“Green City” Freiburg

Almanya’nın en güneşli şehri Freiburg’u gezmiş ve çok beğenmiştim. Buradan o yazımı okuyabilirsin. Çevreci bir şehir olmasıyla tanınan Freiburg’u bu yönüyle de tanımak istersen bu yazıyı okumaya devam edebilirsin.

Dört bir yanı ormanla çevrili Freiburg’un “Green City-Yeşil Şehir” ünvanı çevresindeki yeşillikten kaynaklanmıyor tabi ki. Sürdürülebilir şehircilik anlayışını benimseyen; bu doğrultuda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına önem veren ve çevre korumaya yönelik çabalarından dolayı hak etmiş Freiburg bu ünvanı. Peki nasıl başlamış bu çevre koruma işleri merak ediyor musun?

30 yıl önce, kurulması planlanan bir nükleer santral sayesinde başlamış her şey. Whyl yakınlarında kurulması planlanan nükleer santrale karşı tüm çevre halkı, başarılı bir kampanya başlatarak santralin yapılmasına engel olmuşlar. Bu çabalar çevreciler arasında efsane olmuş. Bu nedenle Freiburg, çevresel koruma hareketlerinin doğum yerlerinden biri olarak anılabilir. O dönem yaşanan çevre hareketleri sonucunda oluşan sosyal iklim ve yerel politika Freiburg’u bugünkü durumuna taşıyan bir başlangıç olmuş.

İşte o gün bugündür şehir, hep çevrecilikle anılır olmuş. İklim koruma ve çevresel politikalar halkın desteği ve katılımıyla sürekli geliştirilmiş. Günümüzde, başlattığı ve başardığı çalışmalarla örnek alınan, model olan bir şehir olmuş Freiburg. “Bir musibet, bin nasihatten yeğdir.” misali, nükleer santral yüzünden tüm Freiburg ve çevresinde herkesin çevre konusunda farkındalık kazanması ve bunu yıllarca sürdürebilmesi sağlanmış. Biz de ülkemizde bunu sağlayabilecek miyiz acaba bir gün?

Şimdi bakalım Freiburg’ta neler yapılmış?

İlk başta, enerji ihtiyacı için fosil yakıtlar (petrol, kömür vb.) yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına büyük önem vermişler. Enerji politikasını güneş, rüzgar ve su gücü gibi yenilenebilir enerji kaynakları üzerine kurmuşlar. Nasıl mı?

En başta güneş, ekonomik bir faktör olarak görülmüş. Güneş enerjisi ile elektrik üretme, şehrin yaptığı en önemli işlerden biri. Üstelik bu şehir, yılda sadece 1800 saat güneş alıyor (Güney bölgelerimizdeki güneşli geçen saatleri, ayları düşündükçe insanın içi acıyor bu gücü yeterince kullanamadığımız için). Güneş panelleri ise Freiburg’un her yerinde…

Evlerin, okulların, kiliselerin, futbol stadının, belediye binasının, otelin çatısında; bina ve kulelerin cephelerinde her yerde güneş panelleri var. Güneş enerjisi kullanımıyla ilgili farklı birkaç örnek:

  • Solar Fabrik: Çevresi tamamen güneş panelleriyle çevrili, kendi elektriğini kendi üreten fabrika. Sıfır karbon salınımlı fabrika.
  • Solar Stadyum: FC Freiburg Stadının üzeri 1993’te güneş panelleriyle kaplanarak stadın elektrik ihtiyacı buradan karşılanıyor. Yani dünyanın ilk solar enerjili futbol stadyumu.
  • Solar Kule: Cephesi güneş paneliyle kaplı, elektrik üreten kule. Bu kuleyi Merkez Tren İstasyonu’nda (Hauptbahnhof) görmüştüm.
  • Heliotrop: Almanya’nın ilk kendi kendine enerji üreten solar evi yapılmış. Heliotrop denilen güneşin hareketlerini takip eden dönen solar bina ise, solar mimar Rolf  Disch tarafından 1994’te yapılmış.
  • Messe Freiburg Fuar Alanı: Çatısı güneş panelleriyle kaplı, fuar alanına elektrik sağlıyor.
  • Vauban Mahallesi: Freiburg’un sürdürülebilir kentsel gelişme hedeflerinin uygulandığı en önemli yerleşim alanlarından biri. Rolf  Disch tarafından tasarlanan solar köy. Vauban’ın sıfır-enerji evleri. Evlerin çatıları tamamen güneş panelleriyle kaplı, ısı yalıtımı çok iyi. Öyle ki dışarıdan ısıtma için enerji kullanmıyorlar.
  • Freiamt Köyü: 5 rüzgar türbini, güneş panelleri ve biogaz kullanımıyla örnek bir köy. İhtiyacından bile fazla elektrik üretiyor.

Rüzgarın çok olduğu yerlere konan rüzgar türbinleri de şehirde kullanılan diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından biri. Bunlardan birkaç tanesini uzaktan, iki tanesini ise çok yakından Schauinsland’ta görmüştüm. Kara Orman tepelerinde rüzgar gülleri dönüyor.

Benim şehir gezim sırasında görmediğim; ama su gücünden elektrik üretimi de (hydropower) şehirde yine elektrik sağlanan doğal kaynaklardan biri.

Ulaşım ve trafik konusunda da önemli girişimlerde bulunmuşlar. Şöyle ki:

  • 1969’da ilk genel trafik ve ulaşım planı yürürlüğe girmiş. Çevre dostu seyahat modelleri geliştirilmiş. Yani bisiklet, toplu ulaşım ve tabi ki yürüme:))
  • Toplu taşımaya önem vererek şehri üç hatlı tramvay ağıyla çevirmişler.
  • Araba kullanımını azaltmak için, şehrin dışındaki büyük marketleri şehir içine taşımışlar.
  • 400 km’lik bisiklet yolu yaparak halkı bisiklet kullanmaya özendirmişler. Öyle ki belediye başkanı bile işine bisikletle gidiyormuş.
  • Alstadt denilen şehir merkezine araba girişine izin verilmiyor; sadece yaya, bisiklet ve tramvay yolu olarak düzenlenmiş.
  • Bazı bölgelerde arabayla hız sınırı 30 km ile sınırlandırılmış. Böylece araba kullanmak yerine toplu ulaşım ve yürüyüş-bisiklet özendiriliyormuş.

Kısacası şehrin trafik politikasının, toplu ulaşım ağını genişletme, bisiklet kullanmayı teşvik, yaya trafiğini teşvik, yaşanabilir sokakları teşvik ve motorlu araç kullanımını sınırlama olarak beş ayağı var.

Atık yönetimi konusunda da başarılı çalışmalar yapmışlar.

  • Geri dönüşüm konusunda da bilinçli olan halk, atıklarını gri, yeşil, sarı ve kahverengi çöplere ayırıyor.
  • Kullanılmış kağıtların %80’i geri dönüştürülüyor.
  • Kumaş bebek bezi kullanımını sağlama, organik atıkların gübreye dönüştürülmesi ve atık projelerinin teşvik edilmesi gibi çalışmalar yapılıyor.
  • Ayrıca 2005 yılında, “Thermal  Non-recyclable  Waste Treatment  and  Energy Generation Plant” yani geri-dönüşümsüz atıklardan enerji santrali Freiburg’un 20 km güneyinde kurulmuş. TREA olarak bilinen bu santral 25000 civarında eve, atıklardan elektrik üretiyormuş.
  • Bir de biogaz denilen, hayvan atıklarından da enerji üretimi yapılıyormuş.

Temel Kaynak: DOĞA

Freiburg çevre korumaya yönelik tüm çabalarında tabi ki gücünü, kaynağını en başta “doğa”dan alıyor. Şehrin %43’ü ormanlık alan. Şehir merkezi olarak bile 5193 hektarla Almanya’nın en geniş ormanlık alanına sahip. Şehrin harika konumu daha başlangıçta şehre avantaj sağlıyor. Yani baştan şanslı bir kent; çünkü zaten doğal olarak yeşil. Kara Orman’ın içinde, Ren nehrinin alüvyon ovasında yer alıyor. Kırsal yerleşim tarzı, Baden bölgesinin ılıman ve güneşli iklimi sayesinde zaten avantajlı bir şehir. Bunun üstüne bir de bilinçli halk ve doğru politikalar eklenince tadından yenmez olmuş. Kısacası, Freiburg’un çevresel başkent olmasında sadece konumun getirdiği avantajlar değil aynı zamanda, halkın çevresel farkındalığı, şehrin siyasi öncelikleri, ekonomiyi canlandırmak amacıyla yürütülen politika da etkili.

Çevresel endüstri diye bir kavram da gelişmiş şehirde. Sanayi geliştikçe (daha çok para kazanma hırsıyla) çevrenin zarar görmesine alışmış bir halkın çocuğu olarak bu da çok hoşuma gitti. 12000 kişi çevresel ve solar enerjide çalışıyormuş. Yani bu şehirde çevre ve ekonomi birbirine karşıt değil. Hatta, şehirde ve bölgede çevresel endüstri lider sektör olma yolunda ilerliyormuş. Çevresel sürdürülebilirliğe odaklanma ve fotovoltaik (güneşten elektrik elde etme yöntemi) çalışmalar şehri önemli bir konuma getirmiş.

Tüm bu çalışmaları konferanslar ve ticari fuarlarla tüm dünyayla paylaşıyorlar. Yapılan bu çalışmaları yerinde görmek isteyenler için eko-endüstri turizmi de başlamış.

ÖDÜLLER:

Hava ve ozon kirliliğine karşı erken uyarı sisteminin kurulması; pestisit yasakları, geri dönüşümlü ambalaj önlemleri, trafik ve ulaşım politikaları gibi öncü başarılarından dolayı 1992’de Freiburg Almanya’nın “Çevresel Başkenti” seçilmiş. Freiburg o zamandan beri her yıl çevre korumasında ve solar mühendislikte yenilikler gerçekleştirerek ödüller almaktadır. “Avrupa Toplu Ulaşım Ödülü”, “Alman Güneş Enerjisi Ödülü” ve kentsel kalkınmada sürdürülebilirlikle ilgili diğer Alman eyaletlerinden alınan ödülleri bulunuyor. 2010 yılında da “İklim Korumasında Federal Başkent” seçilmiş. CO2 azaltma stratejileriyle 72 belediye arasında birinci olmuş. Aynı yıl bir de “Yılın Avrupa Şehri” seçilmiş. Freiburglu  mimar Rolf  Disch, solar mimari konsept ve projeleriyle “Avrupa Çevre Ödülü”nü almış.

Şehrin çevre konusunda yaptıkları okullarda ders olarak okutulmalı bence. Yılda 1800 saat güneş alan bir şehrin, bunu hem çevre koruması hem de nasıl ekonomiye bir değer olarak kattıkları bize ders olmalı. 1800 saat ne ki, ülkemizde pek çok şehir bunun kaç katı güneş alıyor, böyle bir solar sistem kuramıyorsak bu bizim ayıbımız. Evet, başlangıçta biraz maliyetli olabilir; ama petrol çok mu ucuz? Üstelik doğaya zarar veriyor. Elimizde böyle bir güç varken, bunu kullanmalı, biz de güneşimizi ekonomik bir faktör olarak değerlendirmeliyiz bence.

Güneyde bazı şehirlerde görmüştüm, çatılara konan bir sistemle güneş enerjisi suları ısıtmak için kullanılıyor. Bunun daha geliştirilmiş ve elektrik üreten halini solar panelleri de hayatımıza katmamız çok iyi olurdu. Bununla ilgili ülkemizde yapılan birkaç girişim ümit verici. Umarım bu konuda biz de gerekli adımları atabilir ve temiz enerji kullanımını artırabiliriz.

Not: Bu yazıyı hazırlarken, www.freiburg.de adresinden yararlandım.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
One Response
  1. Oncel TUNA says:

    sn.yetkılı
    düzenli olarak bilgilendirme
    ilginiz için teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir