziyarete açık.

Bu güzel evin duvarına bitişik bir diğer güzel ev de Casa Amatller. Mimar Puig i Cadafalch’ın renkli seramik tasarımı ve görüntüsüyle dikkat çekiyor.

Casa Amatler

Casa Amatler

Casa Amatler

Casa Amatler

Bu iki ev ve bizim görmediğimiz (aslında hemen yanlarında bulunan) Casa Lleo Morera, birbiriyle rekabet eden üç burjuva ailenin siparişi olarak dönemin (1900-1907) modernista üç mimari dehasına yaptırılmış. Ve yan yana olan bu üç eve birbirleriyle oluşturdukları zıtlık nedeniyle Mansana de le Discordia (Anlaşmazlık Bloğu) deniliyor. Uzaktan çektiğim -cep telefonuyla- bir fotoğrafta aslında üç ev yan yana görünüyor.

Mansana de le Discordia

Mansana de le Discordia

Bu evlerin kuzeyinde, birkaç blok uzakta Gaudi’nin ustalık eserlerinden biri olan 1905-10 yılları arasında yaptığı Casa Mila ya da diğer adıyla La Pedrera (Taş Ocağı) yer alıyor. Bu evin çatısındaki bacaların görünümü ve balkonlarındaki demir işi ön plana çıkıyor. Dalgalı taş ve eğilip bükülen demir balkonlar biraz da ürkütücü bir görüntü veriyor. Bacalar ise gözleri olan ve etrafı kollayan taş heykeller gibi duruyor. İçindeki sergi alanında Gaudi’nin eserleri sergileniyor (Caixa de Catalunya).

Casa Mila

Casa Mila

Casa Mila

Casa Mila

Bu ilginç evlerden sonra Passeig de Gracia caddesi boyunca etrafı izleyerek keyifli yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Passeig de Gracia

Passeig de Gracia

Passeig de Gracia

Passeig de Gracia

Ve şehrin önemli meydanlarından Plaça Catalunya‘ya geliyoruz. Burası bir buluşma yeri, oturup etrafı izleme yeri, bir mola yeri… Kısacası ortadaki fıskiyesi, güvercinleri, çiçekleri, heykelleri ve etrafındaki birbirinden güzel binalarıyla çok güzel bir meydan.

Plaça Catalunya (Katalan Meydanı)

Plaça Catalunya (Katalan Meydanı)

Plaça Catalunya (Katalan Meydanı)

Plaça Catalunya (Katalan Meydanı)

Bu meydanı geçtikten sonra şehrin en turistik, hareketli, neşeli, kalabalık caddesi olan Las Ramblas (La Rambla) başlıyor. Yaklaşık 2 km. uzunluğundaki ve bitiminde Kristof Kolomb heykeliyle deniz tarafı olan Barceloneta‘ya açılan bu yürüyüş caddesi turistlerin en çok uğrak yerlerinden biri.

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

Ayrıca bu caddeye bağlanan ara sokaklar da ilgi çekici detaylar ve görülmesi gereken yerlerle dolu. Las Ramblas boyunca ilginç kıyafetleriyle sokak şovu yaparak bahşiş toplamaya çalışan göstericiler yer alıyor. Sokaktan her geçtiğimizde farklı şovlara denk geldik.

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

Burası ayrıca çiçekçiler ve yemek yerleriyle dolu bir cadde. Yemek demişken İspanyol pilavı olan ve deniz mahsulleriyle yapılan meşhur “paella” her yerde karşımıza çıkıyor. Çok da severim aslında; ama hamileliliğim nedeniyle midye, karides gibi deniz kabuklularını yemem tavsiye edilmese de bir kereden bir şey olmaz deyip yemeden dönmemeye kararlıyım.

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla

La Rambla   

Ara sokaklara sonra gireriz diye düşünüp güneşli havada önce deniz kenarına gidelim diyoruz. Caddenin sonunda Amerika’yı keşfinden sonra İspanya’ya dönen Kolomb’un anısı üzerine 1888’de yapılan denizi işaret eden Kristof Kolomb heykelini (Mirador de Colom) görüp marinaya doğru ilerliyoruz.

Kristof Kolomb Heykeli

Kristof Kolomb Heykeli 

Barceloneta

Barceloneta

Deniz üstündeki küçük köprüden –Rambla de Mar– ilerleyip bir alışveriş merkezinin (Maremagnum), çok şık restoranların, Imax sinema ve akvaryumun olduğu bölgeye, Barceloneta‘ya geçiyoruz. Bu limanın Akdeniz’e açılan yerinde plajlar uzanıyor. Yaz mevsiminde pek çok turist denize girmek için de buraya geliyormuş. Barceloneta’nın hemen yukarısında Katalonya Parlamentosunun, hayvanat bahçesi, jeoloji ve zooloji müzelerinin de olduğu Parc de la Ciutadella yer alıyor. Şehrin yeşil mekanlarından biri olsa da çok büyük olduğundan yeterli zaman kalmayacağı için biz oraya uğramadan marinada biraz dinlendikten sonra tekrar Barri Gotic bölgesine doğru ilerliyoruz. Barri Gotic’in ara sokaklarında tarihi binaların arasında dolaşıp Katedral’in olduğu bölgeye geliyoruz. Gotik tarzı, bir bölümü restorasyonda olan devasa katedral (The Cathedral of Santa Eulalia), 1300’lü yıllara dayanan bir tarihe sahip. 70 metre yüksekliğiyle 19. yy.’dan kalma ana cephesi görülmeye değer. Kuleleri, vitraylı pencereleri ve melek figürleriyle dikkat çekiyor. Hava kararmak üzere olduğundan ve ne yazık ki fotoğraf makinesi yerine bir cep telefonuyla idare ettiğim için bugünlük son durağımız katedral olacak. Zaten ayaklarımız ve belimizin ağrısından kıpırdayacak halimiz de kalmadı. Üstelik birden başlayan yağmura yakalanınca saçak altlarında beklesek de sırılsıklam olduk. Ertesi güne daha sağlıklı olacağımızı umarak dinlenmek üzere hostele gidiyoruz. Birkaç saat dinlenip yağmur kesilince tekrar caddelerde dolaşıp kahve içmeye çıkıyoruz.

Barselona Katedrali

Barselona Katedrali

Barselona Katedrali

Barselona Katedrali

İkinci gün ilk durağımız Gaudi’nin şehre damgasını vurmuş en önemli başyapıtı olan La Sagrada Familia. Gaudi, yapımına baş mimar olarak 1883 yılında başladığı ve hayatını adadığı bu eseri ne yazık ki bitiremeden ölmüş. 1926 yılında inşaata giderken tramvay çarpması sonucu ölen Gaudi’yi kaza sırasında insanlar tanımasa da, bugün Barselona denince ilk akla gelen isim olmayı başarmıştır. La Sagrada Familia cephesinde ise mimarlar ve heykeltıraşların Gaudi’nin çizimlerine sadık kalsalar da kendi dokunuşlarıyla çalışmaları sürmektedir. Bu eşsiz eseri yapım aşamasında görmeye gelen ziyaretçilerin finanse ettiği projenin 2030’lu yıllarda bitirileceği planlanmaktaymış. Gaudi, Hıristiyanlığın 12 havarisine ithafen bu kiliseyi 12 kuleli olarak yapmayı planlamış; ancak 100 metre yüksekliğindeki 18 çanlı olan sadece bir tanesini 1925 yılında tamamlayabilmiştir (bugün 8 tanesi bitirilmiş durumda).

Eserin iki önemli cephesinden biri Gaudi’nin yaptığı İsa’nın Doğumu Cephesi. Üzerinde öyle çok detay var ki fotoğraf makinemi evde unuttuğuma bir kere daha yanıyorum. Aşağıdaki fotoğraflarda eski ve yeni yapılanın renk farkından açıkça belli olduğu bölümler ve iç cephedeki vitraylı pencereler görünüyor. 

İsa'nın Doğumu Cephesi

İsa’nın Doğumu Cephesi

İsa'nın Doğumu Cephesi

İsa’nın Doğumu Cephesi

İsa'nın Doğumu Cephesi

İsa’nın Doğumu Cephesi

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

Diğer önemli cephe ise Büyük Çile Cephesi. Bu bölüm Josep Subirach’ın 1978-2002 arasında yaptığı İsa’nın çarmıha gerilişini ve acı çekmesini anlatıyor. Subirach’ın tarzıyla orijinal eser arasındaki farklar nedeniyle eleştirenler de olmuş beğenenler de. Bence genel yapıya uymayan, keskin hatlı, sert heykeller kullanmış.

Büyük Çile Cephesi

Büyük Çile Cephesi

Büyük Çile Cephesi

Büyük Çile Cephesi

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

La Sagrada Familia

Çalışmaları devam eden eseri arkamızda bırakıp Gaudi’nin tamamlayamadığı başka bir eserine doğru yola çıkıyoruz. Aralarındaki mesafe uzun olduğundan metroya binerek Vallcarca durağında inip tabelaları takip ederek yürüyoruz (burası şehrin en kuzeyi olan Gracia bölgesi). Bir süre düz yürüyüp sonra da tepeye çıkmak biraz efor istiyor. Tepeye çıkan yokuşun tamamında olmasa da yürüyen merdiven var, yine de biraz yoruyor. Sonunda Parc Güell‘e Baixada de la Glaria kapısından ulaşıyoruz. Şehrin kuzeyindeki bu park, aynı zamanda tepeden şehri görmek için de yemyeşil güzel bir yer; ama burayı özel yapan tabi ki Gaudi’nin eserleri. Arkadaşı Eusebi Güell’in satın alıp şehir parkı yapmak istediği bu alanda 1900-1914 arasında çalışarak bu eserleri yapar. Sonra finansal problemler nedeniyle proje yatsa da yaptığı kadarıyla bile parkta Gaudi’nin yaratıcı hayal gücünü ve renkli kişiliğini görmek mümkün. Seramikleri parçalayıp sonra kırık seramiklerden desenler oluşturması (trencadis deniliyor) bu parkta çok fazla dikkat çekiyor. Hansel ve Gratel masalından fırlamış gibi görünen trencadis iki sevimli ev, kertenkele, kıvrım kıvrım uzanan oturma blokları, tavan süsleri her biri ayrı güzel. Kertenkelenin başında pek çok turist fotoğraf çektirme sırası kapmaya çalışırken insansız bir kare bulmak için 10 dakikadan fazla başında durmak zorunda kalıyorum.

Park Güell'de Kertenkele

Park Güell’de Kertenkele

Park Güell'de Kertenkele

Park Güell’de Kertenkele

Merdivenlerden yukarı çıkıp rengarenk kıvrımlı oturma bloklarının güzelliğine dalıyorum. Arkadaki geniş alanda çocuklar top oynuyor, insanlar dolaşıyor, spor yapıyor. Turistik olduğu kadar yerel halkın da günlük yaşantısında gelmeyi tercih ettiği bir yer burası.

Park Güell'de Oturma Blokları

Park Güell’de Oturma Blokları

Park Güell'de Oturma Blokları

Park Güell’de Oturma Blokları

Park Güell'de Oturma Blokları

Park Güell’de Oturma Blokları

Park Güell'de Oturma Blokları

Park Güell’de Oturma Blokları

Bu noktadan hem kıvrımlı rengarenk oturma blokları hem de masalımsı evler çok güzel görünüyor. Fotoğraflarda çok belli olmasa da evlerin çatılarında tabi ki kırılmış seramiklerden oluşturulmuş mozaik dokular var. Uzun mavi-beyaz kulesi olan evin içinde Gaudi eserlerinden oluşan kitaplar, hediyelik eşyalar vb. bir şeyler satılıyor.

Park Güell'de Masalımsı Evler

Park Güell’de Masalımsı Evler

Park Güell'de Masalımsı Evler

Park Güell’de Masalımsı Evler

Park Güell'de Masalımsı Evler

Park Güell’de Masalımsı Evler

Park Güell'de Masalımsı Evler

Park Güell’de Masalımsı Evler

Bulunduğum alanın tam altında ise tavanda yine kırılmış seramiklerden yapılmış tavan süsleri çok güzeller. 15 hektarlık parkın içinde Gaudi’nin 20 yıl yaşadığı evi de müze haline getirilmiş ve ziyarete açık.

Park Güell'de Tavan Süsleri

Park Güell’de Tavan Süsleri

Park Güell'de Tavan Süsleri

Park Güell’de Tavan Süsleri 

Bu eğlenceli parktan Carrer d’Olot kapısından çıkıp Lesseps durağından metroya binerek şehrin önemli başka bir noktasına, Montjuic bölgesine doğru gidiyoruz. Plaça Espanya (İspanya Meydanı); Ulusal Katalonya Sanat Müzesi’ne ev sahipliği yapan Ulusal Saray (Palau Nacional), hemen arkasında Montjuic parkının da olduğu geniş bir meydan. Merdivenler, arkasındaki fıskiye, yeşil alanlar, çiçekler ve sarayın güzelliğiyle yaz mevsiminde çok keyifli olacağını düşündüğüm bu meydanda, keskin rüzgarda biraz etrafı seyrediyoruz. Buradan biraz ileride Poble Espanyol (İspanyol Köyü) adı verilen İspanya’daki meşhur binaların ve caddelerin küçültülmüş halleriyle yer aldığı bir alan bulunuyor; ama saat geç olduğundan, hava karardığından biz gidip göremedik.

Ulusal Saray (Palau Nacional)

Ulusal Saray (Palau Nacional)

Ulusal Saray (Palau Nacional)

Ulusal Saray (Palau Nacional)

Barselona’daki üçüncü günümüzde uçuş saatinden önce La Rambla civarındaki görmediğimiz yerleri görmeyi planlıyoruz. İlk önce Plaça Reial‘a (Kraliyet Meydanı) gidiyoruz. Bu meydan, La Rambla’nın hemen yakınında; ama bir o kadar kalabalık ve gürültüsünden uzak, neoklasik evlerle çevrili, ortasında palmiye ağaçları ve Gaudi’nin tasarladığı (1789) sokak lambaları, demirden çeşmesi, evlerinde altında kafeleri olan sevimli ve keyifli bir alan. Öğreniyoruz ki bu sakinlik ve huzurlu ortam pazartesi sabahı olmasından kaynaklanıyormuş. Özellikle geç saatlerde geceyi eğlenceli geçirmek isteyenlere göre hareketli, canlı ve kalabalık oluyormuş bu meydan. Ben bu sakinliğini beğendim. Akşamını görmekse bizim için çok geç…

Plaça Reial (Kraliyet Meydanı)

Plaça Reial (Kraliyet Meydanı)

Plaça Reial (Kraliyet Meydanı)

Plaça Reia (Kraliyet Meydanı)

Bu güzel meydandan La Rambla’ya çıkıp karşıya geçince Palau Güell dar bir sokakta karşımıza çıkıyor (Bu sokakta birkaç Türk restoranı da var). Bu yapı, Eusebi Güell’in zengin komşularınkinden daha güzel bir ev inşa etmesi için Gaudi’ye sipariş vermesiyle 1886 yılında yapılmaya başlamış. Gaudi’nin erken dönem eserlerinden biri olan Palau Güell, demir giriş kapısı ve çatısındaki trencadis mozaik bacalarıyla dikkat çekse de ne yazık ki bacalar fotoğraflarda belli olmuyor.

Palau Güell

Palau Güell

Palau Güell

Palau Güell

Palau Güell

Palau Güell

La Rambla caddesinin sol ve sağ tarafı birbirinden çok farklı iki bölge. Denize sırtımızı dönünce La Rambla’nın sağ tarafı Barri Gotic olarak geçen tarihi binaların, katedralin vs. olan bölge; sol tarafı yani Palau Güell’in olduğu sokak ve ilerisi ise El Raval olarak geçiyor. Burası Katalan olmayanların (daha çok Asyalı halkın) yerleşim ve yaşam yeri görünümünde. Etnik restoranlar ve indirimli ürünler satan dükkanlar var. Şehrin diğer bölümlerine göre dikkat çekici derecede özensiz, bakımsız ve hatta biraz ürkütücü geldi bize. Bir de antik hastane kompleksi (Antic Hospital de la Santa Creu) var ki bugün eğitim ve kültürel organizasyonlar için kullanılıyormuş. Güzel bir avlusu var. Bu bölgede adı La Rambla del Raval (Raval’ın La Ramblası) olan bir cadde de var. Çakma La Rambla diyebiliriz yani. Tabi aslına göre -sağlı sollu bol palmiyeli olması dışında- hiçbir şey olmayan bir cadde. Yine de şehir plancıları burayı daha çok tercih edilir bir cadde yapma yolunda uğraşıyorlarmış.

El Raval

El Raval

El Raval

El Raval

Bence El Raval’ın gerçek La Rambla üzerinde de kapısı olan en güzel yeri, Mercat de la Boqueria. Yani yiyecek pazarı. Konum olarak La Rambla caddesinde çok güzel bir yeri olan pazarın içi de çok güzel. Bu pazarda daha önce hiç görmediğimiz tropik meyveler, onlarca çeşit mantar, peynir, balık, et ürünleri, çikolata, kuruyemişler ve o anda pişirilip servis yapılan yemek yerleri kesinlikle çok güzel. Rengarenk meyveleri dilimleyip şeffaf plastik kutularda boyutlarına göre 1-3 Euro arasında satıyorlar da.

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Mercat de la Boqueria

Farklı meyvelerden alıp tattıktan sonra pazardan çıkıp Liceu‘ya doğru yürüyüp 1929 yılından beri hizmet veren meşhur bir kafeye gidiyoruz. Cafe de l’Opera; La Rambla üzerinde girişi olan, eskiliğini koruyan, yuvarlak, küçük, ahşap masaları, duvarlarda resimleri, aynaları olan bir yer. Kahvaltılık, atıştırmalık, tatlılar ve içki servisi olan kafede bizim tatmak istediğimiz meşhur tatlıları olan “xurros amb xocolate“.

Cafe de l'Opera

Cafe de l’Opera

Cafe de l'Opera

Cafe de l’Opera

Sıcak hamur kızartması, yanında bir fincan sıcak çikolatayla servis ediliyor. Hamur sıcak çikolataya batırılarak yeniyor. Sunumu ve yeme tarzı hoş olsa da tadı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Daha güzel olmasını beklerdim. Adını hatırlamadığım diğer tatlıyı vitrinde beğenip sipariş etmiştim, o daha güzeldi. Yine de bu kafe uğranılası bir yer.

xurros amb xocolate

xurros amb xocolate

xurros amb xocolate

xurros amb xocolate   

Böylece Barselona’nın altı bölgesinin hepsine adım atmış olarak; ama hiçbir müze vs. kapalı mekanı dolaşamadan 2,5 günü bitiriyoruz. Bu kadar zaman bize yetmedi ne yazık ki. Yine de görülmesi gereken yerleri dışarıdan da olsa görerek Barselona’da keyifli zaman geçirmiş olmaktan dolayı mutlu; ama bu gezi bittiği için de hüzünlü ayrılıyoruz. Gaudi’nin modernista yapıları, marinası, tarihi binaları, caddeleri, parklarıyla aklımızdan çıkmayacak bir şehirdi Barselona. Belki bir gün tekrar görüşürüz!

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan
Gezi Tarihi: 28-30 Kasım 2009

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
2 Responses
  1. Slm,
    La Sagrada Familia için bir yazı hazırlıyorum. Çekmiş olduğum resimlerin yanına sizden alıntı yapabilir miyim? Teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir