Elbistan’da Pınarbaşı

Eşimin ailesi kayınpederimin işi dolayısıyla bir süredir Elbistan’da yaşıyorlar. Bu sene iki defa torunlarını görsünler diye onları ziyarete gidince ve her seferinde civar ilçelere de günübirlik geziler yapınca bunları toparlayıp yazmak şart oldu.

Elbistan’ı bir İstanbullu olarak sadece okuldaki coğrafya derslerinden Afşin-Elbistan Termik Santrali adında geçmesi dolayısıyla biliyor olmam dışında hakkında bildiğim bir şey yoktu. Üç bölgenin kesişme noktasında, Yukarı Fırat havzası içinde kalan, il merkezine oldukça uzak olsa da (162 km) Kahramanmaraş’ın bir ilçesi. İstanbul’dan Kahramanmaraş’a sadece THY Atatürk Havalimanı’ndan uçuyor, onun da saatleri bebekli ve Anadolu yakasında oturan biri için hiç de uygun olmayınca çareyi Pegasus’un çarşamba günleri olan uygun uçuş saatleriyle Malatya’ya giderek buldum. Malatya-Elbistan arası çok virajlı bir yol olmakla birlikte aşağı yukarı arabayla 1 saat 45 dakika kadar sürüyor. Bu güzergahta bazı köylerden geçmekle birlikte yol üstü durmak için pek uygun bir yer gözüme çarpmadı. Hedefimiz Elbistan.

Elbistan’da evin balkonundan ilk gördüğüm manzara üzerinde hiçbir ağaç olmayan tamamen kayalık dağlardı (Şardağı). Bu dağların eteğindeki düzlükte kurulmuş ilçe merkezi. Elbistan Ovası ise Çukurova, Konya ve Harran Ovası’ndan sonra ülkemizin en büyük dördüncü ovası konumunda. İlçe merkezinde arabayla kısa bir tur yaparken gördüğüm Ceyhan ırmağı kenarında, öğretmenevi gibi konaklama ve dinlenme alanları yer alıyor. Ceyhan Irmağı, Elbistan’ın üç km. güneydoğusunda, Pınarbaşı’ndan doğuyor ve Elbistan’ın ortasından geçiyor. Bu ırmağın Söğütlü, Hurman, Göksun, Mağara Gözü ve Aksu olmak üzere birkaç kolu var. Burada bahsedeceğim yer ise Pınarbaşı.

Bizim eve oldukça yakın olan Pınarbaşı’na şubat ve temmuz aylarında iki defa gittim. Tepede yer alan restoran gerek ırmağa tepeden bakan konumuyla gerek yemekleriyle yerel halkın da tercih ettiği mekanlardan biri. Şubat ayında karlı dağın görüntüsü ırmağa vururken arada yeni yapılmakta olan inşaatlar manzaranın güzelliğini bölüyor. Aynı zamanda şehrin bu taraflara doğru büyüdüğünü de gösteriyor.

Şubatta Pınarbaşı

Şubatta Pınarbaşı

Temmuz’da gittiğimizde ise hafta içi olmasına rağmen yerel halkın kelimenin tam anlamıyla akın ettiği ve mangalların yakıldığı, çocukların koşturduğu her piknikte olduğu gibi kadınların sürekli yiyecek bir şeyler hazırlama telaşında olduğu kalabalık bir Pınarbaşı ile karşılaştık. Ve elbette biz de komşumuzun bizim için hazırladığı mükemmel yiyeceklerle bu manzarada yerimizi aldık. Hemen ırmağın kenarındaki ahşap masalardan birine yerleşip ben ufaklığın peşinde dolanırken bir çırpıda hazır olan içli köfte ve salatamızı yiyoruz. Bu yemeğin üstüne mutlaka hareket etmeli deyip komşunun çocuklarıyla çevreyi gezerken belediyenin yapmış olduğu mini mini bir kuş bahçesi görüyoruz. Irmağın kenarında yeşil el örgülerin arkasında sülünler, kınalı keklikler vs. birkaç tür kuş olmasına rağmen kanatlarını açıp yavaş hareketlerle dönerek kendini gösteren tavus kuşu tüm ilgiyi üstüne çekmeyi başarıyor. Dişisini etkilemek için bu kadar gösterişli bir kuyruğa sahip olan tavus kuşu seyredildiğinden emin ve mağrur haliyle salınırken bir de ötmese, zira sesi görüntüsü kadar etkileyici değil:)) Eee her güzelin bir kusuru var:))

Temmuzda Pınarbaşı Temmuzda Pınarbaşı Temmuzda Pınarbaşı

Tavus kuşunu geride bırakıp ırmağın taşlarından içinden aktığı yere doğru ilerliyoruz. Buradaki güzel manzaraya karşı birkaç fotoğraf çektikten sonra ahşap köprüden karşıya geçiyoruz. Deminden beri ırmakta deniz bisikletlerine binenleri görünce yediklerimizi yakmak için keyifli bir yol diye düşünüp “Var mısınız?” diyorum. Gençler tabi hazırlar… Hemen bir tanesine binip oğlum kucağımdayken pedal çevirmeye başlıyorum. Manzara çok güzel, insanlar keyifli. Oğlum kucağımdan inmek istemiyor, koala gibi bana yapışıyor, iki eliyle kulaklarımı çekiştiriyor. Bu durumda on beş dakika suda gezdikten sonra hava çok sıcak olmasına rağmen tepemizde birkaç kara bulut görmek bizi şaşırtıyor. Karaya tekrar ayak basıp geri yürürken akşam saatlerinde gelip mangal yakmaya hazırlananları görüyoruz. Bu bulutlar düşündürücü… Biz yavaş yavaş kalkalım diyerek eşyaları arabaya taşımaya başlıyoruz. Zamanlamamız harika, arabaya biner binmez şiddetli bir yağmur başlıyor. Geride kalanlar ne haldeler kimbilir, biz evin önüne gelince bile bir süre arabada mahsur kalıyoruz. Neyse ki bu güzel günü ıslanmadan bitiriyoruz.

Temmuzda Pınarbaşı Temmuzda Pınarbaşı

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan
Gezi Tarihi: 6-13 Temmuz 2011

Category: TÜRKİYE  Tags: , ,
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
2 Responses
  1. Yusuf says:

    Afşin Elbistan Doğu Anadolu’da değil ki Akdeniz Bölgesi içindedir Derya hanım, bir Kahramanmaraşlı olarak düzeltmek istedim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir