Küçük Çamlıca Köşkleri ve Muhteşem Yüzyıl

Kasırlar, köşkler, parklar derken köprüyü geçmek için tam trafiğe kalınca eve gitmek yerine Yıldız Parkı’na çok yakın olan annemlere gittik oğlumla. Nasılsa evde bizi bekleyen de yok -babacık yurt dışında-.  Deniz bütün gün uyumayınca akşam erkenden yattı. Annemler de evde yoktu, sadece abim vardı. Ben de kendime bir çay yapıp TV’de Muhteşem Yüzyıl’ı seyrettim. Sabah kalkınca kahvaltı yapıp Deniz’le çıktık. Bugünkü hedefimde Çamlıca’ya gitmek var.

Köprüden çıkınca Altunizade girişinden sonra Kısıklı ve kahverengi tabelaları takip ederek kolayca ulaştım hedefime: Küçük Çamlıca Köşkleri. Girişte otopark görevlisi “çekim var, arabayı şurayı park edin” deyince “ne çekimi” dedim. Meğer Muhteşem Yüzyıl’ın çekimi varmış. Şansa bak, tam da dün akşam son bölümünü izlemiştim. Yine de benim öncelikli hedefim köşkleri görmek. Arabayı park edip Deniz’i bebek arabasına yerleştirip yokuş yukarı itmeye başlıyorum.  Evet, yokuş yukarı. Üstelik ne tarafa gitmem gerektiğini bilmiyorum, rast gele gidiyorum. Sürekli tırmanmayı gerektiren bir tepelik burası. Tabi tepelere çıktıkça da İstanbul manzarası başlıyor.

Laleler, erguvanlar, papatyalar her yerde… Tırmanırken sonunda bir bina görüyorum.

O tarafa doğru gidince aynı alan içinde tadilatı devam eden üç tane köşk var. Bunlar Beltur’un işlettiği kafeteryalar. Aslında 1999 yılında Osmanlı mimarisi örnek alınarak yapılmış bu köşkler. Şimdi de tekrar bir yenilenme içinde. Beltur’un web sitesinde açık oldukları yazıyordu; ama sanırım bir ay kadar daha sürer bu işlerin bitmesi.

İçlerinden Cihannüma adını verdikleri köşk, bence en güzel manzaraya sahip olan ve dıştan görünümü de en güzel olandı. Öyle geniş bir İstanbul manzarası vardı ki önündeki terasta. Alabildiğine İstanbul…

Diğer köşkler ise Sofa ve Topkapı. Denize bakan değil de diğer tarafta ise ahşap kamelyalar yapmışlar, yeşillikler içinde.

Burada yapacak bir şey olmadığından rast gele yürümeye devam ediyorum. Artık en tepede olduğumdan tırmanmak bitti, hatta inişe geçtim. Buralarda bir de Su Köşkü olması gerekir, acaba nerede diye bir süre dolanıyorum. Bu arada çekim var demişlerdi. Ona bile rastlamadım. Sonunda ağaç dışında bir şeyler görünce o tarafa doğru gidiyorum. Tam isabet: Hem Su Köşkü hem de çekim ekibini, etrafta dolaşan Osmanlı muhafızlarını görüyorum. Kafeteryaya oturmadan önce etrafta biraz dolaştım. Meğer Su Köşkü, dizinin önceki bölümlerinde geçen “Av Köşkü”ymüş.

Zaten dünkü bölümde Şehzade Mustafa Hürrem’den gizlice kardeşlerini ava götürmek için saraydan çıkarıyordu. Şimdi de çekim öncesi prova yapılıyor; şehzadeler kılıçla talim yapıyor. Sonra Hürrem koşarak, bağırarak geliyor falan filan…

Biz de etrafı dolaşıyoruz. Köşkün ön cephesinde küçük bir havuz var, içinde ördek yüzüyor. Etrafı çok güzel, havuzun üstünde ahşap bir kamelya var; köşke bakıyor.

Köşkün etrafını gezdikten sonra oğlumla bir çay keyfi yapalım diye kafeteryanın bahçesine dönüyoruz. Tam oturduğumuz sırada Sultan Süleyman geçiyor önümüzden, çekim alanına doğru gidiyor. Bu çekim işleri çok zor ve sıkıcı galiba. Bizim oturduğumuz süre boyunca aynı sahneyi defalarca tekrar ettiler, üstelik sadece prova. Gerçek çekim başlayıp herkeste bir telaş başlayınca biz de köşkten kalkıyoruz. Arabayla girdiğimiz kapıya doğru dönüp bu sefer o taraftan biraz tepeye tırmanmaya başladım; çünkü öyle güzel çiçekli bir yoldu ki, bakmalara doyamadım.

Küçük Çamlıca’yı, tepedeki manzarası ve çiçekli güzel görüntüsüyle aklımda ve arkamda bırakıp Büyük Çamlıca’ya doğru gidiyoruz.

Not: Küçük Çamlıca Köşkleri (Topkapı-Cihannuma ve Sofa Köşkü) Muhteşem Yüzyıl dizisinde Şehzade Mustafa’nın Manisa’daki sarayı olarak kullanılmaya başlandı.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir