Çocukluğum, Gençliğim ve Yıldız Sarayı

Birkaç haftadır kasırları, köşkleri geziyorum ya, Yıldız Sarayı’na da gideyim dedim, hatıralar canlanıverdi tabi.

Lise dışında okul yıllarımın büyük çoğunluğunu Beşiktaş Yıldız’da geçirdim. Şimdi Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi olan okul, benim ilk ve ortaokulu okuduğum Sakıp Sabancı Yıldız İlköğretim Okulu idi. Havanın güzel olduğu çoğu zaman da tam karşıdaki bizim o zamanlar dutluk dediğimiz parkta olurduk arkadaşlarla, okuldan önce ya da okuldan sonra. Sekiz yıl boyunca hep Yıldız’daydım. Bazen Yıldız Üniversitesi’nin bahçesine girmeye özenir, bazen girerdik de. Lise yılları için Yıldız’a ara versem de üniversitede bu sefer resmi öğrenci olarak bahçeye girdim, en azından bir yıllığına. Bizim kampüs Çağlayan’da olsa da ilk yıl İngilizce hazırlık okuyunca çocukluğumun hayranlığı olan Yıldız Üniversitesi tadını yaşadım da; üstelik tarihi bir binada. Bu kadar o çevrede olunca Yıldız’ın benim için anlamı büyük. Çocukken önünden geçsek, içine girsek de tabi ilgi alanları farklı olunca hatırladıklarım da biraz karışık Yıldız Sarayı’yla ilgili. Uzun zaman sonra tekrar görmek istedim, çok da iyi oldu.

Benim hatırladıklarım biraz karışık; ama zaten Yıldız Sarayı da karışık. Yıldız Sarayı deyince aklınıza tek bir saray gelmesin. Ortaköy sahilden (Çırağan Sarayı karşısı) başlayıp Yıldız Teknik Üniversitesi’ne uzanan koruluk alanda pek çok farklı köşk, saray gibi yapılardan oluşan bir kompleksten bahsediyorum. Büyük Mabeyn köşkü, Malta ve Çadır Köşkleri, Porselen Üretimevi, Harem binaları gibi. Günümüzde kapıları, girişleri farklı yerlerde olsa da aslında hepsi Yıldız Sarayı’nın bir parçası onlar… Hamidiye Cami gibi, Yıldız Parkı gibi, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi.

Yıldız Üniversitesi’nin alt -araba- kapısının karşısına park edip “Yıldız Sarayı” girişine gelince dev bir sergi afişi gördüm. Nejat Çuhadaroğlu, Ottomania, Yaşayan, Savaşan Osmanlı ve Diorama Sergisi yazıyordu afişte. Üstelik sergi nedeniyle Büyük Mabeyn Köşkü ziyarete açıkmış, normalde kapalıymış. Şanslı günümdeyim galiba.

Girişteki görevli, “köşkü ve müzeleri gezebilirsiniz” dedi. Önce müzeler tarafına yöneldim. İki müzenin kapısı yan yana. Bir tanesi Yıldız Sarayı Müzesi; diğeri Şehir Müzesi.

İş adamı Nejat Çuhadaroğlu, dünyanın sayılı maket, diorama ve savaş malzemeleri koleksiyonerlerinden biriymiş. Bu sergi ise, 25 yıldır devam eden çalışmalarının bir kesitiymiş. Peki, bu diorama da neymiş derken bunun cevabı broşürde yazıyordu: Diorama, gerçek veya kurgu bir olayın, anın veya hikâyenin üç boyutlu olarak modellenmesidir. Sergi amacıyla yapılmış üç boyutlu büyük tablo olarak da tanımlanabilir. İşte bu serginin bir bölümü müzede, bir bölümü de köşkün içinde yer alıyormuş. Müzeye giriş ücreti 8 TL’yi verip 90 metre uzunluğundaki koridora giriyoruz. Koridor boyunca sağlı sollu eserler, maketler, modeller sergileniyordu da benim ufaklık kapalı mekanda hiçbir şeyi ellemeden durmak istemeyince şöyle bir üstünkörü gezip bahçeye çıkmak zorunda kaldım.  Yine de Sultan II. Abdülhamid dönemine ait eşyalar, giysiler, belgeler olduğunu söyleyebilirim; çünkü Yıldız Sarayı II. Abdülhamid döneminde devletin yönetim merkezi olmuş. Dolayısıyla pek çok şeyin onun dönemine ait olması normal. Serginin köşk bölümüne girmek ise ücretsizdi, yani müzeye girmeden sadece köşk de gezilebiliyordu.

Bahçeye çıkınca önce Hamidiye Çeşmesi’ni gördüm.

Uzun ve etkileyici görünümlü II. Abdülhamid döneminde saray mimarı Raimondo D’aronco’ya yaptırılan yaverler ve saraydaki üst rütbeli subayların çalışma mekanı olan Yaveran Köşkü ise restore edilmiş sanırım, yepyeni duruyordu. Kapıdaki görevli “bize ait değil orası, bizimle ilgisi yok” demişti girişte. Kapısında IRCICA yazıyordu.

(Eve gelince internetten baktım, şöyle yazıyor resmi sayfasında: IRCICA, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)’nın ilk kültürel alt organı. IRCICA’nın faaliyetlerini Türkiye’de sürdürmesi için İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde bulunan Tarihi Yıldız Sarayı’nın Seyir Köşkü, Çit Kasrı, Yaveran Binası ve Silahhane Binası olmak üzere dört farklı mekan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından IRCICA’nın kullanımına tahsis edilmiştir. http://tr.ircica.org)

Büyük Mabeyn Köşkü, Sultan Abdülaziz döneminde (1866) Balyan ailesi mimarlarına yaptırılmış. Türk-Osmanlı saray mimarisinin son örneği olmasıyla birlikte sarayın en çok dikkat çeken köşkü. Dış görünümü diğer saraylardan farklı olsa da iç planı eski mimari yapılara benziyor.

Köşkün giriş kapısına sağdan ve soldan döner iki mermer merdivenle çıkılıyor. Aslında iki katlı olmasına rağmen, üst kat kapalıydı. Sadece alt katta serginin olduğu odalar gezilebiliyordu. İçeride dört oda ve geniş girişte sergilenen eserler 1453-1923 yılları arasını kapsıyor. Sergide tarihi ve askeri olaylar, (İstanbul’un fethi, 1. Dünya Savaşındaki cepheler, Kurtuluş Savaşından önemli olaylar gibi) maketler, orijinal giysi ve materyallerin kullanıldığı mankenler ve canlandırmalarla anlatılıyordu.

Fotoğraf çekmek yasak olmasına rağmen hem de flaşlı çekim yapanlar olduğunu söyleyince benim de bir iki tane çekmeme izin verdiler. Sergide 15.-16.yy Deli Süvarisi (Osmanlı İmparatorluğu akıncısı) ziyaretçilerin en çok ilgisini çekenlerden biriydi. Düşmana korku salmak için yarı insan-yarı hayvan şeklinde giyinen akıncı, şahlanan atında ve sert bakışlarıyla yansıtılmış. Deniz koridorlarda dolaşırken ben de bir gözüm onda sergiyi gezdim ve tekrar bahçeye çıktık.

Sarayın broşürüne göre bu alanda pek çok yer var görülecek; ama hiçbirini göremedik. Geçişe izin verilmeyen bölge, tadilat alanı vs. nedeniyle sadece Mabeyn Köşkü’nü -o da sergi sayesinde- gezebildim. Bir de sadece girip çıktığım müze var.

Bahçedeki Çit Kasrı, Abdülaziz döneminde yapılmış ve sonra II. Abdülhamid döneminde de yabancı misafir ve elçilerin kabul salonu olarak kullanılmış. Bugün ise üzerinde İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi yazıyordu.

Üzerinde II. Abdülhamid’in tuğrası bulunan Harem kapısından öteye ise giriş izni verilmiyor.

Bu bahçede başka yere girilemediğinden broşürde yazanları sadece okuyup aslında Yıldız Sarayı içinde yer alsa da başka kapıdan girmem gereken Yıldız Parkı’na gitmek için buradan ayrılıyorum.

Not 1: Nejat Çuhadaroğlu, Ottomania, Yaşayan, Savaşan Osmanlı ve Diorama Sergisi; 12 Nisan-6 Haziran 2012 tarihleri arasında iki yerde Büyük Mabeyn Köşkü ve saray müzesinde, Salı günleri hariç 09.30-16.30 arasında ziyarete açık.

Not 2: Yıldız Sarayı’nın bir parçası olan Hamidiye Cami ya da daha çok bilinen adıyla Yıldız Camisi’nin girişinde tarihi bir saat kulesi var.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.Both comments and pings are currently closed.

Comments are closed.