Heidelberg: İlk Görüşte Aşk-II

Heidelberg’teki geziyi Neckar Nehri kıyısında ara vermiştik. Kaldığımız yerden devam edelim. Birinci bölüm için buraya tıklayabilirsin.

Neckar, Ren Nehri’nin sağ kolu. Oldukça uzun bir nehir. Heidelberg’te tanıştığımız bu nehir, Baden-Württemberg seyahatimiz boyunca da bizi hep takip etti. Her gittiğimiz şehirde karşılaştık. En çok Heidelberg’e mi yakışmış?

Neckar Kıyısı

Neckar Kıyısında Evler

Nehir kenarından köprüye baktıktan sonra köprünün üstüne çıkıyoruz. Karl-Theodor Köprüsü’nün (Alte Brücke-Old Brigde) girişte iki kulesi var (Schuldturm). Çok önceleri burada ahşap köprü varmış. Sonradan savaşta ve kötü hava koşullarında köprü zarar görünce yerine bu taş köprü yapılmış (1786-1788). Ancak II. Dünya Savaşı’nın sonralarında Alman askerleri Neckar’ın üstündeki tüm köprüleri eski köprü de dahil geçilemesin diye yıkmışlar. Savaşın bitiminde Heidelberglilerin kendi çabalarıyla topladıkları bağışlarla köprü yeniden inşa edilmiş ve 1947’de açılışı yapılmış.

Eski Köprünün Girişteki Kuleleri

Şehrin iki yakasına, yemyeşil tepelere bakan bu taş köprü, en turistik ve romantik yerlerden biri. Köprünün üstünden Heidelberg Kalesi’ne, şehre ve nehre bakış, görünen manzara bu köprüyü romantik kılıyor. Birbirine sarılmış sevgililer köprüye yaslanıp şehri seyrediyorlar.

200 metre uzunluğundaki köprünün üstünde bir tanesi köprüyü yapan Karl Theodor, diğeri Roma tanrıçası Minerva’ya adanan iki heykel grubu var.

Köprüden devam edilirse Filozoflar Yolu (Philosophenweg) denilen yürüyüş alanına gidiliyor. 17.-18.yy’a kadar başka bir isimle anılan bu yol, üniversitenin profesörleri ve filozoflarının burayı güzel bulmalarından ve burada, Neckar kıyısında, düşünüp konuşmalar yapmalarından sonra Filozoflar Yolu olarak anılmış. Bizim olduğumuz köprüden diğer köprüye kadar (Schlangengweg’ten Theodor Heuss Köprüsüne) yaklaşık 3 km’lik bir yol. Bizim çocuk arabasıyla oralara tırmanacak halimiz ve vaktimiz olmadığından karşıya hiç geçmiyoruz. Köprünün kulelerinin olduğu tarafta girişte bir de maymun heykeli var (Heidelberg Bridge Monkey).

Gernot Rumpf tarafından 1979’da yapılan bu bronz heykel, kendisine bakanlara elindeki aynayı tutuyor. Şehrin eski çizimlerine göre köprü maymunu 15.yy’da da varmış; ama savaş sırasında tahrip olmuş.

Bu meydanda restoran ve oteller var.

Tam karşıdaki sokak ise, kilisenin önüne çıkıyor. Biz de bu yolu takip ederek kilisenin tam karşısındaki Türk restoranında yemek molası veriyoruz. Yemek sonrası artık bu kadar baktığımız kaleye çıkma vaktidir deyip yine Kornmarkt’a dönüyoruz; çünkü buradan kalkan bir funikülerle tepeye çıkılabiliyor. Kendine güvenen yürüyerek daha doğrusu tırmanarak da kaleye çıkabilir. Bizim harcımız değil. Biz Bergbahn denilen bu funiküleri tercih ediyoruz. Bu funiküler, 1907’de yapılmış. 8 metre uzunluğundaki kabin, 50 kişilik.

Bergbahn

Funikülerin üç durağı var. Kale, Molenkür ve Königstuhl. Biz hem kaleye gidiş-dönüşü hem de kaleye girişi içeren kombi bilet alıyoruz (kişi başı 5 Euro). Çok kısa bir yolculukla kaleye varıyoruz.

Tarihi, mimari yapısı ve şehre tepeden bakan konumuyla Heidelberg Kalesi en güzel tarihi anıtlardan biri. 13. yy.’dan kırmızı taştan yapılma kalenin kalıntıları hala çok güzel… Kalenin girişinde bir saat kulesi var.

Heidelberg Kalesi'nin iç bahçesi

İç bahçe oldukça geniş.

Burada bir Alman Eczane Müzesi de var. Müze, 1957’den beri burada yer alıyor.

Eczane Müzesi

İçinde geçmişten günümüze tedavi yöntemleri, bitkisel ilaçlar vb. materyaller sergileniyor. Üst katında bir de müze satış alanı var.

Kalenin bu iç bahçeye bakan yüzü çok güzel; ama geçitten geçerek bir de şehre ve nehre bakan tarafına çıkıyoruz. Burada manzara da çok güzel.

Eski Kale'den şehre bakış

Kutsal Ruh Kilisesi, az önce durup kalenin fotoğrafını çektiğimiz Karl Meydanı, taş köprü, Neckar Nehri, karşı yaka hepsi çok güzel görünüyor.

Kalenin arka tarafındaki geniş bahçe biraz da olsa buradan görünüyor (Schlossgarten)

Şehri seyrettiğimiz bu bahçede biraz dinlendikten sonra çıkarken sağdan yokuş aşağı şarap mahzenine iniyoruz. Burada, 1751’de yapılmış, bir şarap fıçısı var; ama öyle bildiğimiz boyutlarda değil, dünyanın en büyük ahşap fıçısı (Great Barrels). 228.000 lt’lik dev fıçının merdivenlerle yanına gidilebiliyor.

Dev ahşap fıçı

Biz buradan sonra çıkışa gidip funikülerle tekrar eski şehir merkezine iniyoruz. ‘Eski Üniversite’yi köşede bırakıp Hauptstrasse’nin diğer yönüne doğru yürümeye başlıyoruz. Bu arada üniversiteden de bahsetmek gerek. Almanya’nın en eski üniversitesi (1386), yıllar boyunca hem ders vermek için profesörleri hem de öğrencileri kendine çekmeyi başarmış. Günümüzde 28.000 öğrencisi olan şehrin, yeni üniversite binasının da yapıldığı meydanda öğrenci hapishanesi de varmış. Orayı görmeyi çok istiyordum; ama önünde yapılan itfaiye etkinliklerinden dolayı gezerken yerini bulamamıştım.

Eski Üniversite

Bu uzun caddede yürürken solda karşımıza çıkan Providenz Kilisesi ve Kutsal Ruh Kilisesi’nin kuleleri birbirinin aynı gibi duruyor.

Hauptstrasse’nin bitiminde Bismarck Meydanı (Bismarckplatz) karşımıza çıkıyor. Alışveriş merkezi, mağazalar, restoranlar, otobüsler, tramvaylar… Bu meydanı geçip Hauptbahnhof’a yani tren istasyonuna doğru gidiyoruz. Buradan kilitli dolaptan bavulumuzu alıp 20:10’da Stuttgart’a gidecek olan trene biletimizi alıp beklemeye başlıyoruz. Böylece, sıcacık, sevimli, romantik Heidelberg’e istemeyerek de olsa veda ediyoruz.

 

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir