Esslingen: Ortaçağın Modernle Buluşması

Stuttgart’taki son günümüzde, Stuttgart’a çok yakın olan bir tarihi şehri daha görmek için Esslingen am Neckar’a gidiyoruz, yani Neckar üstündeki Esslingen. Avrupa’nın en uzun nehirlerinden Ren Nehri’nin sağ kolu olarak Baden-Württemberg bölgesini geçip Mannheim yakınlarında Ren’le buluşan Neckar, bu tarihi şehrin adına bile girmiş. Şehrin içinden geçip gitmekle kalmamış, bir de kanallar oluşturarak Esslingen’in tarihi güzelliğine güzellik katmış.

Bahnhof’ta trenden inince hemen karşıdaki Bahnhofstrasse’den girerek şehri gezmeye başlıyoruz.

Bahnhofstrasse

Bahnhofstrasse

Sağlı sollu mağazaların, restoran ve kafelerin olduğu parke taşlı bu sokak boyunca ilerleyerek Schelztorturm’a varıyoruz.

Schelztor Kulesi

Bu güzel kule, daha varmadan tepesinde kalas üstünde yürüyen/düşen adam görüntüsüyle hemen dikkati çekiyor. Kulenin girişinde, geri dönerken tadına baktığım çok güzel dondurmalar satan bir dondurmacı da var (Eiscafe Torre).

Kule Dondurmacısı

Sağa sola dönmeden kuleden dümdüz devam edince harika bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Karşıdaki tepede Esslingen Kalesi, yamaçlarda üzüm bağları, üçgen çatılı, ahşap destekli evler, kanal, çiçekli köprü, kilisenin kuleleri… Her biri ayrı güzel, bir arada daha da güzel…

Köprünün üstünde bir süre durup etrafı seyrettikten sonra hemen karşımızdaki Esslingen Müzesi’ni görüp kiliseye doğru yürüyoruz. St. Dionys Stadtkirche, aralarında bağlantı olan çift kulesiyle şehrin sembollerinden biri.

Bulunduğumuz yer, kilisenin arka tarafı, Kessler evinin ve Şehir Arşivi’nin olduğu küçük meydan. Kessler Sektkellerei, Almanya’nın en eski köpüklü şarap üreticisi. Alt kısmı kiliseyle aynı kesme taştan, üstü bölgenin geleneksel evlerinin tarzında yapılmış, kırmızı panjurlu bu güzel evin diğer köşesinden şarap tadım ve satış bölümü var.

Kessler evi

Kilisenin ön tarafı ise şehrin en önemli meydanlarından biri olan Marktplatz’a bakıyor. Burası kiliseler bölgesi gibi, hemen meydanın solunda Münster St. Paul ve restorasyonda olan Frauenkirche adında iki Gotik kilise daha dikkat çekiyor. Meydan ise adına yaraşır biçimde yiyecek pazarı kurulu geniş bir alandı.

Marktplatz ve arkada Frauenkirche'nin kulesi

Marktplatz

Meydanın en dikkat çeken yapılarından biri de,  Kielmeyer Evi. 1582’de St. Katrine Hastanesi’nin parçası olarak şaraphane amaçlı inşa edilmiş. Üzümlerin sıkıldığı ve depolandığı bu bina, 1800’lü yıllardan sonra Kielmeyer ailesine geçmiş ve günümüzde onlar tarafından otel olarak işletiliyor. Giriş katı ise Turizm Ofisi ki içinde Esslingen’le ilgili broşür, harita vs. yanı sıra hediyelik eşyalar ve yap-boz, hafıza oyunları, monopoly gibi şehirle ilgili çok güzel kutu oyunları da vardı.

Kielmeyer Evi

Turizm Ofisindeki Esslingen kutu oyunları

Bu meydanın hemen devamı ve yine çok güzel bir meydan olan Rathausplatz ise adını meydandaki eski ve yeni olmak üzere iki Rathaus binasından (belediye binası) alıyor. 1420’lerde yapılan Eski Rathaus (Altes Rathaus), ekmek ve et ürünlerinin satıldığı pazar alanı ve vergi dairesi olarak kullanılmış. Binanın bu meydandan görünen Rönesans yüzü ve yandan görünen Swabian yüzü var; yani ahşap destekli, üçgen çatılı, bölgenin klasik yapılarının görüntüsü.

Eski Rathaus kuzey taraftaki ön yüzü

Eski Rathaus yandan görünümü

Rönesans tarzı yüzü, 1589’da yapılmış ve küçük çan kulesi de o zaman eklenmiş. 1592’de astronomik bir saatle birlikte, binanın önündeki kartal heykeli ve adalet tanrıçası ile gezegen figürleri eklenmiş.

Eski Rathaus -detay-

Tam karşısında ise Yeni Rathaus binası var. Meydandaki bitişik nizam üçgen çatılı evlerin arasından yürüyerek hemen sokağın sonundaki Hafenmarkt’a varıyoruz.

Yeni Rathaus

Rathaus Meydanı

Almanya’nın en eski ahşap destekli, üçgen çatılı evlerinin olduğu bu sokak, (Hafenmarkt) çok güzel. Bu evler 1328-1331 arasında yapılmış.

Hafenmarkt'ta Evler

Hafenmarkt'ta Evler

Hafenmarkt'ta Evler

Sokağın karşısındaki yeşil panjurlu Sarı Ev (Gelbes Haus), günümüzde Şehir Müzesi olarak kullanılıyor. Parke taşlı, ortasında bir çeşme de bulunan bu meydana masalarını atmış kafeterya, dinlenmek ve çevrenin tadını çıkarmak için ideal.

Şehir Müzesi

Hafenmarkt

Bu güzel meydandan sonra ara sokaklardan geçerken tepedeki Esslingen Kalesi de görüntüye giriyor yer yer.

Esslingen Kalesi

Neckar kanalı üzerindeki sevimli köprü “İnnere Brücke” Almanya’nın ikinci en eski taş köprüsü. Üzerinde dört tane küçük ev var, bir yüzü köprü üstüne diğer yüzü Maille’ye (şehrin parkı) bakan. Bu dört yapıdan biri Nikolaus-Kapelle yani şapel. Biri tütün ürünleri, biri çaylar satan dükkân ve dördüncüsü de kafeterya.

Tabakwaren'in köprü üstünden ve Maille'den görünümü

Kafeteryanın köprü üstünden ve Maille'de görünümü

Bu taş köprü bizi, şehrin alışveriş caddesi olan Pliensaustrasse’ye çıkarıyor. Şehre ilk geldiğimizde girdiğimiz Bahnhofstrasse’ye paralel olarak uzanan bu cadde boyunca hem güzel evler karşımıza çıkıyor hem de pek çok mağaza. Caddenin sonunda Neckar kıyısında, üzerinde saat de olan başka bir kule görüyoruz: Pliensauturm.

Pliensau Caddesi

Pliensau Caddesi

Pliensau Kulesi

Buradan dümdüz yürüyerek tren istasyonunun solunda kalan, eski bıçak fabrikası tarafına gitmek istiyoruz. Berliner Strasse’nin solunda kalan alanda binaların yapısı da değişiyor. Üçgen çatılı, ahşap destekli evler bitiyor ve kırmızı/kahverengi tuğlalı taş evler başlıyor.

Das Dick” adı verilen eski bıçak fabrikasının bulunduğu alan sinema salonları, barlar, restoranlar ve kafelerle eğlence merkezine dönüştürülmüş. Üzerinde “Dick” yazan fabrikanın uzun bacası hala duruyor. “Dick” fabrikanın sahibinin soyadı ve Almancası “kalın, koyu, yoğun” demek. Biz burada @ilmiraggio’nun akşam yemeği tavsiyesi olan Juleps’de dev hamburger yemek istiyorduk; ama sanırım gündüzleri kapalı oluyor; alan genel olarak boştu zaten. Sanırım burası gençlerin özellikle akşamları rağbet ettiği bir yer.

Dick Areal'da Juleps

“Dick Areal”dan sonra karnımız acıktığı için ilmiraggio’nun başka bir tavsiyesi üzerine yönümüzü tekrar Markplatz’a çeviriyoruz. Pazar yeri kaldırılmış, sabahki görüntüden eser yok. Meydandaki Markplatzbesen güzel bir restoran; ama içi küçük ve tıklım tıklım. Dışarısı ise çocukla oturamayacağımız kadar soğuk.

Bölgesel yemekler yapan Markplatzbesen

Neyse ki bizimle ilgilenen güler yüzlü bayan, tipik bir Alman ailesinin yanına bizi oturtuyor. Scwäbisch bölgesinin yöresel tatlarından olup bizim de yiyebileceğimizi düşündüğümüz “Käse Spätzle” söylüyoruz. Yani üzerine karamelize soğan dökülmüş peynirli makarna.

Käse Spätzle

Yanlarına iliştiğimiz Alman aileyle yarı Almanca yarı İngilizce sohbet ederek keyifli bir yemek yiyoruz. Bölgenin şaraplarının ünlü olduğunu, Esslingen’in geçmişten günümüze bir “şarap şehri” olduğunu öğreniyoruz. Sonradan okuduğum bir broşüre göre, 1486’da şehir konseyi ‘şehrin ticaretinin tamamen şarap üzerine dayalı olduğunu’ bildirmiş. Halen de çevremizi saran bütün tepeliklerde üzüm bağları yer alıyor. Hatta Esslingen’i ve yerel halkını gerçekten tanımak isteyen şarap barlarına gitmeli ve festivallerine katılmalıymış. Özellikle de ağustos başında düzenlenen Marktplatz’daki Soğan Festivalini yaşamak gerekirmiş.

Yemek sonrası “markt e1ns” kafe ile Yeni Rathaus arasındaki sokaktan ve geçitten karşıya geçince Mittlere Beutau adında çok güzel bir sokağa varıyoruz. Parke taşlı bu dar sokak boyunca yan yana alçak katlı güzel evler sıralanıyor.

Mittlere Beutau

Ayrıca burası kaleye giden merdivenlerin de başlangıcı. Üzeri kiremit çatılı bu merdivenlerden çıkarak kaleye gitmek isterdim. Bir yandan çıkarken bir yandan şehir manzarası izlemek… Bence çıkılabilecek en keyifli merdivenlerden biri de olurdu bu; ama ne yazık ki bebek arabasıyla deneyemiyoruz bile. Hoş ben bu işe de girerdim de, eşim ‘çıkmayalım, yorulduk’ diye ısrar edince “içimde” kalanlar bölümüne yazılacak mecburen.

Kaleye çıkan merdivenlerin başlangıcı

Merdiven yerine parke taşlı Burgsteige isimli bir yokuştan da ulaşılabiliyor kaleye; aynı sebeple buradan da çıkamayınca aşağıdan gördüğümüz kale manzarasıyla yetinip inceden yağmurun da başlamasıyla hızlı adımlarla dönüyoruz.

Kaleye çıkan yokuş yol (Burgsteige)

Yağmur da yağsa Maille’nin içinden geçmeden, Küçük Venedik’ten yürümeden ve dahi Esslingen’e doyamadan geri dönmeye niyetim olmadığından yürümeye devam ediyoruz. Nasılsa harita bende, yol bilgisi bende. Biraz saçak altlarında kitapçılara falan bakıp yağmur azalınca Ritterstrasse boyunca yürüyüp eski şehir merkezindeki en geniş yeşil alan olan Maille’ye giriyoruz. Buranın her iki yanından Neckar kanalları geçiyor. Güneşli günlerde Esslingenliler kendilerini bu yeşil alana atıp güneşin tadını çıkarıyormuş. Bugün hava güneşli; ama ara ara yağmur da yağdığından çimenler ıslak.

Maille

Köprünün üzerindeki dört küçük evin bu taraftan (Maille’den) görünen yüzlerine de bakıp taş köprünün altından geçerek kanalın içindeki evler yüzünden Küçük Venedik (Klein Venedig) denilen alana varıyoruz.

Küçük Venedik

Küçük Venedik

Burada eski bir su değirmeni olan küçük bir ev de var. Hemen karşısında ise kemerli dar geçitten geçince hoop birden kilisenin arka tarafına yani Şehir Arşivi binasının önüne çıkıyoruz.

Eski su değirmeni

Köşedeki güzel şaraphaneye yeniden baktıktan sonra yağmurun dinip güneşin çıkmasıyla köprü üzerinde birkaç fotoğraf daha çekiyorum.

Beni de çeken bulundu!

Bu gece İstanbul uçağımız olduğundan ve Stuttgart’ta da eksik kalanları görmek için mecburen Esslingen gezimizi bitirip tren istasyonuna dönüyoruz.

Bu da tren hareket ederken çektiğim Esslingen’e ait son kare; “Das Dick” dışarıdan görünümü ve arkasında üzüm bağları.

"Das Dick" dışarıdan görünümü

Neckar Vadisinde üzüm bağlarıyla çevrili, farklı mimari tarzlardaki 800’ün üzerinde tarihi binasıyla karşı konulmaz bir güzelliğe sahip Esslingen. Üstelik sıcak, samimi, sakin ve huzurlu… Bu kadar çeşitli mimari dönemlere sahip tarihi binalarının olmasını savaşlar ve havadan bombalamaları neredeyse yarasız atlatmasına yani bir anlamda mucizeye borçlu. Buraya 10 km uzaklıktaki Stuttgart’ta deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmazken bu şehir korunmuş bir güzellik olarak kalmış.

Esslingen am Neckar gezisinden “içimde” kalanlar:

  • Burgstaffel denilen üzeri kiremit çatılı merdivenli yoldan Esslingen Kalesi’ne çıkmak. Dicker Turm civarında dolaşıp güzel şehre tepeden bakmak.
  • Hammerkanal ve Neckar kıyısında yürüyüş yapmak.
  • Güneşli bir günde Deniz’i Maille’nin çimlerine salıp Uferlos’da soğuk bir şeyler içmek.
  • Hafenmarkt civarındaki Heugasse, Webergasse gibi ara sokaklarda uzun uzun dolaşmak.
  • Akşam saati Juleps’de dev hamburger yemek ve Das Dick bölgesinde dolaşmak.
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
One Response
  1. Ufuks says:

    Teşekkürler, oraları dolaşmış kadar olduk 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir