Fener’den Balat’a Yürüyüş

Bugünkü gezi rotamız olan, Fatih ilçesinin önemli tarihi yapıları ve semtlerine (Fethiye Müzesi, Yavuz Selim Cami, Zeyrek) Haliç kıyısına inerek devam ediyoruz. Haliç kıyısının bu yakasında Cibali, Fener, Balat gibi çok eski semtler yan yana uzanıyor. Görmek istediğim yerleri liste yaptım; yine de daha çok ara sokaklarda eski evler arasında, mahalle içinde gezmek istiyorum; ama eşim yorulduğu için fazla gezmek istemiyor, acıktık da üstelik. Durum böyle olunca fazla sıkıştırılmış bir program yaptım hemen. Burayı sona bırakmak iyi bir fikir değildi tabi. 33 aylık Deniz ise bizimle gezerken hep yürümesine rağmen, hala keyfi yerinde.

Önce tepedeki Fener Rum Lisesi‘ne yakından bakalım dedim; zira içine giremiyoruz. Çok dik bir yokuş olan Sancaktar Yokuşu üzerinde, Haliç’e tepeden bakan bir noktada yer alan okul, kırmızı tuğlalı ve kubbeli görüntüsüyle İstanbul’un simgelerinden biri bence (Kırmızı Mektep). Sabah ilk gittiğimiz Fethiye Müzesi‘nin bahçesinden, okulun arkadan bir fotoğrafını çekmiştim. Meğer birbirlerine çok yakınlarmış, tabi ben buraları hiç bilmediğimden kafamda konumlandıramamıştım bu yakınlığı, haritaya bakınca anladım.

Fener Rum Lisesi (Fethiye Müzesinden bir görüntü) 

Okul, dar ve dik bir yokuşta olduğundan tam karşısına geçip güzel bir fotoğrafını çekmek zor. Üzerinde tam olarak Özel Fener Rum Lisesi – İlköğretim Okulu yazıyor. Eskiden erkek lisesiymiş; o yüzden bazı kaynaklarda erkek lisesi olarak geçiyor (1987’den beri karma okul). Günümüzde okula gidecek Rum öğrenci azlığından dolayı karma eğitim veriyormuş (Okulun bugün toplam öğrenci sayısı 58).

Okulun görkemli binası mimar Kostantin Dimadis tarafından planlanmış ve Fener semtinde İstanbul’un beşinci tepesi üzerine inşa edilmiştir. Bizans dönemi kiliselerinden biri olan Panagia kilisesinin hemen yanındadır. Arsa Moldavya Prensi, okulun mezunu ve döneminin önemli şahsiyetlerinden biri olan şair, yazar ve tarihçi Dimitri Kantemir’e aitti. Okulun kuşbakışı görünümü, kanatlarını açmış bir kartala benzemektedir. Dış cephesi Marsilya kırmızı tuğlasından ve granit taştandır (Bu bölümü okulun resmi sitesinden aldım).

Fener Rum Lisesi

Fener Rum Lisesi ve Sancaktar Yokuşu

Bu güzel okulu arkamızda bıraktıktan sonra, yokuştan aşağı inince vardığımız sahile arabayı park ettik ve Bulgar Kilisesi’ne doğru yürümeye başladık. Parkın içinde önce Kadın Eserleri Kütüphanesi‘ni gördük. Bizans yapısı olduğu düşünülüyormuş. Oldukça harap durumdayken restore edilmiş ve sadece kadınlarla ilgili eserlerin yer aldığı bir kütüphane olmuş. Çok güzel bir bahçesi vardı. Hemen yanında, üzerinde “Camhane” yazan yine aynı tarz bir yapı da vardı, ama etrafı kapalıydı, ne olduğunu anlamadım.

Kütüphanenin hemen karşısında yer alan Bulgar Kilisesi (Sveti Stefan) ise, tadilatta olduğundan sadece dışından bir bölümünü görebildik. Bu kilisenin tüm malzemesi Viyana’da demirden üretilmiş (1896). Öyle ki içindeki kolonlar vs. bile demirdenmiş. İstanbul’a deniz yoluyla getirildikten sonra, önceden temeli atılan bu alanda birleştirilmiş. Bu nedenle Demir Kilise de denirmiş halk arasında. İstanbul’daki tek Bulgar Ortodoks Kilisesi unvanını taşıyor.

Bulgar Kilisesi

İyice acıktık, artık bir şeyler yiyelim diye etrafa bakınırken kilisenin arkasında “fındık kabuğunda pişen köfte” yazısı görüyorum, güzel bir yere benziyor. Hemen içeri girip terasına çıkıyoruz. Küçücük bir teras; sadece beş masası var ve Haliç’e bakan çok güzel bir manzarası da var.

Fındık Kabuğu Restoran'dan Haliç

Fındık Kabuğu Restoran'dan Haliç

Sadece köfte değil, kuru fasulye ve zeytin yağlı çeşitleri de var. Biz köfte söylüyoruz.

Fındık Kabuğu Restoran

Köfte lezzetliydi, pilav soğuktu; çalışanlar çok ilgiliydi. Uzun zamandır köfte yediremediğim Deniz iki tanesini yemeyi başardı; acıkmış çocuk bütün gün sokaklarda gezdi tabi.

Alt kata indiğimizde duvarlarda pek çok ünlünün bu restoranda yemek yerken çekilmiş fotoğraflarını gördüm. Restorana girerken açlıktan herhalde, fark etmemiştim. Kimler yoktu ki fotoğraflarda. Çıkarken Tahta Minare Cami‘yi sorunca restoranın arka kapısından bizi çıkardılar ve kolayca caminin sokağına vardık. Tabi o minareden eser yok, yerine başka yapılmış. Etrafı küçük esnaf dükkanlarıyla çevrili bir çarşı burası. Bir de Tahta Minare Hamamı var.

Tahta Minareli Cami

Bu civarlar artık Balat olarak geçiyor. Balat, özellikle İspanya’dan göç eden Yahudilerin yani Sefaradların yerleşim yeri olmuş. Günümüzde bölgedeki Musevi nüfus azalsa da sinagogların ve birkaç Ermeni kilisenin yanında camilerin de yer aldığı bir bölge olarak biliniyor. Balat keşfini başka bir zamana bırakıp geri dönüyoruz.

Birbirine paralel uzanan, Vodina ve Yıldırım Caddeleri boyunca eski evler yan yana sıralı. Aralarda güzel birkaç kafe var.

Fener Evleri

Sancaktar Yokuşu’nun Vodina Caddesi’ne bağlandığı yerde, tepedeki Fener Rum Lisesi, eski; ama rengarenk evler arkasından çok güzel görünüyor.

Fener Evleri

Camcı Çeşmesi Yokuşu ve Vodina Caddesi köşesi

Camcı Çeşmesi Yokuşu’nun sonuna kadar çıkmayı başaranlar Yavuz Selim Camisi‘ne ulaşıyor:)

Vodina Caddesi boyunca yürüyerek yolun sonundan Fener-Rum Patrikhanesi’nin bulunduğu Dr. Sadık Ahmet Sokağı’na girdik. Patrikhanenin yüksek duvarları olduğundan binayı hiç göremedik diyebilirim; önünden geçtik sadece. 6. yy.’dan beri İstanbul Patriği olanlar, dünyadaki tüm Ortodoksların ruhani lideri kabul edilirmiş. Bunun anlamı, burası Ortodoksluğun merkezi. Patrikhaneye bağlı 45 kilise varmış.

Hemen köşesinde ise başka bir Rum okulu vardı: Özel Maraşlı Rum İÖO. Aynı sokakta, yan yana sıralı restore edilmiş üç bina ise çok güzeldi.

Patrikhane Sokağında evler

Beyaz olanı Daphnis Otel‘miş. Aşağıda soldaki foto, aynı evlerin Dr. Sadık Ahmet Sokağı’ndan görünen; sağdaki ise sahil tarafından görünen yüzü. Arka cepheleri daha güzelmiş bence.

Fener evleri

Bizans döneminden beri, Rumların yoğun olarak yaşadıkları bir bölge olmuş Fener. 17. ve 18. yy.’larda Rumlar burada çok güzel, seçkin evler-villalar yaptırmışlar ve yaşamışlar. Bu Rumlar Osmanlı döneminde de devlette üst düzey önemli görevlerde bulunmuşlar. 19. yy.’da aristokrat Rum ailelerinin boğaz civarına taşınmalarından sonra yangınlar-depremler geçirmiş bölge ve o güzel evlerden günümüze bir şey kalmamış. Sonradan yapılan, birbirine yaslanmış, sıra evler eskilikleriyle birlikte varlıklarını sürdürüyorlar.  Bazıları oldukça kötü durumda, az bir kısmı ise restore edilmiş.

Eskiden beri Rumların ağırlıklı yaşamış olduğu Fener ve daha çok Musevilerin yaşadığı Balat neredeyse birbiri içine geçmiş, yan yana iki bölge. Bugün bu nüfuslar azınlık durumuna düşse de, bölgede hala farklı dinlerden insanların yüzyıllarca birlikte yaşamış oldukların kanıtı gibi duruyor kiliseler, sinagoglar ve camiler… Ve hem Fener hem de Balat evleri geçmişten günümüze derin izler taşıyor. Ve bu civarda hayat, tıpkı bugün gördüğümüz Zeyrek‘teki gibi, modern şehir yaşamına direnen mahalle kültürüyle yaşanıyor.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
3 Responses
  1. Ellerinize sağlık, yine harika bir yazı olmuş. turlar da düzenliyor musunuz yoksa bu tamamen keyfi bir gezi mi? balat’a turlar düzenlendiğini biliyorum, bir gün zaman ayırıp mutlaka katılacağım. çok güzel olduğunu duydum. fındık kabuğunda pişen köfte diye belirtmişsiniz. köftenin tadı üzerinde bir farklılık yaratmış mı? tuzvekarabiberden sevgiler.

    http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

    • derya says:

      Çok teşekkür ederim. Tur değil, sabahtan ailecek yola çıktık. Fethiye müzesi, ordan Yavuz Selim, Zeyrek gezdik. Baktık vaktimiz var, bi de Fener–Balat gezelim dedik. Ama sona kaldığı için bence hakkıyla gezip göremedik. Yürüdük aslında, ama ara sokaklarda eski evler, mahalleler arasında daha çok yürümek isterdim. Yokuşlu sokaklar, yorgun koca ve küçük çocukla biraz zor tabi.
      Köfte güzeldi, ama fındıkkabuğunda pişmesinin özel bi tadı olduğunu ben anlamadım. 5 masalık terası manzarası güzeldi. Bi de az ilerisinde köfteci Arnavut varmış, minicik bi dükkan, salaş. Sonradan gördüm onın köftesi meşhurmuş.

      Bahar gelsin, yapalım bir Fener–Balat turu?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir