Hidiv Kasrı

Emirgan Korusu ve Köşkleri’nden sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek önce Baltalimanı sonra FSM Köprüsü tabelalarını izleyerek Anadolu Yakasına geçiyoruz. Kavacık sapağından girerek Hidiv Kasrı kahverengi tabelalarını izleyerek çok kolay ve kısa sürede kendimizi kasrın bahçesinde buluyoruz. Arabayı otoparka bırakıp Deniz’in bebek arabasıyla yürümeye başlıyoruz.

Kasrın arka tarafındaki koruda yürüyüş-koşu yapanlar, bebek gezdirenler vardı. Kasrın bu yönden de görüntüsü çok güzel. Biz de ağaçların arasında aşağıya doğru bir süre indikten sonra, bu inişin bir de çıkışı var deyip geri döndük.

Yol kıvrıla kıvrıla yokuş aşağı gidiyordu. Biz neyse de bebek arabasını yokuş yukarı itmek zor oluyor. Üstelik Emirgan’da bugünlük itme kotamızı doldurduk bence. Hem Emirgan’da hem burada bebek arabasını açık ara farkla ben daha çok ittiğim halde eşim yorulduğundan baba-oğul ikisini kasrın arkasındaki çimenlere bırakıp ben kasrın içini, etrafını görmeye ve fotoğraf çekmeye gidiyorum.

Hidiv Kasrı, 1907’de Çubuklu’da geniş bir koruluk içinde Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılmış. Dış kapısı şimdilerde açmış mor salkımlarla daha da güzel görünüyor.

Şatoya benzeyen yapının bir de kulesi var. Dış kapı altın yaldızlı çiçek figürleriyle dikkat çekiyor.

Günümüzde Beltur’un işlettiği restoran-kafeterya olarak kullanılıyor. Pazar günleri açık büfe kahvaltı ve öğlen yine açık büfe yemek oluyormuş.

Kasrın ikinci katında sadece iki oda mescit olmuş, diğerlerine girilmiyor. Tepede vitraylı bir cam tavan vardı. Alt katta mermer havuzlu bölümde öğlen yemeği için açık büfe hazırlıkları yapılıyordu.

Bahçesi kadar kapalı salonları da güzel.

Bahçe kalabalık, kafeterya olarak kullanılıyor. Çok tepede olmadığından, ağaçlar da önünü kestiğinden boğaz manzarası çok görülmüyor. Ben yüksekçe bir yere çıkarak bu fotoğrafı çektim. Kasrın bahçesi ise çok güzel. Yine lale festivali nedeniyle canlı müzik vardı.

Boğazın karşısı Emirgan, az önce de oradaydık. Aynı gün içinde boğazın iki yakasındaki iki güzel yeri görmüş olduk.

Bu güzel mekândan sonra “Beykoz Korusu da 4,5 km ilerdeymiş, gitsek mi” deyince eşim tamam dedi; ama koruya girdikten sonra hiç arabadan inmeden içinde bir tur atıp çıktık. İçinde iki farklı tesis vardı. Ayrıca çimenlerde piknik yapanlar da… Güzeldi, gözüme kestirdim, belki başka bir gün yine geliriz.

Bugünlük, hatta bu haftalık gözümüzü gönlümüzü ağaçlara, yeşilliğe, çiçeklere doyurduktan sonra eve dönerken yol üstünde Bostancı’da Çöpçü’de güzel bir çöp şiş yiyerek evde akşam yemeği yapmaktan da kurtuluyorum. Geçtiğimiz hafta boyunca İstanbul’un en yeşil yerlerini, tepelerini, köşklerini, kasırlarını gezdim. Bir kere daha sevdim İstanbul’u.

Category: İstanbul, TÜRKİYE  Tags:
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
2 Responses
  1. Adem Şahin says:

    Merhaba ;

    Hidiv Kasrı’nın içerisi BELTUR’un genel müdürlüğüdür aynı zamanda bu nedenle odaların tamamına giriş serbestliği yok yani açtığınız bir kapı genel müdürün , yöneticilerin veya bir çalışanın ofisi olabilir.Tahminimce bu yüzden yasak var 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir