Emirgan Korusu ve Köşkler

Pazar sabahı evden olabildiğince erken çıkıp ikinci köprüden Etiler çıkışından sağa dönerek sonra da Baltalimanı tabelalarını takip ederek kısa sürede Emirgan’a vardık. O sırada saat 09.50 idi. Ve gördük ki çok geç kalmışız. Bu Pazar sabahı herkesin Emirgan Sütiş’e kahvaltıya gidesi varmış. Önünde araba dolu, park edecek yer yok; mekan tıklım tıklım dolu, belki bir o kadar da insan kapıda bekliyor, yeseler de kalksalar diye. Bizim öyle bir niyetimiz olmasa da trafiğin içinde kaldık mecburen. Orayı geçtikten sonra bir baktık ki zabıta aracı Emirgan girişini de kapatmış. İstinye’ye doğru gidip uygun bir yerden -akıllanmayıp- tekrar U dönerek Emirgan trafiğine girip “Doğru Muvakkithane Caddesi”nden girmeyi başardık. Daracık yollardan geçerek nasıl olduysa sokakta bir yer bulup park ettik.

Elimizdekileri bebek arabasına tıkıştırıp yürümeye başladık. Kısa sürede korunun girişine vardık. Aa bir de ne görelim, arabayla giriş varmış; ama içerideki park alanları dolu olunca aşağıdan girişi kapatıyorlarmış. İçerde boşluk olursa o kadar sayıda araca izin veriliyormuş. Anladım ki pazar sabahı Emirgan’a arabayla girmek için SSK Hastanesi’ne gider gibi ezan vakti yola çıkmak gerekiyor. Sabah 10.30 civarı tüm İstanbul Emirgan’daydı.

Ahşap masalarda sofralar kurulmuş, çoğu masada yenmiş; top oynanmaya, civar gezilerine, lalelerle fotoğraf çektirmeye başlanmıştı. Hal böyle olunca oturacak yerler sadece banklardı. İçeride o kadar çok görevli vardı ki, bu kadar insan hiç çimenlere yayılmamıştı, sanırım bunu engelliyorlardı. Bizim amacımız da köşkleri görmek ve sadece termos çay ile poğaça-simitle küçük çaplı bir piknikti. Bebek arabasını ite ite önce Beyaz Köşk’ün oraya vardık. Nispeten sakin bir bank bulup oturarak çaylarımızı doldurduk. Deniz’i yeşilliğe saldık. Arkamızdaki 7. Lale Festivali nedeniyle köşkün önünde kurulmuş olan platformdan yapılan canlı müziğin ezgileriyle kahvaltımızı yaptık. Sonra da tekrar dolaşmaya başladık. Beyaz Köşk’te açık büfe kahvaltı vardı, bahçe tıklım tıklımdı.

 

Emirgan Korusu'nda Beyaz Köşk

Emirgan Korusu'nda Beyaz Köşk

Biraz etrafa bakıp hemen aşağıda görünen Sarı Köşk’e doğru döndük. Hidiv İsmail Paşa’nın yaptırdığı köşk (1871-1878), eski sahipleri tarafından av, piknik, dinlenme evi ve konuk ağırlama köşkü olarak kullanılmış. 1996-97 yıllarında İBB tarafından tadilattan geçirilmiş ve Beltur’un işlettiği restoran-kafeterya olarak kullanılmaya devam ediyor. Bu pazar sabahında da açık büfe kahvaltı zamanıydı, yine kalabalık.

Emirgan Korusu'nda Sarı Köşk

Sarı Köşk’ten aşağıya doğru görünen manzara da, aşağıdan köşke doğru olan manzara da çok güzel. Yıllar önce üniversite zamanında bazen okulu kırıp arkadaşlarla gelirdik buraya. O zamanlardan beri de hiç gelmemiştim.

Büyük havuzun olduğu yer öncesine göre oldukça toparlanmış, güzelleşmiş. Havuzda ördekler, kuğular geziniyor, fıskiyelerden sular fışkırıyor.

Sarı Köşk’ten sonra giriş yaptığımız yere dönüp Pembe Köşk’ü de gördük; ama önünde yüksek duvar olduğundan ön tarafından fotoğraf çekemedim. Pembe boyalı, iki katlı tipik Osmanlı evi görüntüsündeki ahşap köşk 1878’de Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa döneminde zamanın paşalarına seyir mekanı olarak hizmet vermiş. Şimdiyse yine Beltur’un kafeteryası olarak kullanılıyor.

Emirgan Korusu'nda Pembe Köşk

Pembe Köşk’ten sonra arabaya gidip bu sefer boğazın tam karşısındaki başka bir güzelliği görmeye gidiyoruz: Yine Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın olan Hidiv Kasrı.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir