Basel: Üç Ülke – Üç Kültürün Kesişme Noktası

İsviçre’nin kuzeybatı ucunda, üç ülkenin, üç kültürün kesiştiği nokta, küçük ve sevimli şehir Basel… Almanya, Fransa ve İsviçre’nin (Mulhouse-Fribourg-Basel) ortak kullandığı havaalanı alan EuroAirport‘tan çıkar çıkmaz her şeyin düşünüldüğü ve tıpkı İsviçre saatleri gibi her şeyin tıkır tıkır işlediği modern bir Avrupa şehrine giriş yaptığınızı hissediyorsunuz.

Yanımızdaki kağıt İsviçre Frank’ını havaalanı içindeki makineye atıp yerine bozuk paralar alıp yine havaalanı içindeki turist merkezinden ücretsiz Basel haritamız ve şehir rehberlerimizi de alarak dışarı çıkıyoruz. İşte yine karşımızda bir makine, şehir merkezine gidecek olan 50 numaralı otobüse binmek için gerekli olan bileti, makineye 3.80 Frank atarak alıyoruz. Tabi bu 3.80 CHF, hizmetin karşılığı olan bir para, yoksa şoförün bilet kontrolü falan yaptığı yok! Biletini almadan binen de yok!

Yol, 15-20 dakika sürüyor ve son durak Basel’de en çok kullandığımız yer olacak olan tren istasyonuna (Basel SBB) geliyoruz. Buradan kalacağımız hostel 2-3 dakika yürüme mesafesinde olduğundan önce oraya gidip bavulumuzu bırakıp nihayet şehri keşfe çıkıyoruz.

Basel SBB

Basel Tren İstasyonu

Basel SBB

Basel Tren İstasyonu 

İsviçre’ye gitmeden önce internetten araştırma yapmış ve gitmeyi planladığımız şehirlerle ilgili şehir rehberleri edinmeye çalışmıştım; ama buna pek de gerek yokmuş. İsviçre’de gittiğimiz tüm şehirlerde, tren istasyonlarında turist merkezleri vardı. Haritasız gezemeyenlerden olduğumdan turist ofislerini çok seviyorum, mutlaka uğrayıp harita, broşür, rehber vs. alıyorum. Hepsinde de çok güzel haritalar ve rehberler bulunuyor. Hatta benim internetten indirdiğim birçok broşür vb.’nin gerçeğini de buldum:) Basel ile ilgili broşürleri topladıktan sonra tren istasyonuna sırtımızı vererek elimizde harita dümdüz yürümeye başlıyoruz. Yemyeşil ağaçlar içindeki küçük parklardan geçe geçe nehir kıyısına ulaşmayı planlarken çevredeki hiçbir güzelliği kaçırmamaya çalışıyorum. Elimdeki şehir rehberine göre, Basel’in merkezini (Old Town) gezmek için beş farklı rota var. Her biri Basel’in tarihinden önemli kişilerin isimleriyle anılıyor ve bir renkle gösteriliyor. Ortalama yürüyüş süresi ve yol boyunca görülecekler de sıralanmış. Biz Erasmus’un izinden gitmeyi (Erasmus Walk-kırmızı hat) tercih ediyoruz; ama Basel küçük bir şehir, biraz da Hans Holbein, Jacob Burchardt ve Paracelcus’u takip edebiliriz. Yürürken hangi rotayı gezdiğinizi görmeniz için duvarlarda işaretler var. Aslında tüm rotalar Marktplatz’dan başlıyor; ama biz tam ters istikametten başladığımız için en son oraya gideceğiz.

Ren Nehri, bütün güzelliğiyle Küçük Basel ve Büyük Basel olarak şehri ikiye ayırıyor. Büyük Basel (GrossBasel), pek çok tarihi evin yan yana sıralandığı, yer yer daracık sokakları, meydanları, katedrali (Münster) ve gösterişli belediye binasıyla (Rathaus) dikkat çekiyor. Katedral meydanı (Münsterplatz), yıl boyunca konser, açık hava sineması gibi çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir yer. Meydanda bir sakinlik, huzur ve keyifli bir hava var.

Münster

Münster

Münster Meydanı

Münster Meydanı  

Meydanın önünden devam edince karşımıza çıkan Kültür Müzesi‘ne giriyoruz. Çeşitli kültürlere ait geçici sergilemelerin olduğu müze de ayrıca Basel Festivali’nde kullanılan maskeler vb. sergilendiği bölümler de var. Maskeler ve canlandırmalar oldukça güzel.

Kültür Müzesi

Kültür Müzesi

Kültür Müzesi

Kültür Müzesi 

Bu müzenin hemen yanında bir de Doğal Tarih Müzesi (Naturhistorisches Museum) var. Bir uğrayıp bakalım diye girdiğimiz müzede saatlerce kaldık. Londra‘nın doğal tarih müzesi ünlüdür; ama Basel’deki bu müzeyi sanırım hiç unutmayacağım. Girişte, müzedeki gezi planını gösteren bir broşür veriyorlar ve günün yorgunluğuna rağmen tüm enerjimizi toplayıp katları gezmeye başlıyoruz. Müzede, mikroskopla bakılan küçücük canlılardan devasa mamutlara kadar pek çok hayvan görmek mümkün. Her canlı, kendi türündeki hayvanlarla birlikte çok güzel bir dekorasyonla ve ilgi çekici bir şekilde sergileniyor. Balıklar, kuşlar (seslerini zile basıp dinlemek mümkün), dinozorlar, böcekler her biri öyle güzeldi ki. Tanıtım yazıları her ne kadar sadece Almanca olsa da yine de kesinlikle gezilmesi gereken bir müze olduğunu düşünüyorum. Gerek tür zenginliği gerekse tasarımıyla gerçekten çok güzeldi.

Doğal Tarih Müzesi

Doğal Tarih Müzesi

Doğal Tarih Müzesi

Doğal Tarih Müzesi 

Müzeden çıktıktan sonra serin; ama güneşli havaya çıkıp nehrin güzelliğini karşıdan seyredip çok güzel bir taş köprü olan orta köprüden geçerek (Mittlere Brücke) Küçük Basel’e gidiyoruz. Küçük Basel, eski şehirden daha farklı, daha modern binaların olduğu, daha yeni bir bölge. Alışveriş alanları, kalabalığıyla oldukça hareketli. Gelip geçen şehir yaşantısını seyredip bir yorgunluk kahvesi içmek için bir kafeye oturuyoruz.

Mittlere Brücke

Mittlere Brücke

Mittlere Brücke

Mittlere Brücke 

Kısa bir dinlenmenin ardından tekrar yürüyüşe başlayabiliriz. Kalabalık caddeyi geçip köprü üstünden tekrar Büyük Basel bölgesine varınca kırmızı ve süslü görüntüsüyle şehrin simgesi olan belediye binasının olduğu yere gidiyoruz (Marktplatz).

Rathaus

Rathaus

Rathaus

Rathaus 

Meydanda küçük bir pazar kurulu, çeşit çeşit peynirler, zeytinler, fast food tarzı yiyecekler ve sebze-meyvenin olduğu bu meydanda birkaç peynir tadıyoruz. Hepsi de çok lezzetli; ama oldukça pahalı.

rathaus3

Marktplatz

rathaus4

Marktplatz 

Akşam olmak üzere, hava kararmadan önce görmeyi çok istediğim bir yer için tramvaya binerek (6 numara) Heewagen durağında inip kısacık bir yürüyüşle Basel Hayvanat Bahçesine (Basel Zoo, kısaca Zolli) varıyoruz. Burası tren istasyonuna (Bahnhof SBB) çok yakın, şehrin içinde çok büyük bir alana kurulu ve harika bir yer. Müzede gördüğümüz pek çok hayvanın canlısını çok yakından göreceğim için heyecanlıyım. En çok penguen ve kanguruları görmek istiyordum. Girişte kişi başı 16 CHF vererek bilet alıyoruz ve yine bir gezim planı gösteren broşür veriyorlar (Neyse ki bu broşür Almanca-İngilizce olarak yazılmış. İsviçre’de dört tane resmi dil var; ama en çok Almanca ve Fransızca konuşuluyor. Basel, Almanca konuşulan bir kanton; ancak Almancadan da telaffuz olarak biraz farklı olunca zaman zaman zorlandık. İngilizcesi yazmayan ambalajlar (marketlerden bir şeyler alırken), broşürler ve sadece Almanca anons yapılan trenler bir süre sonra İngilizce bir sözcük görünce sevinmeme yol açıyor).

zolli1

Basel Zoo -Zolli-

zolli2

Basel Zoo -Zolli- 

Hayvanat bahçesinde, tüm hayvanlar kendi türlerindeki hayvanlarla birlikte özel alanlarda bulunuyor ve birbirlerini rahatsız etmeden kendilerine ayrılan geniş alanda gezebiliyorlar. İsviçre kanunlarına göre, hayvanlara yiyecek vermek yasak; ancak broşürde bazı hayvanların beslenme saatleri yazıyor. Bu saatlerde orada olursanız bakıcılarının onları nasıl beslediklerini görmek oldukça güzel. Ayrıca çocuklar için Midilli tarzı minik atlara binme veya onları yürüyüşe çıkarma zamanları var. Yapay bir göl içindeki denizaslanlarının kaygan vücutlarıyla sudaki kıvrak yüzüşlerini izlemek için tribünler var. Çok şanslıyız ki, beslenme saatlerine (16.30) denk geliyoruz. Bakıcıları elinde bir kova balıkla gelince hepsi de şova başlıyor. Tepedeki kayalık alana çıkıp uzaktan atılan balıkları yakalayıp yutup tekrar suya atlıyorlar. Havada balığı yakalamada çok başarılılar ve gerçekten de şov yaptıklarının farkında gibiler.

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli- 

Orada oturup bir süre onları izledikten sonra gergedanların da yemek saatine denk geliyoruz. Devasa gövdeleriyle, kat kat sert derileriyle ilginç olan bu hayvanların mısırları kocaman ağızlarıyla bir çırpıda yemelerinden sonra nihayet penguenleri görüyorum.

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Boyları kısacık, birçok sevimli penguen, ufak gölde yüzüp sudan çıkınca kanatlarını sallıyorlar.

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Parkın içinde çeşitli hayvan evleri de var. Örneğin kuş evinde ağaçlandırılmış; ama kapalı bir alanda kuşların serbest halde uçuşlarını görüp seslerini dinlemek mümkün.

Flamingolar, zürafalar, leoparlar gibi açık alandaki görmesi çok keyifli hayvanlardan sonra, A giriş kapısına çok yakın kapalı bir alana giriyorum. Dışarıdan bakınca hiç belli olmasa da çok büyük bir alan ve içeride ayrı ayrı bölmelerde özellikle su canlıları var.

kolaj1 kolaj2

 Her bir canlı, kendi özel bölmesinde suda salınırken, balıklar, timsahlar, yılanlar vb. birçok hayvandan sonra favori hayvanım olan imparator penguenlerini görünce çok seviniyorum. Camla kaplı, kapalı bir alandalar ki sanırım soğutulmuş bir alan. Öyle asil, öyle güzeldiler ki favori belgeselim “İmparatorun Yolculuğu”nu izler gibiyim.

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Basel Zoo -Zolli-

Hayvanat bahçesinden ayrılırken öyle keyifliydim ki, uçakla gece yolculuğu yapmış ve hiç dinlenmeden bütün gün adım adım şehri gezdikten sonra hayvanat bahçesinde geçirdiğim her dakika yine de muhteşemdi. İsviçre’deki ilk günümüzde Basel’de yorgun da olsak gerçekten unutulmayacak bir gün yaşadığımızı düşünüyorum.

Basel, 164 bin nüfusuyla İsviçre’nin (toplam nüfus 7 milyon, nerdeyse İstanbul’un yarısı tüm ülke) önemli şehirlerinden. İlaç sanayi oldukça ilerlemiş durumda. Özellikle üç ülke arasında yer aldığından ticari fuarlarıyla da ön plana çıkmakta. Ren Nehri’nin güzelliği çevredeki birçok tarihi binayla buluşunca güzel bir manzarası ve keyifli bir gezi şehri olması, müzeleri, yeşil alanlarıyla Basel sevdiğim şehirler arasında yerini alıyor. Hava kararınca, bundan sonraki günlerde Basel’de kalacak olmamıza rağmen, her gün başka bir şehri gezmeye gideceğimiz için Basel’de görmediğim birkaç yeri üzülerek bıraksam da çok güzel bir gün geçirdiğim küçük ve sevimli Basel’in, İsviçre içinde benim için özel bir yeri olacak sanırım.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: Eylül 2008

Category: İSVİÇRE  Tags:
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir