Körfezdeki Gizli Güzel: Rapallo

İtalya-Almanya seyahati“ne çıkmadan önce adını bile duymadığım; ancak Portofino ve Cinque Terre’ye yakınlığından dolayı kalacak yer olarak seçtiğim Rapallo, daha ilk adımımda, görür görmez sevdiğim bir şehir oldu.

“İtalyan Rivierası”nda yani kuzeybatı İtalya’nın Tigullio Körfezi’nde yer alan Rapallo, sırtını yemyeşil dağlara yaslamış, önüne masmavi bir denizi almış; yeşil ahşap panjurları, rengarenk boyalı-desenli evleriyle çok sevimli bir tatil şehri.

Milan’dan bindiğim bölgesel trenin kompartımanında 5 İtalyan – 1 Türk şeklinde yaptığımız yaklaşık üç saatlik yolculukla Rapallo’ya vardım. Trenden iner inmez havasını, canlılığını, rengini sevdim bu şehrin. Hemen otele gidip çantamı bıraktım. Otel görevlisi bana, tane tane İngilizcesiyle restoran önerileri, Portofino gidişi vb. konularda bilgilerle birlikte birkaç broşür de verdi. Otelden çıkıp Portofino’ya giden tekneye koşarak yetiştim. Tekneden çektiğim yukarıdaki fotoğraflarla şehri denizden de görünce ilk izlenimimde haklı olduğumu düşündüm.

Denizin içindeki kale (Castello sul Mare), palmiyeler arasındaki sahil yolu, demir atmış tekneler şehre güzellik katıyor. Denizin üstündeki bu kale, 16. yy’da Osmanlı korsanlarının saldırısına karşı şehri korumak amaçlı yapılmış. İyi de olmuş, bugün şehrin en önemli simgelerinden biri. Şimdilerde restore edilmiş ve sergiler-konferanslar için kullanılıyor.

Castello sul Mare

Portofino dönüşü oteldeki görevlinin tavsiye ettiği sahildeki Pizzeria Nettuno‘ya giderek İtalya’da bulunduğum üçüncü günde nihayet pizza yemiş oldum. Sahilde yan yana pek çok restoran ve pizzacı var; hepsi de güzel görünüyor. Nettuno da adı pizzacı olmasına rağmen deniz ürünleri başta olmak üzere çok çeşitli İtalyan yemekleri yenebilecek bir restoran. Daha Cinque Terre’ye gideceğim için hızlı olsun, çabucak yiyip kalkayım diye ve tabi ki sevdiğim için pizza Ortolano söyledim. Taş fırında pişmiş, ince hamurlu, domates soslu, mozzeralla, kabak, patlıcan ve biberli dev pizzamı keyifle; ama hızla yedikten sonra trene doğru yola çıkıyorum.

Pizza Ortolano

Bu arada, garsonun arasında hesabı getirdiği “pizzanın kimlik kartı” çok hoştu. Garsona sordum; ‘alabilirsin’ dedi.

Cinque Terre’den döndüğümde güneş batmış, hava kararmak üzereydi. Yorgunluktan ölüyor olmama, ayaklarımda derman kalmamasına rağmen otele gitmeden bu güzel şehirde bir tur atmak istedim. Sabah çok kısa bir süre gördüğüm, öğlen sadece yemek yediğim ve ertesi gün erkenden ayrılacağım bu şehrin sokaklarında yürümemek çok haksızlık olurdu. O yüzden bir gayret tekrar yürümeye başladım ve bu kararımdan dolayı da çok memnun oldum.

Tren istasyonundan karşıya geçip yürümeye başlayınca şehrin “tarihi merkezi” de karşıma çıkıyor. Sahille istasyon arasındaki bölge renkli-desenli evleri, dar sokakları ve canlılığıyla dikkat çekiyor. Aşağıdaki fotoğrafların bir kısmı akşam çektiklerimden bir kısmı da ertesi sabah erkenden çektiklerimden oluşuyor.

Guiseppe Garibaldi Meydanı, tarihi şehrin içinde en geniş alanlardan biri. Evler genelde sarı-pembe tonlarda ve hemen hemen hepsinin ahşap panjurları koyu yeşil. Evlerin üzerinde benim çok hoşuma giden ayrı bir güzellik daha var ki onu ayrı bir yazıda anlatacağım (o yazıyı okumak için buraya).

Şehrin tarihi merkezinin olduğu bölümde 6. yy’da yapılmış (daha sonra birkaç defa yenilenmiş) bir kilisenin (Chiesa di Santo Stefano) uzun kulesi de (Torre Civica) sokaklar arasında yürürken hep dikkatimi çekiyor. Bu kule, en eski anıt olarak şehrin simgelerinden biri.

Hemen yan tarafında ise 16. yy’da yapılmış Oratorio dei Bianchi küçük bir çan kulesine sahip.

Belediye binasının (Municipio) tam karşısındaki aşağıdaki fotoğraftaki bina öyle güzeldi ki. Hem dar bir sokakta olması hem de girişinde demir parmaklıklar olmasından dolayı yeterince geriye çekilemedim bu evin fotoğrafını çekerken. Yanımda o sırada fotoğraf makinesi de yoktu, telefonla çektim. Siyah-beyaz çakıl taşlarla desenler yapılan ön girişi, yemyeşil ve çiçekler içindeki bahçesi ve çatı bölgesindeki freskleriyle şehirde en beğendim bina burası oldu.

Tarihi merkezdeki ara sokakları dolaşıp aşağıdaki fotoğraftaki kapıdan geçerek sahile çıkıyorum.

Sahilde, Lungomare Vittorio Veneto boyunca restoran ve kafeteryalar sıralanıyor. Öğlen pizza yediğim Nettuno ve diğerleri akşam saati çok kalabalıktı. Bazı restoranlarda canlı müzik yapılıyordu. Gündüz denize girip deniz-güneş keyfi yapan insanlar şimdi de bu caddede restoranları dolduruyordu.

Caddenin karşısına geçip deniz kenarına gittim. Denizin içindeki kale, akşam ışıklandırmasıyla daha güzel görünüyordu sabahkine göre. Deniz kenarındaki yürüyüş yolu boyunca etrafı seyrederek keyifle yürüdüm biraz. Sonra da ertesi sabah dinlenmiş olarak kalkmak ve dönüş treninden önce şehirde biraz da gündüz gözüyle dolaşabilmek umuduyla otele dönüp erkenden yattım.

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı yapıp tren saatine kadar biraz daha dolaşmak istedim. Tarihi merkezde, sahil yolunda hızlı hızlı yürüdüm, birkaç fotoğraf çektim. Farklı zamanlarda bölük pörçük de olsa sahil yolu ve tarihi merkezdeki bütün sokakları yürüdükten sonra artık geri dönebilirim. Büyük bir şehir değil zaten, yürüyerek keşfedilecek güzel sokakları, evleri olan, yemyeşil dağların önünde masmavi deniziyle güzel ve canlı bir şehir. İtalyan yerli turistlerin de deniz tatili için tercih ettikleri bir şehir. Üstelik çok daha popüler olan Portofino ve Cinque Terre bölgesine ulaşımı da çok rahat ve yakın. Ben de bu vesileyle tanıştım ve bir günlüğüne de olsa yaşadım bu şehri. Hoşça kal güzel ve cana yakın şehir Rapallo!

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir