Como Gölü’nün İncisi: Bellagio

(Kısacık özet: Bu yazıda, Como Gölü’nün en gözde şehirlerinden biri olan Bellagio’ya Como’dan nasıl gittiğimi ve Bellagio sokaklarındaki keyifli gezintimi bulacaksın.)

Como’nun ara sokaklarında gezdikten sonra göldeki turlara bakmak için iskeleye gittim. Como Gölü kıyısında pek çok küçük şehir var. Bunlardan bazıları oldukça turistik ve görülmeye değer. Ben, gölün tam ortasında, iki bacağının birleştiği yerde yer alan ve Como Gölü’nün incisi olarak adlandırılan Bellagio’ya gitmek istiyorum. Kıyıda bekleyen tekne Bellagio’ya gidiyor ve ücreti 10,40 €; yaklaşık iki saatte gidiyor. Bunun bir de geri dönüşü var (tabi Como’dan bir de Milan’a dönmem gerekiyor), hem ücreti hem de yolculuk süresi çok fazla geliyor. Zaten saat 16.00 olmak üzere. Bilet almaktan vazgeçip ne yapsam diye düşünüyorum. İlerde turist tekne turları var, (5 €) gölde kısa bir tur atıp dönüyor. Kararsız kaldım; elimdeki tekne seferlerini gösteren broşürü inceleyip daha yakındaki bir şehre mi gitsem (ama hangisine?), yoksa Bellagio’ya sadece gidiş bileti alıp Milan’a dönüşü Varenna’dan trenle mi yapsam diye düşünüyorum. Bellagio’ya gitmeden direk Milan’a dönme seçeneği de var tabi. Hem süreyi hem de toplamda vereceğim parayı hesaplıyorum. En sonunda Bellagio’ya gitmeye karar veriyorum. Tekrar gişeye geldiğimde hızlı teknenin kalktığını bir dahakinin 14 € olduğunu ve uzun sürdüğünü söylüyor görevli. Yine vazgeçiyorum; bütün hesaplarım bozuldu. Tekneyle gitmenin bana para ve zaman olarak fazlaya geleceğini kabul edip bu işten vazgeçiyorum. Birden ‘acaba tren yok mudur’ diye düşünüp istasyona doğru yürümeye başlıyorum. Yoksa direk Milan’a geri döneceğim, başka çare yok.

O sırada tam istasyonun önünde bir otobüs gördüm; üzerinde “C30 Bellagio” yazıyor. Bilet ise karşıdaki gişede satılıyormuş. Otobüs beklerken koşarak gişeye gidip bir bilet aldım; yolculuk süresi bir saat ve ücreti 3,10 €. Otobüse oturduğumda buna inanamıyordum. Hem zaman olarak hem de bilet ücreti çok uyguna gelmiş oldu. İyi ki tekneye binmemişim dedim kendime. Üstelik en öne oturdum, önüm açık, etrafı seyrede seyrede gideceğim.

Otobüs hareket ettikten sonra bu işe daha da çok memnun oldum. Hayatım boyunca yaptığım en keyifli yolculuklardan biri oldu. Neden mi?

Otobüs göle paralel olarak; ama göl kıyısında değil, çok daha yüksekten ve hep harika bir göl manzarası eşliğinde yol alıyordu. Tabelalardan gördüğüm kadarıyla küçük küçük, farklı şehirlerden (Blevio, Torno, Lario, Nesso, Lezzeno gibi) geçiyorduk; bazıları tam fotoğraflık, çok güzeldi. Tabi otobüs hareket halindeyken hiç fotoğraf çekemedim; ama hem geçtiğimiz şehirler hem de Como Gölü ve karşı kıyıdaki şehirler hepsi mükemmel bir seyir keyfi veriyordu.

Üstelik bu mükemmel manzaralı, keyifli yolculuğa hayatım boyunca gördüğüm en mutlu otobüs şoförü yön veriyordu. Kendisi hiç okuyamayacak olsa da bu yazıda ondan bahsetmek istiyorum: Guiliano. Otobüs şoförü, yanımda oturan kadınla konuşuyordu, arada bir arkadaki birine bir şey söylüyor, konuşmadığı zamanlarda kendi kendine hafifçe bir şarkı mırıldanıyordu. Daha otobüse bineli 5 dakika oldu olmadı, bu durum ilgimi çekti. Konuşmalarını tamamen anlamıyorum tabi, kendi aralarında hızlı hızlı İtalyanca konuşuyorlar; ama arada “Clara nasıl, bugünlerde onu gördün mü” gibi bir şeyler anlıyorum. Sonra arkadan birisi durakta inecekken şoföre adıyla seslenip teşekkür edip ‘sonra görüşürüz’ dedi. Bir yolcunun şoförün adını bilmesi İstanbul’da yaşayan bana, tuhaf geldi. O kişi burada oturuyor, sürekli otobüse biniyor ve bu şoför de hep bu hatta çalışıyor olsa bile yine de enteresan geldi; ama daha göreceklerim bununla da sınırlı değilmiş. Bir gidiş-bir geliş olan yol, oldukça dar ve hep virajlı olmasına rağmen, adam bu yolda bile araç kullanırken en ufak bir stres, sıkıntı yaşamıyordu. Birden karşısına çıkan arabaya gülerek yol veriyor, kimseye sinirlenmiyordu. Ben büyük aracım, yol benim demiyor, tam tersine herkese yol veriyordu. Üstelik bir de geçtiği yerlerdeki insanlara “ciao Patricia”, “ciao Andrea, buongiorno Loredana” diye herkese ismiyle seslenip selam veriyor, öpücük atıyor, el sallıyordu. Bense bir taraftan geçtiğimiz her yere dikkatle bakıyor, çevrenin güzelliğinin tadını çıkarıyor; bir taraftan da yaptığı işi ve insanları önemseyen, değer veren bu mutlu şoförü izliyordum. En sonunda dayanamayıp “herkesi tanıyorsunuz” dedim İtalyanca. Adam, gülümsedi, “sadece çok azını” dedi; ama sanki bundan sonra daha da çoştu. Yol kenarında oturan, pencereden bakan, arabasına binip park ettiği yerden çıkan, yolda yürüyen herkese selam vermeye devam etti. Dışarıdakiler de gülümseyerek selamı alıyor, el sallıyordu. Böylece bir saatin nasıl geçtiğini bile anlamadan Bellagio’ya vardık. İnerken ben de adama çok teşekkür ettim ve İtalyanca söyleyemesem de kendi kendime “Guiliano gördüğüm en mutlu, en keyifli otobüs şoförüsün ve hep böyle mutlu kal” dedim.

Gelelim Bellagio’ya… Otobüsten iner inmez göl kenarındaki bu küçük şehri çok sevdim. Yol kenarında oteller ve altlarında restoran-kafeler vardı. Göl kenarında ise yine kafeler ve iskele… Binaların altındaki kemerli yol boyunca yürüdüm biraz.

Yukarıya çıkan merdivenli sokaklar vardı aralarda. Şehrin büyük bölümü asıl bu merdivenli sokaklarla çıkılan yerde kurulu. Göl kıyısındaki yolun sonunda ise yokuş bir yol yine aynı yere çıkıyordu… Ben geri dönüp merdivenli sokakların birinden yukarı çıktım.

Merdiven boyunca küçük sanat galerileri, hediyelik eşyacılar, küçük butikler sıralanıyordu. Yukarıdaki sokakta ise kilise, mağazalar, şarküteri vb. gıda dükkanları ve tabi ki dondurmacılar…

Bu şehirde yapılabilecek en iyi şey aylaklık… Amaçsız, zamansız dolaşmak… Yeşil, kahverengi ahşap panjurlarla süslü sarı pastel tonlarda evlerin arasında, dar sokaklarda dolaşmak; göl kenarındaki kafelerde oturmak, hatta pek çok kişinin yaptığı gibi göle girmek…

Merdivenle çıktığım cadde boyunca aşağıdaki fotoğraftaki villaya kadar yürüyüp tekrar geri dönüyorum. En sevdiğim merdivenli sokaktan tekrar göl seviyesine iniyorum.

Göl kenarında dolaşmak da keyifli; gölün karşı kıyısındaki şehirler ve birbiri ardı sıra uzanan dağların görüntüsü çok güzel. Göl kenarındaki bankta oturup etrafı seyrediyorum biraz.

Sonra göl kenarına iniyorum, açıkta birkaç genç gölde yüzüyor. Önümde birden hızla ilerleyen bir su yılanı gördüm. Sonra geldiği gibi hızla göldeki taşların arasında kayboluyor. Buranın biraz gerisinde sanırım S. Giovanni tarafında daha çok göle giriliyor. Buralardaki aktivite bu, göle girmek.

Güneş iyice alçaldı, artık gitme vakti. Milan’a hangi yoldan döneceğime karar vermem gerekiyor. Bir tekneyle Varenna’ya gidip (5,40 €) oradan da Milano Centrale’ye giden trene (6,45 €) binebilirim. Ya da yine otobüsle (3,10 €) Como’ya dönüp geldiğim yoldan trenle (4,45 €) dönebilirim. Varenna’yı da görmek istiyorum; ama daha pahalı bir seçenek, üstelik saat de geç oldu, bilmediğim yerlerde karanlıkta tek başıma kalmak istemiyorum. Bir tereddüt anından sonra vazgeçiyorum ve Como’ya otobüsle dönmeye karar veriyorum. Hotel Splendid’in yanındaki adını hatırlamadığım restorandan otobüs bileti alarak beklemeye başlıyorum.

Bellagio sokaklarında dolaşmak, göl kenarında oturmak çok keyifliydi, iyi ki gelmişim. Bellagio’dan Como’ya dönüş yolu da çok güzeldi. Batmak üzere olan güneşin göle vuran yansımaları eşliğinde yol alırken yer yer çok güzel manzaralar gördüm. Şehirler, evler, ağaçlar, göl, batan güneş… Hızla giden otobüsün penceresinden yollar da çok dönemeçli olduğundan bu güzellikleri fotoğraflayamadım tabi. Sadece güneşin gölde yansımasının bir iki fotoğrafını çekebildim.

Eminim ki gölde tekneyle yol almak da çok keyiflidir; ama ben Como-Bellagio yolunu otobüsle gittiğim için çok memnun kaldım. Şehirlerin içinden, yerel halkın yaşantısının içinden geçerek göle tepeden bakmak çok güzeldi. Bellagio’da amaçsız sokaklarda dolaşmak çok güzeldi. Söylendiği kadar varmış: Bellagio, Como Gölü’nün incisiymiş…

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
10 Responses
  1. aYTEN BİRSEN says:

    Como çok güzel bir yer.Hotel Marco’s sahipleri bir Türk aile.Bizi çok iyi ağarladı.Özlediğimiz çayı demledi bardaklarda sundu.Kısır yaptı harika idi.Hemen sahilde yerleri.
    İhsan Bey ve Neslihan Hanım çok misavirperver bir aile.
    Tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir