Ortaçağ Kenti: Cesky Krumlov

Prag’daki üçüncü günümüzde Çek Cumhuriyeti’nin güneyinde, Avusturya sınırına yakın ve çok güzel olduğunu duyduğum Cesky Krumlov’a gitmeye karar verdik.

cesky

 

Prag’tan direk otobüslerle (Florenc İstasyonu) Cesky Krumlov’a gidilebiliyor (180 km). Bilet oldukça ucuz (170 CZK) olmasına rağmen İngilizce anlaşamamaktan doğan ufak tefek problemler olabiliyor; ama bize denk gelen şoför yes-no bile diyemezken söylenen her İngilizce cümleyi bir şekilde tahmin edip cevap verebiliyordu. Örneğin cümle içinde “Prag” sözcüğü geçiyorsa Prag’a varış saatini sorduğumuzu tahmin edip listeden saati gösterme, gideceğimiz durağın adını vb. söyleyebilme yeteneği üst düzeydeydi. Eğer otobüs içinden bilet alırsanız koltuk numarası verilmiyor, boş olan bir yere oturabiliyorsunuz (Tarife için www.jizdnirady.cz bakılabilir). Tren istasyonu ise daha uzakta ve tren otobüse göre daha yavaş. Otobüsle yolculuk normal şartlarda 3 saat sürüyor; fakat bizimki pek normal şartlar altında değildi sanırım. Öğlen saati olmasına rağmen -ve şehirlerarası yol- trafik vardı ve hava her zamankinden daha sıcaktı. Üstelik bize denk gelen kliması olmayan ve eski bir otobüstü. Yolculuk 3,5 saatten biraz fazlaydı ve eğer biraz daha sürseydi oksijen tüpüne ihtiyacımız olacaktı. Neyse ki buna gerek olmadan indik; ama perişan bir halde… Yolculuk çok kötü geçse de, şehri görünce hepsini unuttuk.

Cesky Krumlov

Cesky Krumlov

c_krumlov2

Otobüsten indikten sonra 10-15 dakikalık bir yürüyüşle şehir merkezine geldik. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Cesky Krumlov, sevimli bir ortaçağ kenti. Görür görmez insanı kendine çeken, etkileyici bir havası var. Vltava Nehri’nin kıvrılarak şehir ortasında bir yarımadacık yarattığı yerde, ahşap köprüden geçip nehir kenarındaki sevimli sıra sıra kafelere bakarak yürümeye başladık. c_krumlov3

St.Vitus Kilisesi şehirde dikkat çeken iki önemli yapıdan biri. 13.yy’da yapılmış olan Cesky Krumlov Kalesi ise, Orta Avrupa’nın en büyük kale komplekslerinden biri (40’tan fazla tarihi bina içeriyormuş). O zamanlardan bugüne hala ortaçağ karakterini koruyor.

c_krumlov4

Kalenin bahçesinde turlayıp kuleye çıkmak istedik; ama “tomorrow please” demeleriyle hayal kırıklığı yaşadık. Meğer 17.00’den sonra çıkılmıyormuş. Bir-iki dakikayla kaçırmanın üzüntüsünü yaşadık; çünkü biliyorduk ki kuleden tüm şehir mükemmel görünüyor; ama ertesi gün gelemeyeceğimiz için çaresiz kabullendik.

c_krumlov5

c_krumlov6

Bahçenin dikdörtgen tuğlalardan oluşan duvarlarına yakından bakınca gördük ki, tuğla değil boyayla yapılmış (üstte soldaki foto). Boyayla böyle güzel bir görüntü yakalamışlar. Kalenin hemen altında kıvrılmış Vltava Nehri, parke taşlı dar sokaklar, iki katlı güzel evler, küçük dükkanlar ve restoranlar sıralanıyor. Bu evler, çatılar, nehir, kulenin renkli yapısı öyle güzel görünüyor ki iyi ki gelmişiz diyoruz. Parke taşlı yollarında keyifle yürürken kapısında ortaçağ muhafızları gibi giyinmiş iki kişinin durduğu bir otelin önünden geçtik. İçerde bir düğün vardı ve şık giyimli insanlar oraya akın ediyordu. Kapıdan girenlere kenarında gül olan bir şampanya kadehi veriyorlardı. Böylece bir ortaçağ düğününü ucundan da olsa görmüş olduk.

c_krumlov7

c_krumlov8

Zamanımız çok az olduğu için istemeye istemeye de olsa bu sevimli şehri bırakıp Prag’a dönüş vakti geldi. Dönüşte yine aynı otobüs ve şoföre denk gelsek de, bu sefer hava serinlediği ve tavan penceresinin altında oturduğumuz için nispeten daha güzel bir yolculukla Na Knízecí istasyonuna vardık. İstasyonun hemen yanında Andel Metro İstasyonu olsa da biz tramvaya binip “Petrín Hill“e gidip Paris’teki Eyfel Kulesi’nin daha küçüğü olan kuleye çıkmak istedik.

Tramvaydan inip (Uzejd) funikülere bindik; ama saat 22.00 olduğu için bir-iki dakikayla bunu da kaçırmış olduk. Bugünkü ikinci hayal kırıklığından sonra az aydınlatılmış parkın içinde fazla oyalanmadan tekrar funikülere döndük. Aradaki durakta bir İskoç düğününe denk geldik (Bugünkü ikinci düğün). Durakta tanıştığımız düğüne gelen İskoçyalı aileye de kıdemli turist olarak yardımcı olduktan sonra (başka bir şehirde birisine yol tarif etmek de güzel oluyormuş) şehre döndük.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: Temmuz 2007

Category: ÇEK CUMHURİYETİ  Tags:
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir