İçinden Şehir Geçen Filmler

Bazı filmler vardır, arka plandaki şehir görüntüleri öylesine başroldedir ki, o film o şehirle anılır. Mutlaka ben de bu şehre gitmeliyim hissi uyandırır. Bazılarının adı bile çekildiği şehre aittir. İşte böyle içinden şehir geçen, adı o şehirle anılan filmleri toparlamaya çalıştım. İzlediğim ve anlattığı şehirleri sevdiğim filmlerden bazıları:

Bu yazıya İstanbul filmleriyle başlamak istiyorum; ama bunlar yerli yapımlar; çünkü içinde İstanbul geçen yabancı filmlerde İstanbul çok farklı yansıtılıyor. Sanki 100 sene öncenin Osmanlı şehri gibi. Onları geçiyorum.

Organize İşler: Yılmaz Erdoğan’ın yönetmenliğini yaptığı bu film, sanki İstanbul tanıtım filmi. Özellikle havadan çekilmiş şahane görüntülerle keyifli bir İstanbul manzarası eşliğinde, güzel bir film. Yılmaz Erdoğan’ın ilk sahnelerde sevgilisinin evinden kaçarken Süperman’ın evine girdiği, koşmaktan gebermiş bir halde damacanayı kafasına diktiği sahne ve

-Araba nerde?
-Müşteride.
-Para nerde?
-Müşteride?
-Araba nerde? diyalogu da aklımdan çıkmayan filmdir ayrıca (2005).

Anlat İstanbul: 2005 yapımı film, ünlü oyunculardan oluşan kadrosu ve anlattığı beş hikayenin yanında çok güzel İstanbul görüntüleri içeriyor. Bu beş hikayenin her biri adını bir masaldan alıyor. Fareli Köyün Kavalcısı, Pamuk Prenses, Külkedisi, Uyuyan Güzel ve Kırmızı Başlıklı Kız masallarındaki kahramanlar oluyor oyuncular da. Her masalın yönetmeni ve oyuncuları farklı.

Uzak: Nuri Bilge Ceylan’ın bol ödüllü filmi, karlar altında İstanbul manzarasını fotoğraf güzelliğinde karşımıza çıkarıyor. NBC filmlerine has durağanlıkta; ama oldukça doğal ve minimalist diyaloglar ve bolca görüntülerle bir İstanbul filmi.

Slumdog Millionaire : Mumbai’nin fakir bir mahallesinden genç bir delikanlının katıldığı “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasında her soruyu bilmesi üzerine program sunucusunun ve polisin şüphelenmesiyle çocuğun her bir soruyla ilgili geçmişindeki hikayelere dönmesi anlatılıyor. Geçmişine döndüğü her an Mumbai sokaklarında sefalet içindeki yaşamları da izlemeye başlarız. Her Hint filmi gibi sonunda topluca Hint müziği eşliğinde dans sahnesi de yer alan film, bol ödüllü (2008).

Before Sunrise – Gündoğumundan Önce: 1995 yapımı film, bir trende karşılaşan ve ertesi güne kadar Viyana sokaklarında dolaşan bir çiftin hikayesini anlatıyor. Önce keyifli bir sohbetle başlayan ilişkileri gittikçe romantik bir hal alsa da her ikisi de bu gecenin onlar için son olduğunun farkındadırlar. Ve gün doğumuna kadar birlikte keyifli saatler geçirmek isterler. Biz de bu arada onlar yürüdükçe Viyana sokaklarında, parklarında gezeriz.

Before Sunset – Günbatımından Önce: 2004 yapımı bu film, bir devam filmi. Viyana görüntülerinden sonra devam filmi Paris‘te geçiyor. Ve iki eski aşık 9 yıl sonra bu sefer Paris sokaklarında dolaşıyor. Bu sefer de akşam gün batımına kadar vakitleri vardır, geçen dokuz yılın ardından bambaşka hayatlarıyla tesadüfen bir araya gelir ve hem Paris’te dolaşırlar hem de sohbet ederler. 

Midnight in Paris – Paris’te Gece Yarısı: 2011 yapımı bu film de bir Woody Allen filmi. Film hem günümüzden hem de eski Paris‘ten görüntüler sunuyor. Evlenmek üzere olan genç bir çift iş için Paris’e gidiyor ve farklı bir hayat onları karşılıyor. Her gece 24:00’te genç adam kendini eski zamanların Paris’ine götüren bir arabaya biner ve biraz fantastik bir hikayenin içine girer.

Paris, je t’aime – Paris, Seni Seviyorum: 2006 yapımı film, Paris‘te geçen farklı hikayeleri anlatıyor. 2o kısa filmin harmanlandığı ve her bölümünün farklı bir yönetmeni olduğu film. Her bölümün temasında sevgi-aşk var ve Paris’in bir mahallesinde/bölgesinde geçiyor. Bu yönüyle de şehrin reklamının en iyi yapıldığı filmlerden biridir.

Le fabuleux destin d’Amélie Poulain – Amelie: İşte benim en sevdiğim filmlerden biri. Ne kadar sıcak, ne kadar keyifli. Paris‘te yaşayan Amelie’nin kendine has adalet duygusuyla anlatacağı enteresan bir hikayesi var. Amelie ile birlikte hem Paris sokaklarında, hem Paris metrosunda dolaşıp keyifli bir hikaye izlemek için birebir (2001).

The Da Vinci Code – Da Vinci Şifresi: Dan Brown’ın çok okunan, çok tartışılan kitabının film hali. Akademisyen sembolist Robert Langdon, Paris’te ünlü Louvre Müzesi’nin müdürünü öldüren katilin peşindeyken biz de Paris manzaraları izliyoruz.

Angels & Demons – Melekler ve Şeytanlar: Dan Brown’ın yine çok okunan diğer bir kitabının film hali. Akademisyen sembolist Robert Langdon, Vatikan’a karşı planlanan saldırıları önlemeye ve katili yakalamaya çalışırken arka planda harika Roma ve Vatikan manzaraları eşlik ediyor. Henüz Roma’ya gitmediyseniz önce kitabı okuyun, sonra filmi izleyip öyle gidin, tavsiye ederim.

The Tourist – Turist: Johnny Deep ve Angelina Jolie’nin başrollerini paylaştığı film, hikayesine Paris’te başlıyor. Bir tren yolculuğu ile Venedik’e uzanan hikaye özellikle havadan Venedik görüntülerine sahip. Bu yönüyle de çok hoş. Sadece kanallarda gezinti ve arka plan Venedik için bile izlenebilir.

L’auberge Espagnole – İspanyol Pansiyonu: 2002 yapımı benim çok sevdiğim ve izledikten sonra Barselona’ya gitmek istediğim bir film. Fransız bir gencin Erasmus ile Barselona‘ya gitmesi ve orada farklı milletlerden bir grup gençle aynı evde yaşadığı olayların anlatıldığı film eğlenceli ve çok hoş.

Vicky Cristina Barcelona: 2008 yapımı bu film, Woody Allen tarafından yönetilmiş. Ünlü bir ressamın çevresindeki kadınlarla olan hikayesini anlatan film boyunca Barselona, bizi kendine aşık ediyor. Woody Allen, adam gibi bir İstanbul filmi yapsın artık! Neyse parası veririz!

New York, I Love You – New York, Seni Seviyorum: 2009 yapımı film, farklı aşk hikayelerinin yer aldığı ve arka planında New York‘un başrol oynadığı bir film.

London Paris New York: 2012 yapımı bu film, iki gencin önce Londra, sonra Paris ve nihayet New York‘ta birlikte geçirdikleri birer günü anlatıyor.

In Bruges: 2008 yapımı film, adından da anlaşılacağı üzere Belçika’nın Brüj şehrinde geçiyor. Filmin anlattığını arka planda bırakacak kadar Brüj görüntüsü olan bu film, benim için Brüj’ü gidilecek yerler listesinde baş sıralara taşıyor.

The Descendants – Senden Bana Kalan: George Clooney’in Hawaii’de zengin bir adamı oynadığı bu film, karısının bot kazası geçirmesinden sonra, iki kızıyla olan ilişkilerini düzeltmeye çalışan adamın öyküsünü anlatıyor. Biz de mükemmel Hawaii görüntülerini izliyoruz.

Yolculuk Filmleri ya da Yol Hikayeleri: 

Sadece bir şehri anlatan filmler olduğu gibi, farklı şehirlerden geçen yol hikayelerini anlatan filmler de var. Bunların içinde benim sevdiğim yol hikayeleri olan filmler ise şöyle:

Diarios de Motocicleta – Motorsiklet Günlükleri: 2004 yapımı film Che Guevara’nın motorsikletiyle yaptığı uzun yolculukları anlatıyor.

Im Juli – Temmuz’da: 2000 yapımı bir Fatih Akın filmi. Hamburg’tan İstanbul’a uzanan keyifli bir yol filmi.

Le Grand Voyage – Büyük Yolculuk: 2004 yapımı film, Fas asıllı bir Fransız adamın genç oğluyla arabayla Fransa’dan Mekke’ye hacca giden yolculuğunu anlatıyor. Bu yolculukla baba-oğul birbirlerini de tanımaya başlıyorlar.

La Marche de l’Empereur – İmparatorun Yolculuğu: 2005 yapımı bu belgesel benim favorilerimden. İmparator penguenlerinin üremek amacıyla denizden çok uzaklardaki güvenli iç karaya (buz tabi ki) olan yolculuklarını; yavruların dünyaya gelmesinden sonra anne penguen ve baba penguenin sırayla yemek için tekrar denize gidip gelmelerini konu alan belgesel iç burkan, ne hayatlar var dedirten bir baş yapıt.

The Bucket List: 2007 yapımı film, kanserden ölmek üzere olan çok zengin bir adamın ölmeden önce yapacaklarını listeleyip yola çıktığı ve Jack Nicholson ve Morgan Freeman’ın oynadığı hem keyifli hem hüzünlü bir film.

The Way Back – Özgürlük Yolu: Sibirya’da çok kötü şartlardaki bir hapishaneden kaçan bir grup adamın zorlu doğa şartları ve farklı kişilikleri arasındaki inanılmaz yolculuklarını anlatan film hayatta kalma ve özgürlük yolculuğu. Filmde, oyuncuların binlerce kilometrelik yolculuklarına, arada kayıplar olsa da umut dolu kaçış maceralarına eşlik ediyoruz (2010).

İzlemediğim için ya da aklıma gelmediğinden yazmadığım filmler mutlaka vardır. İçinden bir şehir geçen ya da yol hikayeleri anlatan film önerileriniz varsa lütfen paylaşın, onları da ekleyelim.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir