Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree: Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve’ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum. Anadolu yakasında oturup bir de yanında bebeğiyle gezen birisi içinse (benim gibi araba kullanmıyorsa) Kuruçeşme’ye gitmek oldukça zahmetli bir iş. Yine de buna kararlıyım, alacağım oğlumu ve yollara düşeceğiz derken arkadaşım Gözde ben de gelirim dedi. Hafta içi kullanması gereken izni olmasına sevinerek Kadıköy’de iskelede buluşmaya karar verdik. Oraya kadar biz trenle gittik. Vapurla Beşiktaş’a geçip oradan da taksiyle Kuruçeşme’ye vardık. Vardık varmasına da telefonun navigasyonu tam önünde olduğumuzu gösteriyor; ama etrafta bir şey yok. Derken birisine soruyoruz. Burası, buradan aşağıya inin diyor. Makro Market’le güvenlik kulübesi arasındaki dar yoldan yokuş aşağı inince bir anda Aşşk Kahve’nin tam ortasına düşüyoruz. Dışarıdan hiç belli etmese, tabelası vs. olmasa da bir anda çok güzel bir yerle karşılaşıyoruz.

Denizin dibinde, çok güzel dekorasyonu olan ve tabi muhteşem İstanbul manzaralı bir kafe. Hava soğuk olmasına rağmen bahçe sobaları yakılmış, herkes dışarıda oturuyor, içerinin koltukları, duvarları vs. de çok güzel; ama biz de dışarıda oturmayı tercih ediyoruz. Tam karşımızda Kuleli Askeri Lisesi var. Denizcim hemen kucağımdan inerek masaların arasında keşfe çıkıyor. Bir iki tur atıp yanımıza geliyor.

Menüye bir bakalım, neler yesek? Önce sıcak bir çay alalım da içimiz ısınsın. Ardından da hafif bir şeyler mesela sandviçlerden bana Süleyman, Gözde’ye de Aşşk’ın Dili. Bir de atıştırmalık Edamame. Yani üzerine tuz serpilerek servis edilen kabuklu soya fasülyesi. Sağlıklı bir atıştırmalık aslında ama ben en çok Deniz’in kucağımda oturup bizim yediklerimizin kabuklarıyla uzun süre oyalanmasını sağladığı için sevdim. Resimlerine bakarak seçtiğimiz sandviçlerden Süleyman’da; kepekli ciabatta ekmeği ortadan ikiye kesilmiş, birinin üstüne fırınlanmış kabak, patlıcan, kırmızı biber, havuç; diğerinin üstüne de fırınlanmış keçi peyniri konulmuştu. Yanında yeşilliklerle servis edilen Süleyman görüntüsüyle olduğu kadar lezzetiyle de muhteşemdi. Adı da o yüzden Süleyman herhalde. Aşşk’ın Dili ise haşhaşlı ekmeğin arasında füme dana dil, kaşar, domates bulunan yanında turşuyla servis edilen yine çok güzel bir sandviçti.

Aslında menü oldukça zengin. Yumurta çeşitlerinden sandviçlere, salatalardan makarnalara, et-tavuk-balık yemeklerinden hamburger ve pizzalara kadar pek çok seçenek var. İçecek olarak da pek çok alternatif var. Biz ise yediklerimizden gayet memnun manzaranın tadını çıkararak birer çay daha içtik. Fiyatlara gelince, biraz yüksek; ama bu kadar güzel dekorasyonlu bir kahvede ve bu manzarada olacak o kadar!

Aşşk Kahve’den sonra ikinci görmek istediğimiz yer Bebek’te Laduree. Geçen sene açılan pastane Fransız tatlısı makaronlarıyla ünlü. Çok çeşitli makaronları olsa da biz gittiğimizde sadece dört çeşit vardı. Hepsi de Fransa’dan geliyor, burada üretilmiyor. Hepsinden birer tane paket olarak aldık: Kahveli, kakuleli, müge çiçekli ve vanilyalı. Dört tanesi 15 TL. Oldukça pahalı; yine de denemek istiyoruz.

İçeride makaronlar dışında çaylar, reçeller de var. Tabi aldığınız makaronlar için rengarenk kutular da. Pastanenin hem dışarıdan hem içeriden görüntüsü çok güzel. İçeride oturacak yer olmadığından hemen karşıya geçip Cafe Nero’nun sıcak ortamına kendimizi atarak biraz ısınalım, kahvemizin yanında makaronları tadalım diyoruz. Cafe Nero’nun bizde yeri de önemlidir, zira Gözdelerle Londra’ya gittiğimizde Trafalgar Meydanı’ndaki Cafe Nero’da oturmuştuk. Çok kalabalıktı, önce bir yere ilişmiş sonra cam kenarına geçmiştik. Kalkarken Gözde’nin profesyonel -paha biçemediğimiz- fotoğraf makinesinin olmadığını fark edince bütün kafeyi arasak, herkese sorsak da bulamamış ve günün geri kalanında mutsuz mutsuz dolaşmıştık. Ertesi gün yine aynı yerden geçerken hadi bir gidip soralım, belki bulan olmuştur çıkmadık candan ümit kesilmez misali kafe’ye girmiş ve çalışanlardan birinin fotoğraf makinesini bulup sakladığını öğrenince sevinç çığlıklarıyla dünyadaki tüm Cafe Nero’lar bundan böyle bizimdir, canımızdır demiştik. O gün bugündür de her Cafe Nero’yu severiz, tercih ederiz.

Bebek’teki de çok güzeldi. Üst kata çıkıp sakin bir köşede koltuklarımıza gömülüp törenle makaronları çıkarıp denemeye başladık. Evet, çok pahalı; ama itiraf ediyorum gerçekten çok güzeller. Her biri ayrı ayrı çok güzel. Aslında başka bir yerde makaron yemediğim için karşılaştıramam, ama bunlar çok güzeller. Fransa’dan geldiği için (ne kadar sürede geliyor, ne kadar bekliyor bilmiyorum) bazen bayat makarona denk gelme ihtimali de olabilir bence. Bizim muhteşem acıbademimiz varken makaron neymiş diyenler olabilir, olsun makaron denemek de fena olmadı hani. Ki ben iyi yapılmış, tazecik acıbademi her zaman tek geçerim; ama her yerde iyisi denk gelmiyor, bunun bir standardı yok bizde ne yazık ki.

Bugünkü İstanbul mekanlarını keşif turumuz Cafe Nero’da bitiyor. Taksiyle Mecidiyeköy’e oradan da metrobüse binme düşüncesi nereden aklımıza geldi, bilmiyorum; ama oldukça eziyetli bir şekilde saatler sonra eve ulaşıyoruz. Zorlu dönüş yolculuğundan sonra bu mekanlara bir daha gider miyim, evet Aşşk Kahve’ye bir de baharda uğramalı,  Laduree’de farklı çeşitleri de denemeli, çok acelesi yok. Bir ara!

Aşşk Kahve – Muallim Naci Cad. No:64/B Kuruçeşme

Laduree – Cevdet Paşa Cd. No: 61/A Bebek

Bu yazıdaki tüm fotoğraflar internetten alınmıştır.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir