Ah Buda Ah Peşte: Tuna’nın Kraliçesi…

Nihayet yollara düşmenin, sabahtan akşama elinde harita, sokak sokak yürümenin vakti geldi. Bu sefer yol bizi Orta Avrupa’ya götürdü. Daha önce Prag‘ı görmüştüm, bu defa Budapeşte ve Viyana da eklendi. Prag’ı ise bir kere daha görmek çok güzel olacak…

yolUçakla Budapeşte Ferihegy Havaalanı, oradan otobüsle devam edecek yolculuktan ülkemize dönüş Prag’tan Ruzyne Havaalanı’ndan olacak. İşte ilk durak Budapeşte:

Buda, Peşte ve Obuda şehirlerinin bir araya gelmesiyle oluşan Budapeşte, Tuna Nehri’nin iki kenarı boyunca uzanıyor. Şehrin siluetini oluşturan devasa yapıları, şehri ikiye bölen Tuna ve üzerindeki değişik tarzlardaki köprüleriyle, Orta Avrupa’da Prag’ın veya Viyana’nın gölgesinde kalmış; ama en az onlar kadar mağrur duran, sevilesi, cana yakın bir şehir…

Uçaktan sabahın erken saatlerinde Budapeşte’ye inince ilk gittiğimiz yer Kahramanlar Meydanı’ydı (Hösök Tere). Yarım daire şeklinde dizili sütunların altında Türklere ve diğer ırklara karşı savaşmış Macar krallarının heykelleri ve heykellerin altında da kahramanlıklarını gösteren kabartmalar var. Ortadaki sütunda ise, yedi Macar kabilesini temsil eden heykeller ve onların üstünde de elinde kutsal Macar hacını tutan Cebrail meleğin heykeli var. Bu meydanın arka tarafı, Varosliget yani kent korusu. Bu korunun içinde, Vajdahunyad Şatosu ve kışın buz pistine dönüşen bir göl, hayvanat bahçesi, lunapark, birkaç müze ve bir hamam bulunuyor.

Budapeşte, kaplıcalar-hamamlar şehri. Roma döneminden kalan hamamlar bulunsa da, Budapeşte’de gerçek hamam kültürü 16-17.yy.lardaki Osmanlı hakimiyeti sırasında kurulmuş. Bugün şehirde 4 tane Türk Hamamı bulunuyor (Rudas, Rac, Kiraly, Csaszar) ki her birine Osmanlı mimarisinin sanat şaheserleri gözüyle bakılıyor. Bu bölgedeki ise muhteşem bahçesi ve barok tarzı mimarisiyle Szechenyi Gyogyfürdö (Szechenyi Hamamı), kentin en sıcak doğal su kaynağının üzerinde yer alıyor. Bu bölgeye şehir merkezinden sarı renkli metro hattıyla ulaşılabiliyor.

Kahramanlar Meydanı

Kahramanlar Meydanı

Kahramanlar Meydanı

Kahramanlar Meydanı

Bu meydanı arkanıza alarak dümdüz ilerleyince Andrassy Caddesi karşınıza çıkar. Bu cadde, Türk Konsolosluğu’nun da bulunduğu, şehrin önemli caddelerinden. Caddenin sonuna doğru duvarlarında büyük bestecilerin heykellerinin olduğu Opera Binası yer alıyor.

Peşte bölümünde yer alan ve şehrin neresinden bakarsanız bakın görkemli bir tablo çizen Parlamento Binası, Tuna Nehri’nin kenarında tüm ihtişamıyla şehre göz süzüyor sanki. Ülkenin en büyük binası olma unvanını da taşıyan, mimar İmre Steindl imzalı neogotik bina, öyle büyük ki (268 m uzunluğunda) tek bir fotoğraf karesine ancak şehrin tepe noktalarındayken sığabiliyor. 1884-1902 yılları arasında yapılan binanın 691 odası varmış. Açık hava film gösterimleri haftası olduğundan bahçesinde birçok sandalye ve büyük bir film perdesi vardı.

Parlamento Binası

Parlamento Binası

Parlamento Binası'nın Buda'dan Görünümü

Parlamento Binası’nın Buda’dan Görünümü

Peşte bölümünün dikkat çeken diğer bir caddesi ise Vaci Utca, trafiğe kapalı bir alan, sağlı sollu mağazaların ve kafelerin yer aldığı uzunca bir cadde.

Vaci Utca

Vaci Utca

Vaci Utca

Vaci Utca

Erzsebet (Elizabeth) Köprüsü’nün Peşte ayağı tarafındaki cadde boyunca yürürken bir ucunda büyük bir hal binası var. Dışarıdan bakınca hal gibi olmayan çok güzel bir bina. İçiyse, biberlerin, etlerin vb. birçok gıdanın vitrinlerden sarkıtıldığı oldukça hareketli ve keyifli, Macar halkının arasına karışıp günlük yaşantılarına girmek için güzel bir yer.

Grand Market Hall

Grand Market Hall

Grand Market Hall

Grand Market Hall

Vaci Caddesi’nde dolaşıp serinlemek için bir şeyler içtikten sonra alt geçitten geçerek caddenin diğer tarafına geçince ise tatlı molası verilebilir; çünkü caddenin bu bölümünün sonunda ünlü bir pastane var. Vörösmarty Meydanı’ndaki Gerbeaud (Jerbo) Kafe 1858’den beri hizmet veren Avrupa’nın en eski ve en büyük pastanesi imiş. İçi barok tarzı döşenmiş bu pastane, şehrin önemli buluşma noktalarından.

Gerbeaud Kafe

Gerbeaud Kafe

Düzlük bir alanda kurulu Peşte bölümünden sonra tepelik olan Buda bölümüne geçmek için Tuna üzerindeki yedisi trafiğe açık dokuz köprüden biri kullanılabilir. Biz Margit Köprüsü’nden geçip önce ortadaki adaya uğramaya karar verdik. Margit ve Arpad Köprüleri arasında kalan yeşillikler içindeki, Macar halkının havuz kenarlarında serinlediği ve güneşlendiği, içinden otobüs de geçen Margit Adası, tekne turlarının da uğrak noktalarından. Sanki şehir içinde bir sayfiye noktası gibi. Bisikletle gezenler, sere serpe çimlere uzananlar, yürüyüş yapanlarla dolu bir ada. Macar halkı spor yapmaya düşkün. Özellikle parklarda koşu yapan birçok kişi gördük. Sanırım hem erkek hem de kadınlarının güzelliğinde spora düşkünlüklerinin katkısı vardır. Yaz sıcaklıklarının mevsim normallerinin çok üstünde olması, alışık olmadıkları sıcaklıklar sebebiyle midir bilinmez, Macar kadınlarının etek-şort boyları boy denemeyecek ölçülere varırken, metrolarda tişörtlerini açıp göbeklerini serinletmeye çalışan veya sokaklarda tişörtsüz gezen erkekler vb. birçok görüntüyle karşılaşmak mümkün.

Margit Köprüsü’nden devam edip Buda’ya doğru geçince başlıca dikkat çeken turistik mekânlardan Matthias Kilisesi, Kraliyet Sarayı ve Balıkçılar Burcu aynı tepe (Kale Tepesi) üstünde kurulmuş. Bu bölüm aynı zamanda UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde de yer alıyor. Matthias Kilisesi çatısı renkli seramik kaplı Macaristan’ın ikinci büyük kilisesi. 13. ve 15. yy.lar arasında yapılmış. Kanuni Sultan Süleyman burayı fethettiğinde burası bir süreliğine cami olmuş ve kendisi de burada namaz kılmış. Bugünkü neogotik tarzı ise 1896 yılında geçirdiği büyük restorasyonda verilmiş. Şimdi de restorasyonda idi.

Kilisenin önünden aşağıya doğru yürüyünce yol direk Kraliyet Sarayı’na çıkıyor. Macar ulusal sembollerinden olan Saray, 13.yy.’dan beri savaşlara ve işgallere tanıklık etmiş. Üç kere tahrip edilmiş ve o dönemin mimari tarzıyla yeniden yapılmış. Şimdiki neo-klasik tarzı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılmış. Peşte’deki Parlamento Binası nasıl Peşte’nin simgesi olarak her yerden görünüyorsa, Kraliyet Sarayı da Buda da bu görevi görüyor.

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Sarayın bahçesinden Peşte manzarasına ve sadece aşıkların gözüne mavi(!) görünen Tuna’ya tekrar tekrar bakıp kiliseye doğru yürüyoruz. Balıkçılar Burcu, 1800’lerin sonunda ortaçağdan kalma bir balık pazarına yapıldığı için adı da Balıkçılar Burcu olmuş. Tuna’ya ve Peşte’ye tepeden bakan yedi burç, merdivenleri, teraslarıyla etkileyici bir manzara oluşturuyor. Bizim yaptığımız gibi akşam üzeri gidip gün ışığında burçları görüp Peşte’ye bakıp meydanın arka tarafında bulunan Miro Kafe’ye gidilebilir. Ressam Miro’nun yeri gibi duran kafe, ilginç dekorasyonuyla hemen ilginizi çeker zaten. Eğri büğrü demirlerden renkli sandalyeleri, turuncu, lacivert duvarları ve hoş atmosferiyle yürüyüşe bir mola vermek için ideal. Akşamları canlı müzik eşliğinde yemek de yenilebilir. Örneğin, Macarların meşhur çorbası olan gulyaş içilebilir. Gulyaş için, bizim tas kebabının daha sulu hali denilebilir. Patates ve sığır etiyle hazırlanan çorba, küçük bir bakracın içinde servis ediliyor. Kıvamlı ve baharatlı kırmızı suyu olan güzel bir çorba. Hava karardıktan sonra ise tekrar burçlara dönüp teraslarından muhteşem ışıklandırılmış Peşte’ye bakınca Tuna üstündeki havai fişek gösterisini gördük.

Balıkçılar Burcu

Balıkçılar Burcu

Balıkçılar Burcu

Balıkçılar Burcu

Burçlardan bakınca sağ tarafta kalan Zincir Köprü (Szécsényi Lanchid) de ışıklandırmasıyla çok güzel görünüyordu. Bu köprü, şehrin ilk köprüsü (1839-1849). Ancak İkinci Dünya Savaşı’nda yıkıldığı için 1949 yılında yeniden yapılmış.

Zincir Köprü -gündüz-

Zincir Köprü -gündüz-

Zincir Köprü -gece-

Zincir Köprü -gece-

Burçlardan yeteri kadar Tuna ve Peşte manzarası seyrettiğimizi düşünüp şehre doğru inerken birden kendimizi bir festivalin ortasında bulduk. Bir platform üstünde dinleyenleri coşturan bir grup canlı müzik yaparken diğer yandan çeşitli yiyecek ve içeceklerin satıldığı stantlar kuruluydu meydanda. Öğrendik ki, o hafta sonu Fransız sokak partisi varmış. Havai fişekler de onun içinmiş. Ne şans! Zaten yaz aylarında Budapeşte’nin her yerinde her zaman bir festival, konser vb. aktivitelere rastlanılabilir. Budapeşte yaşayan bir şehir…

Ertesi günkü rotamızda önce Buda tarafındaki Gellert Tepesi var ki burası şehrin diğer bir yükseltisi. Bu tepede, 14 m yüksekliğinde defne dalı tutan ve barışı simgeleyen bir kadın heykeli var. Bulunduğu bölgeden tüm şehri izlemek mümkün; ama buradaki manzara daha çok yeşilliği çok az olan dümdüz Peşte’nin bina üstüne bina görüntüsü veriyor. Tepeden şehri seyredip aşağıya inince en son göreceğimiz yer olan Gül Baba’ya gidiyoruz.

Gellert Tepesin'den Zincir Köprü

Gellert Tepesin’den Zincir Köprü

Gellert Tepesi'nden Elizabeth Köprüsü

Gellert Tepesi’nden Elizabeth Köprüsü

Margit Köprüsü’nden geçip sağa dönünce Török Ut (Türk Caddesi) boyunca ilerleyince Mescet (Mescit) Sokağı’nda bir tepenin üzerinde yer alan Gül Baba Türbesi karşımıza çıkıyor. Osmanlı’nın Macaristan’ı fethi sonrasında Buda’ya giden Gül Baba, yaşadığı dönemde Macar halkı tarafından sevilmiş ve saygı görmüş bir Bektaşi’dir. Ispartalı Gül Baba, üzerinde taşıdığı güllerden dolayı bu adla anılıyormuş. Osmanlının Buda Kalesi önündeki savaşlarında (1541) şehit düşen Gül Baba’nın türbesi Macarlar tarafından özenle ve saygıyla korunuyor.

Gül Baba Türbesi

Gül Baba Türbesi

Budapeşte’de ulaşım çok rahat. Deak Ter İstasyonu’nda kesişen üç farklı metro hattı (Sarı, mavi, kırmızı) var. Dördüncüsü de yapılmakta. Tramvay, troleybüs ve otobüsler de var. 04.30 ile 23.00 arası çalışıyorlar. 230 Forintlik biletler hepsinde de geçiyor (100 Forint yaklaşık 70 Kuruş). İstasyonlardaki gişelerden, bilet makinelerine bozuk para atarak ya da gazete bayilerinden bilet alınabilir. Biletleri araca binmeden önce onaylatmak gerekiyor. Bize hiç rastlamadı; ama kontroller araç içinde veya çıkış noktalarında sık yapılıyormuş ve onaylatılmamış biletlere ceza kesiliyormuş. Ayrıca 4 hat üzerinde çalışan banliyö trenleri de mevcut (HEV). www.elvira.hu adresinden saatleri ve fiyatları hakkında bilgi alınabilir. Taksilere ise dikkat etmek gerekiyor. Farklı fiyatlara sahip taksiler var. Bazıları serbest çalışıyor ve fiyatları yüksek. Adı olan (bizdeki durağa bağlı taksiler gibi) ve telefonla çağrılan (2 222 222 gibi) taksiler sokakta durdurulan taksilerden daha uygun fiyatlı.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: Temmuz 2007

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir