Beşiktaş Ihlamur Kasırları

“Her hafta bir kasır” gezilerime bu hafta Beşiktaş Ihlamur Kasrı ile devam ediyorum. Çocukluğum Beşiktaş’ta geçtiği için yıllar önce buraya defalarca gelsem de bir kere daha görmek ve bu sefer fotoğraflamak güzel olacak. Bilet alırken asıl köşk tadilatta olduğundan sadece bahçesini gezebileceğimi öğrenince biraz canım sıkılsa da mükemmel bahçesi ve tadilat sonrası bir kere daha gelirim, iyi olur düşüncesiyle rahatlayıp oğlumla bahçeyi gezmeye başlıyoruz. Köşke girilmediğinden bahçeye giriş ücreti sadece 1 TL.

Girişte hemen karşımıza asimetrik bir havuz çıkıyor, kenarlarında aslan heykelleri ve ağacın altında gölgede dinlenen bir çift ördeğiyle… Havuzun kenarlarındaki çiçek döken manolyalar gerçekten de çiçeklerini havuza dökmüşler. Arkada ise bahçede bulunan üç binadan biri ve şu an tadilatta olduğu için kapalı olan Merasim Köşkü var.

Merasim Köşkü, Sultan’ın resmi amaçlı kabul ve törenleri için kullanılıyormuş. Göremesek de bir giriş salonu ve salona açılan sağlı sollu birer odadan oluşuyormuş. Köşkün dış görünümü dikkat çekici bir taş işçiliğine sahip. İki yanda döner mermer merdivenler ahşap dev kapıya ulaşıyor. Kapının her iki yanında ve üstünde taş kabartmalar var.

Merasim Köşkü

Etrafında yer alan ağaçlar ve özellikle de yeni yeni açmaya başlayan erguvanlarla birlikte çok güzel bir görüntüsü var.

Merasim Köşkü -detay-

Merasim Köşkü -detay-

Bu bölgede, yani Beşiktaş ile Nişantaşı arasındaki vadide, önceleri dinlenme ve mesire yeri olarak kullanılan bir bahçe varmış. Sultan III. Ahmet (1703-1730) döneminde burası ‘hasbahçe’ye dönüştürülmüş yani hünkârın bahçesi olmuş. Daha sonraları diğer padişahlar burada düzenleme yaparak kullanmışlar. Sultan Abdülmecit ise burada bulunan sade bağ evinin yerine dönemin ünlü mimarı Balyan’a iki köşk yaptırmış (1849-1855). İşte şimdi tam karşımdaki köşk bu: Merasim Köşkü.

Köşkün tam karşısında köşkten bile daha yüksek iki manolya ağacı var. Zaten bahçede çiçek döken manolyalar, büyük çiçekli manolyalar, gingko bilobalar, ıhlamur, çınar, servi, defne, atkestanesi ve karayemiş gibi birçok ağaç var.

Köşkün yanından yürürken sol tarafta set bahçesi tarzında düzenlenen içinde yapay bir göl ve fıskiye bulunan yürüyüş alanları da var.

Yine alt kısımda yapay gölün etrafındaki kırmızı laleler yemyeşil doğanın içine harika bir görüntüye sahipler.

Bahçede yürümeye devam ederken karşımıza dişi bir tavus kuşu çıktı. Görünce önce şaşırdık; ama o buranın yerlisiymiş meğer. Birazdan erkek tavus kuşunu ve sonra çimenleri yiyen tavşanları, ağaç dallarında gezinen sincapları da görünce çok hoşuma gitti.

Diğer köşk ise padişahın maiyeti ya da haremi olarak kullanılan Maiyet Köşkü. Merasim Köşkü’ne göre daha küçük ve sade görünüyor. Bu ikisine birden Ihlamur Kasırları deniyor.

İki katlı olan Maiyet Köşkü ve çevresi yazlık kafeterya olarak kullanılıyor. Alt katı kafeteryanın mutfağı ve hediyelik eşyaların satıldığı odadan; üst katı ise dört tane küçük odadan oluşuyor. Burada da tadilat devam etmekle birlikte içeri girilebiliyor. Maiyet Köşkü’nün yüksek pencereleri ve renkli mermerden yapılma duvarları ve dev avizeleri var. Odalar küçük küçük, yine de görkemli. Tabi şimdi kafeterya olduğundan içlerinde basit masa-sandalyeler var.

Biz de bahçedeki masalardan birine oturup bir çay içelim derken tavus kuşları gayet rahat masaların arasında, bahçede dolaşıyordu. Bir gözüm hep erkek olanda; kuyruğunu açsa da görsem diye bekliyorum. Erkek tavus kuşu dişisine kur yapmak amacıyla kuyruğunu açar ve heybetli muhteşem kuyruğunu beş dakika kadar sağa sola dönerek gösterir. Dişinin görüntüsünde güzel kafası dışında bir numara yok, geri kalanı tavuk gibi; ama erkeği kuyruğu kapalıyken bile gösterişli, zarif…

Derken tam da idari binanın kapısının önünde kuyruğunu açıyor, hemen fotoğrafını çekmek için oraya koşuyoruz. Kapının önünde açması ve kapının yanında “ziyarete kapalı bölüm” yazması da hoş bir tesadüf oldu. Sanki kapının koruması gibi içeri girişe izin vermeyen tavus kuşu benim çok hoşuma gitse de oğlum biraz korktu.

Tavus kuşu şovunu yaptıktan sonra kuyruğunu kapattı ve biz de masamıza döndük. Zaten beklediğimiz herkes de gelip masaya yerleşmişti. Annemler, halamlar, kuzenler hepsini “Deniz’i çimenlere salalım, biz de bahçe keyfi yapalım” diyerek Ihlamur Kasrının bahçesinde buluşmaya davet etmiştim. Zaten çoğu Beşiktaş’ta oturuyor. Annemler biliyordu tabi; ama diğerlerine söylememiştim. Aslında bir araya gelmek istememin sebebi oğlumun ikinci doğum günüydü.

Tam herkes masalara yerleşti, çaylar geldi, ben oğlumla önceden getirdiğimiz pastayı almaya gitmiştim ki birden herkeste bir telaş, bir koşturmaca. Ne oluyor diye dışarı çıktığımızda aniden çıkan şiddetli bir fırtınayla herkesin içeri kaçmaya çalıştığını, masaların üzerindeki her şeyin yerlere döküldüğünü, ayaklarında mermer olan dev şemsiyelerin yerlerinden çıkarak metrelerce uçtuğunu gördüm. Biz de hemen Maiyet Köşkü’nün merdivenlerinden çıkarak yağmur ihtimaline karşı bizim için hazırladıkları masaya yerleştiğimizde birbirimizin saçlarından yaprak, dal parçalarını ayıklıyorduk. O telaş sırada çalışanlar bizi yerleştirirken “doğum günü grubu” lafları edince herkes niye toplandığımızı anlamış ve niye söylemedin diye bana sitem etmeye başlamıştı.

Tarihi binada mum yakma yasak olduğundan -zaten bizimkinin de mum söndürme gibi bir niyeti olmadığından- pastayı kesip afiyetle yedik. Ayrıca kafeteryada kurabiye, browni, tost gibi yiyecekler de bulunuyor. Oğlumun herkese sürpriz doğum gününü tarihi bir mekânda kutlayalım derken fırtınayla birlikte gerçekten unutulmaz bir gün oldu.

Fırtına biraz sakinleşince ve Deniz kapalı mekânda daha fazla durmayınca tekrar bahçeye çıktık. Hava iyice serinlemişti, yine de biraz bahçede oturup iyice geç olmadan ve köprü trafiğine kalmadan yola çıkarak eve döndük. Bundan sonraki hedefim, Aynalıkavak Kasrı.

Birlikte nice yıllara oğlum, seni çok seviyoruz.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir