Heidelberg: İlk Görüşte Aşk-I

Baden-Württemberg eyaletinin kuzeyinde, en eski üniversite şehri olarak bilinen, tarihi dokusuyla sıcacık bir şehir Heidelberg… Bir fotoğrafını görmek yeter, insan gitmeden bile sevebilir Heidelberg’i. Yemyeşil tepeler arasında sakince akıp giden bir nehir, köprüler, yüksek ve kırmızı kiremitli çatılar, tüm şehri tepeden izleyen eski bir kale… İlk görüntüye girenler hep bunlardır ve hepsi bir arada öyle güzeldir ki Heidelberg aşkı başlar hemen…

Henüz ayak basmadan başlayan aşkımı, yerinde görüp tanımak, hissetmek için Heidelberg’e gidiyoruz. Bugün 10 Haziran, günlerden pazar, hava güneşli… Sabah Karslruhe’deki otelden ayrılıp trene biniyoruz. Heidelberg tren istasyonunda inince (Hauptbahnhof) önce bavulumuzu 4 Euro atıp dolaba kilitliyoruz. Tren istasyonlarında yer alan bu kilitli bagaj dolaplarının yokluğunu Colmar’dayken çok hissetmiş, sırf bu yüzden Colmar-Mulhouse arasını gereksiz yere bir kere daha gitmek zorunda kalmıştık. Bavuldan kurtulduğumuza göre keyifle şehri gezmeye hazırız demektir. İstasyon çıkışında hemen soldaki turist ofisine girip harita, çeşitli broşürler vs. alıp yürümeye başlıyoruz. Aslında “Altstadt” denilen eski şehir merkezine giden tramvay ve otobüsler de var; ama biz her yeri yürüyerek görelim diye inat edince fazladan yürüyüp erken de yorulabiliyoruz bazen. Gerçi bu yorulma kısmı benim için değil, eşim için geçerli de, o durunca ben de duruyorum mecburen. Elimde harita sokak isimlerine baka baka yürüyerek önce Adenauerplatz’a varıyoruz. Meydanda standlar kuruluyor, belli ki bir aktivite var.

Adenauerplatz

Biraz etrafa bakınıp Friedrich Ebert boyunca yürüyerek çok güzel bir binanın önüne geliyoruz. İnsanlar önüne bisikletlerini park edip içeri giriyorlar. Ana giriş kapısında da “Üniversite Kütüphanesi” yazıyor.

Üniversite Kütüphanesi

Üniversite Kütüphanesi

Bu bina 1901-1905 arasında kırmızı kum taşından yapılmış. Sabah sabah bu kadar insan kitap okumaya gitmiyor herhalde. Anlamadığım bir etkinlik olduğuna yorup tam karşısındaki Peterskirche’e bakıyoruz, yani şehrin en eski kilisesi.

Peterskirche

Buradan kalabalığın olduğu tarafa doğru yürüyünce Üniversite Meydanı’nda (Universitatplatz) itfaiye araçları duruyordu. Bir sahne kurulmuş, birileri konuşuyor, çocuklar için bir takım oyunlar hazırlanıyor. Tam emin olmamakla birlikte ilkyardım ya da itfaiye haftası etkinlikleri gibi bir şeyler olduğunu söyleyebilirim. Bizi pek ilgilendirmediğinden önlerinden geçip Hauptstrasse’ye giriyoruz. Burası şehrin en uzun yaya yolu. Araba girişine kapalı, dar bir sokak.

Hauptstrasse

Şehirdeki tüm turistler sanki bu sokakta yürüyor. Pazar olmasına rağmen çok canlı bir sokak. Restoranlar, kafeler, oteller, kitapçılar, mağazalar neler var neler… Biz de bir sağa bir sola bakınıp bir şey kaçırmadan yürümeye çalışıyoruz. Fotoğraflarda mümkün olduğunda az insan çıkması için uğraşıyorum. Önümden biri geçerse durup tekrar çekiyorum.

Hauptstrasse

Böylece yürürken bir mağaza önünde kalabalık bir grup gördük. Kapının önünde, gelenlere içecek ve bazı sosların tattırıldığını gördük.

Hauptstrasse

Dükkandan içeri girince çeşit çeşit likörler, yağlar, baharatlar, soslar olan çok güzel bir görüntüyle karşılaştık. Zeytin yağıyla karıştırılmış çok lezzetli birkaç sosa ekmek banıp yedik. Dükkânda biraz gezinip fotoğraf çektikten sonra sokak boyunca yürümeye devam ediyoruz.

Bu sefer de başka bir dükkandan çıtır elma ikram ediyorlar. Sonra sol tarafta çok cazip vitriniyle başka bir dükkân dikkatimizi çekiyor. Çeşit çeşit yuvarlak, çikolatalı vb. tatlılar… İçeri girip bakınıyoruz, bir sürü çeşit var, bir tanesini alıp deneyelim diyoruz.

Schneeballen

Fındık kaplamalı, içi çikolatalı bir tane seçiyoruz. Hiçbir şey yemeyen Deniz’in bile ilgisini çekiyor. “o ne, o ne” deyip duruyor. Bu civarda yapılan Schneeballen denilen geleneksel bir tatlıymış bunlar. Büyük bir yuvarlak olduğundan yemesi biraz zor. Elimle koparıp Deniz’e de veriyorum. Aa çocuk çok sevdi, “bi daha, bi daha” diyor yedikçe. Sanki kırılmış petibör bisküvilerinin arasına çikolata sürülmüş, yuvarlatılmış ve fındık kremasıyla kaplanmış gibi bir tat. Göründüğü kadar muhteşem bir tat değil, bence petibör yani. Neyse Deniz sevdi ve çoğunu yediği için memnunum. Sokak boyu yürümeye devam ederken büyük bir kilisenin önüne ve geniş bir meydana çıkıyoruz. Soldaki bu kilise Heiliggeistkirche yani Kutsal Ruh Kilisesi.

Heiliggeistkirche

Heiliggeistkirche

Yanındaki meydan ise Marktplatz. Almanya’daki bu meydanlara bayılıyorum. Pek çok şehirde bir Marktplatz, Karlplatz, Kornmarkt, Marienplatz, Rathaus Binası var, eski şehir hep o meydanlarda, adını görünce anla ki orası cıvıl cıvıl bir yer. Burada da öyle oluyor. Marktplatz’ta ortada bir Herkül heykeli ve çeşme, etrafta bir sürü restoran-kafe, hediyelik eşyacılar… Yunan mitinin güçlülüğüyle tanınan kahramanı Herkül’ün heykeli, savaştan sonra Heidelberglilerin (1700) şehirlerini yeniden kurmak için gösterdikleri kahramanca gayreti sembolize ediyormuş. 1703-1706 yılları arasında yapılan orijinal heykel Kurpfälzisches Müzesi’nde yer alırken meydandaki bir kopyasıymış. Bu meydanda haftanın iki günü pazar kurulurken, diğer günlerde -bugün bizim gördüğümüz gibi- restoranların masaları meydanı dolduruyor.

Marktplatz

Meydanda dikkat çeken bir yapı da Rathaus Binası. 1701-1703 arasında yapılmış ve sonradan eklemeler ve düzenlemelerle bugünkü halini almış.

Rathaus

Bu meydandan devam edince sağda önce Kornmarkt geliyor. Sonra da Karlplatz. Biz önce Karlplatz’a (Karl Meydanı) gidiyoruz. Burası, uzun zamandır yürüdüğümüz için mola yeri oluyor. Deniz’i biraz dolaşsın diye arabasından çıkarıp sonra da kalenin fotoğraflarını çekmeye başlıyorum. Geniş meydan, şehirden kalenin en net göründüğü yerlerden biri. Kalenin bahçesinde etrafı seyreden insanları görüyorum. Az sonra biz de oraya çıkıp şehri tepeden izleyeceğiz.

Karlplatz

Karlplatz

Meydanın adı Baden Grandükü Karl Friedrich’ten geliyor. 1803 yılına kadar burada bir Fransiskan Manastırı varmış. Bu meydanı güzel yapan, sadece kale görüntüsü değil, aynı zamanda çok güzel evler de var çevrede; ortada da Sebastian Münster Çeşmesi. Çeşme, 16.yy.’nın başlarında Fransiskan Manastırı’nda uzun yıllar geçiren bir hümanist olan Sebastian Münster’in anısına 1978 yılında yapılmış.

Sebastian Münster Çeşmesi

Meydanın kale tarafındaki iki önemli yapısından biri olan Büyük Dük Sarayı (üstteki fotoğrafta çeşmenin arkasında), 1717-19 yıllarında arasında yapılmış. 1805’ten sonra Baden mahkemesi tarafından Büyük Dük Sarayı olarak kullanılmış. 1920’den beri Heidelberg Bilimler Akademisi olarak kullanılıyor. Diğeri ise, Mittermaier Evi, Karl Joseph Anton Mittermaier’in 1822’den sonra oturduğu evmiş. 1958 yılına kadar da torunları oturmuş. Şimdiyse üniversite tarafından kullanılıyor.

Mittermaier Evi

Boisseree Sarayı, meydanın Hauptstrasse tarafındaki diğer binası, mahkeme yetkilisi Franz von Sickingen’in evi ve ofisi olarak yapılmış (1703-1705). Ünlü Alman yazar Goethe de bu evi iki defa ziyaret etmiş. 1975’ten beri de üniversitenin Alman Dili bölümüne ev sahipliği yapıyor.

Çeşmenin arkasında Boisseree Sarayı

Meydanda bir diğer dikkat çeken bina da eski öğrenci barı (zum Sepp’l). Bu şehir, bir üniversite şehri. Yoğun bir tempoda çalışan öğrenciler aynı zamanda şehrin kafe ve barlarını da dolduruyorlar.

Öğrenci Lokali "zum Sepp’l"

Meydanda yeterince dinlendikten sonra daha ileri gitmeyip geri dönüyoruz. Dönerken solda yine çok güzel bir vitrin görüyorum. Acıktım mı acaba?

Önce önünden geçtiğimiz Kornmarkt’ta duruyoruz. Ortada 1718’de yapılmış bir melek heykeli, arkasındaki tepede ise eski kale görüntüsü.

Kornmarkt

Kornmark'ta Madonna Heykeli

Bu meydan, önceden tarım ürünlerinin ticaretinin yapıldığı yermiş, zaten meydanın adı da buradan geliyor (mısır pazarı).

Bu meydana sonra tekrar döneceğiz; ama önce nehir kenarına inelim. Marktplatz’a dönünce kilisenin karşısında havada asılı duran sokak göstericisi oldukça ilgi topluyordu (Aynı göstericiyi birkaç gün sonra Stuttgart’ta da gördük).  Adam gayet rahat, dakikalarca bu şekilde duruyordu.

Nehir kenarına inmeden bir ara verelim. Heidelberg yazısı buradan devam edecek.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir