Havada Asılı Kaldım Schauinslandbahn’da

Freiburg‘un dört yanı ormanlık olsa, şehir merkezinden çok kısa bir yürüyüşle Schlossberg‘e (Kale Dağı) çıkılsa da bu yeşillik bana yetmedi diyene, Kara Orman’ın (Schwarzwald – Black Forest) daha da içine girmek için Schauinsland en uygun yer. Hem ulaşması çok kolay hem de ormansa orman… Günterstal yönüne giden 2 numaralı tramvaya Bertoldsbrunnen’den binerek son durağa kadar gidip orada beni bekleyen 21 numaralı otobüse bindim mi tamamdır, işte Schauinsland’dayım. 

Almanya’ya gitmeden önce Freiburg ile ilgili araştırma yaparken şehrin resmi web sitesinde (freiburg.de) adres bilgilerimi vermiştim, onlar da bana broşürler ve harita içeren ücretsiz bir posta gönderdiler. O broşürlerin içinde vardı, ilk o zaman gördüm; Schauinslandbahn adını, ilk o zaman öğrendim Almanya’nın en uzun teleferik hattı olduğunu… Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculukla 1220 metre yüksekliğine çıkıldığını… Ve 3,6 km’lik yolun tamamen Kara Orman’ın içinden geçtiğini… Kara Orman’a giriş yapabileceğim bu teleferiği daha o zaman listeme almıştım, mutlaka binmeliyim diye.

Kötü havalarda çalışmıyormuş teleferik; bugün hava rüzgarlı, bulutlu hatta ufak ufak yağmur da atıyor bazen. Acaba teleferik çalışır mı endişesiyle birlikte yine de yola çıktım, otobüs durağında konuştuğum Freiburg’lu bir kadına bu endişemden bahsedince güldü, “hava çok güzel, bu havada tabi ki çalışır” dedi. Ben ne bileyim, benim geldiğim yerde bu havaya kötü denir; bulutlu, rüzgarlı, soğuk üstelik az da olsa yağmur yağıyor, artabilir de… Neyse ki, Freiburg için güzel havaymış!

21 numaralı otobüs, teleferiğin alttaki istasyonu Talstation‘un önünde indiriyor (Burası bile deniz seviyesine göre 473 metre yükseklikte). Hemen gidiş-dönüş biletimi (12 €) alarak kabine biniyorum. 37 kabin olduğundan hiç beklenilmiyor. Dört Alman kadınla aynı teleferiğe biniyoruz. Ben yola çıktığımız andan itibaren yerimde oturamıyorum. Dört bir yana bakıp sürekli fotoğraf çekiyorum; ama kabinin camları biraz kirli, buğulu. Fotoğraflar çok net değil, bir de sallanıyor tabi.

Teleferik yer yer vadinin durumuna göre çok yükseliyor, işte o anlar benim için daha güzel,  daha heyecanlı…

Ormanın içinde çok düzgün; ama virajlı bir araba yolu da görünüyor. Tepeye arabayla da çıkmak mümkün yani. Bense ormanın üzerinde her yere tepeden bakarak; biraz uzaktaki küçük küçük köylere, taa uzaktaki büyük büyük şehirlere bakarak ilerliyorum. Hemen yanı başımızda iki tane rüzgar gülü dönüyor.

Tam tepe noktaya çıkana kadar 746 metre daha yükselmiş olduk. Böylece 1220 metre yükseklikten Kara Orman’a ve Ren Vadisi’ne bakıyorum. Tepenin arka tarafı ise İsviçre Alplerine bakıyor.

Ben en çok ormanın üzerinde teleferikle uzun bir yolculuk yapmak için buraya geldim. Tepeye çıkar bir kaç fotoğraf çeker dönerim diyordum; ama yukarıda uzun uzun bile kalınabilirmiş. Tabi yanımda daha kalın bir kıyafet olsaymış, zira aşağıda bile üşürken bu tepede, hava daha da rüzgarlı ve soğuk… Teleferikten indiğim yerde, tam tepede çocuklar için oyun parkı var, ormanın hemen içinde…

Tepede bir sürü yön tabelaları var, biraz ileride maden müzesi de varmış; ben oraya kadar gidemedim. Bir sürü bisikletli insan var etrafta. Özel bir parkur oluşturulmuş, aşağıya inen 8 km’lik bir parkur. Bisikletini alan gelmiş, hatta ufak çocuğunu da bisikletin arkasındaki özel taşıyıcıya yerleştirip onunla yola çıkan bile var.

Bu pazar gününde ailecek Schauinsland’da bisiklete binelim demişler herhalde. Hepsinin üzerinde özel kıyafet ve kask da var tabi. Ahşap piknik masaları da vardı tepede, bizdekiler gibi. Tepenin diğer tarafında ise aşağıda, uzakta küçük köyler, yemyeşil dağlar…

Öyle güzel bir manzara, öyle güzel bir ortam ki… Sadece rüzgarın sesi, yemyeşil ormanın içinde, huzur… Off bir de bu soğuk… Sadece bir tişört ve ince bir bolero olmasaydı üstümde bu kadar üşümezdim tabi.

Schauinsland’ın kelime anlamı, “looking at the land” demek, “land”i nasıl çevirsek de hepsi uyar: Memlekete bakış, araziye bakış, toprağa bakış; öyle bir yer ki burası kelimenin tüm anlamlarını karşılıyor.

Soğuğa rağmen tepede dolaşıp bu güzelliğin tadını çıkarıp sonra istasyona dönüyorum. İstasyonun yanında güzel bir restoran, hediyelik eşyacı var. 21 numaralı otobüs 15-20 dakikada bir kalktığından (hafta içi daha seyrek) otobüse yetişmek için aceleyle teleferiğe biniyorum; ama üç dakikadan fazla bekliyorum; kimse gelmiyor, kapı kapanıyor ve ben tek başıma yola çıkıyorum. Bu durum çok hoşuma gitti. Fotoğraf çekmek için yer, yön sorunum yok; istediğim yere oturup istediğim yerden bakabiliyorum çevreme… Böyle keyifle giderken yaklaşık 100 metre kadar yüksekte bir an teleferik duruyor: Havada asılı kaldım! Dilini bilmediğim bir ülkede, tek başıma bindiğim teleferikte, ormanın üzerinde, havada asılı kaldım. Elektrik mi kesildi, hava rüzgarlı diye bilerek mi durdurdular? Endişelendim mi? Biraz, çok değil; Alman tekniği bir şey düşünmüştür herhalde bu gibi durumlar için. Bir de ‘kesin otobüsü kaçırdım’ diye düşündüm; bir süre sonra tekrar teleferik çalıştı ve yola devam ettik.

Teleferiğin iki-üç dakika geç kalkması bir de havadaki beklemeden dolayı tabi ki otobüsü kaçırdım. Bir sonrakine kadar etrafta oyalandım, kahve makinesinden bir kahve aldım, ormanı ve teleferiği gösteren küçük maketi inceledim derken otobüs geldi. Otobüsle Günterstal’a, sonra 2 numaralı tramvayla önce şehir merkezine oradan da Hauptbahnhof‘a (Merkez Tren İstasyonu) giderek Kirchzarten‘e gidecek bir treni ucu ucuna yakaladım.

Bugün otobüse, tramvaya, trene çokça bineceğim için üç bölgeyi de kapsayan Regio24 bileti almıştım (11 €) . Bu biletle 24 saatte bölge içinde kalan hatlardaki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı oluyor. Ben de bu bileti cebime atınca, bir daha bilet derdim olmadan bütün ulaşım araçlarını kullandım. Bugün pazar diye mi öyle oldu bilmiyorum; ama defalarca bindiğim hiçbir araçta bir kere bile bilet soran olmadı!

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir