Tarih Kokan Şehir: Madrid

İspanya gezimizin ilk durağı olan Madrid’e gitmek için, işlemleri tamamlayıp uçağa yerleştikten sonra, uçağın içinde yarım saatlik kalkış zamanını bekleme ve 4,5 saatlik uçuş sonunda 26 Kasım öğle vakti Madrid’e indiğimizde hava kapalı ve yağmur çiseliyordu. Madrid Barajas Havaalanı 4 terminalden oluşuyor. Biz T2’deyiz. Terminalden içeri girince sigara kokusu almak çok tuhaf geldi ve hemen fark ettik ki havaalanı içinde sigara içilebilen noktalar var. Kapısı olmayan, yani tavanı ve 3 duvarı olan odacıklar yapmışlar ve insanlar oraya girip sigara içebiliyor. Tabi kapı falan olmayınca duman her yerde. Hemen alt kata iniyoruz, Linea 8 Nuevos Ministeros havaalanı-şehir metrosuna biniyoruz.

Son durakta inip başka bir metroya binerek hostele çok yakın olan Atocha İstasyonu‘nda iniyoruz. Hostel sahibi bayan ne yazık ki tek kelime İngilizce bilmiyor, bizimle İspanyolca ve beden diliyle konuşuyor. Bir şekilde anlaşıyoruz ve odaya kendimizi atıyoruz. Saat 14.00 olduğundan benim duracak halim yok, hava kararmadan şehri gezmek istiyorum; ama eşim bir saat dinlenme konusunda ısrar edince o dinlenirken valizi boşaltıyorum. Hostelin yeri çok güzel, şehrin ortasında; daha doğrusu gürültünün ortasında. Çift kat pencereleri kapasak da trafik sanki odanın içinden işliyor gibi gürültü var ve de çok uygun fiyatından beklediğimiz üzere hostel pek iyi değil. Eşyalar eski, oda eski, neyse ki çarşaflar mis gibi kokuyor. En azından temiz. Civarda yemek yiyecek pek çok yer var, metro çok yakın ve Reina Sofia müzesinin tam karşısındayız.

Saat 15.00 oluyor ve nihayet dışarı çıkıyoruz. Calle Atocha boyunca yürüyerek elimde şehir haritasıyla öncelikle ilk göreceğimiz yer olan Plaza Mayor’a doğru gidiyoruz. Hafif yokuş yolda, hamileliğimden dolayı biraz nefes alma problemim olduğundan ağır ağır ilerlerken çevremizde çok güzel evler görüyoruz. Plaza Mayor kare planlı büyük bir meydan, dört kenarında aynı boydaki bina uzanıyor. 17. yy.’da Habsburg hayatının merkezi olan meydanda bugün alt katlarında hediyelik eşya dükkânları ve restoranlar yer alıyor dizi dizi… Ortada III. Felipe’nin at üstünde bir de heykeli var. Meydanda küçük evler gibi standlar kurulmuş ve büyük bir hazırlık var. Minibüslerden bir şeyler indiriyorlar, etrafa atılmış, ıslak boş karton kutular meydanın güzelliğini bozuyor; ama insanlar noelle ilgili hediyelik eşyaların satılacağı bu küçük standlar için hazırlık yapıyorlar.

Plaza Mayor

Plaza Mayor

Plaza Mayor

Plaza Mayor

Meydanda aradığımızı bulamayınca fazla oyalanmadan şehrin kalbi olan Puerta del Sol’a gidiyoruz. Meydanın Türkçe adı Güneş Kapısı demek. İspanyolca hiç bilmesek de tabela, yemekler, metro yazıları vb. yazılı şeyleri tahmin edebiliyoruz. Hem İtalyanca hem de İngilizce ile pek çok benzer sözcük var. Konuşmaya başladıkları anda ise hiçbir şey anlamıyoruz. Madrid’de insanlar İngilizce bilmiyorlar. Biz de İngilizce öğreneceğiz diye boşuna kasıyoruz, adamlar Avrupa’nın ortasında üstelik Avrupa Birliği üyesi olarak hiç de İngilizce öğrenmek gibi bir kaygı duymuyorlar. Onlara İspanyolca yetiyor. Her neyse, Puerta del Sol, ortada bir fıskiyenin olduğu yine geniş bir meydan. Meydanın bir ucunda ağaca sarılmış bir ayı heykeli var. Yazın belki keyifli oluyordur; ama soğukta insanların meydanda pek işi yoktu açıkçası. Herkes bir telaşla yürüyordu caddelerde.

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Puerta Del Sol

Biz de bu caddelerden birinden Calle de la Montera’dan devam edip Gran Via’ya gitmek istiyoruz. Şehrin alışveriş caddesi. Pek çok mağazanın olduğu, şehrin belki de en hareketli ve sağlı sollu tarihi binalarla çevrili olsa da modern yüzü. Büyük mağazalar, fast-food restoranlar, oteller ve sinemalar her şey burada sanki…

Gran Via

Gran Via

Gran Via

Gran Via

Yürüdüğümüz yerlerde tapas barlar gibi pek çok restoran olsa da nedense gördüğüm hiçbir şey cazip gelmiyor. Sanırım bu restoranlarda yemek yiyemeden döneceğim. Vitrinlerdeki yemekler ve içerinin görüntüsü hoşuma gitmiyor. Her yerde sigara içiliyor. Saatlerdir yürüdüğümüz için biraz da bel ağrısı başlayınca bir Starbucks’a girip kahve molası veriyoruz. Neyse ki sigara içilmeyen bir alan. Biraz dinlendikten sonra cadde boyunca yürüyüşe devam edip Plaza de Espana (İspanyol Meydanı) geliyoruz. Burası ünlü İspanyol yazar Cervantes’in Don Kişot romanındaki karakterlerin olduğu heykeller bulunan bir meydan. Ve tabi meydanın başında yine noel hediyelikleri için küçük standlar kurulu.

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

İspanyol Meydanı

Heykellere bakıp parkın içinden geçip Calle Bailen boyunca yürüyerek Palacio Real yani Kraliyet Sarayı’na doğru ilerliyoruz. Yemyeşil ve şekilli kesilmiş ağaçların olduğu Jardines de Sabatini (Sabatini Bahçeleri) bakıp sarayın ön kısmına geliyoruz.

Jardines de Sabatini (Sabatini Bahçeleri)

Jardines de Sabatini (Sabatini Bahçeleri)

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Geniş bir meydan ve sağlı sollu heykellerin olduğu yoldan saraya bakıyoruz. 18. yy.’da yapılmış, dönemin en iyi sanatçılarının dekore ettiği Barok tarzı, oldukça büyük bir saray. Ziyaret saati geçtiği için biraz çevrede dolanıp tekrar yürümeye başlıyoruz.

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı

Ara sokaklarda bir süre dolaşıp La Lattina’ya giderek hostele gitmek için en sonunda metroya biniyoruz. Metronun yeşil, kırmızı, sarı hatları var. Hostele döndüğümüzde yorgunluk ve bel ağrısından kurtulmak için biraz dinlenelim diyoruz, sabah 5’ten beri ayaktayız ve akşam yemeği bile yiyecek halimiz kalmadı. Üstelik yarın sabah erken saatlerde Toledo’ya gitmeyi planlıyoruz.

Toledo gezisi sonrası akşam üzeri Madrid’e dönünce son gecemiz olduğundan hostele gidip dinlenmek yerine tekrar kendimizi sokaklara atıyoruz. Hostelin tam karşısındaki V. Carlos Meydanı‘ndan başlayarak önceki gün görmediğimiz birkaç yeri akşam karanlığında dolaşmaya başlıyoruz.

V. Carlos Maydanı

V. Carlos Maydanı

Noel öncesi olduğundan caddeler ışıl ışıl. Renkli renkli ışıklandırmalar caddeleri süslüyor. Atocha İstasyonu’nu arkamıza alarak Paseo del Prado boyunca yürüyerek Kibele Meydanı ve civarına geliyoruz. Alcala Kapısı ve Kibele Heykeli’ni görüp Gran Via’ya doğru yürüyoruz.

Paseo del Prado

Paseo del Prado

Paseo del Prado

Paseo del Prado

Paseo del Prado

Paseo del Prado

Kibele Meydanı

Kibele Meydanı

Akşam ışıklandırmalarında Gran Via civarı bir başka güzel görünüyor gözümüze. Daha sonra Atocha İstasyonu’na dönüyoruz. Burada bir ön keşif yapmamız gerekiyor; çünkü sabah erkenden havaalanına gideceğiz. Barselona’ya otobüs ya da trenle gitmek yerine Spanair’den iç hat uçuş bileti almıştık daha İstanbul’dayken. Hem paradan hem de zamandan tasarruf. Hızlı tren 3,5 saatte gidiyor ve 100 € civarı, otobüsler ise 8 saat falan sürüyormuş. Bu durumda en iyisi uçak. İstasyondan havaalanına en erken kaçta tren bulabiliriz diye araştırıyoruz. Banliyö treni olan Cercanias trenleri 5.30’da, metro ise 6.00’da çalışmaya başlıyor. Havaalanı metrosu olan Linea 8 Nuevo Ministeros durağından kalkıyor. Oraya gitmek için de Cercanias trenine binmeliyiz. Bineceğimiz treni ve zamanını öğrendikten sonra istasyonda dolaşıyoruz. Tren istasyonu, tıpkı bir botanik bahçesi gibi. Bu ağaçlar, çiçekler güneş almadan nasıl bu kadar güzel ve yemyeşil görünüyorlar bilmiyorum. Gördüğüm kadarıyla sadece üzerilerine su püskürtülüyor. İstasyonun ortasındaki bu botanik bahçede içi her boyda kaplumbağalarla dolu bir de küçük havuz var.

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Atocha İstasyonu

Madrid gezisi, uzun süren uçak yolculuğu sonrası yorgun argın her yeri yürüyerek gezmek isteyip de belimizi, ayağımızı fazlaca ağrıttığımızdan mı, havanın kapalı ve soğuk olmasından mı bilmiyorum pek tat vermedi bize. Zamanımız az olduğundan ve her yeri adımlayarak görme telaşımdan, yiyecek bir şey bulamayışımdan dolayı da biraz sıkıntılı geçti. Herkesin çok sevdiği tapaslar ve tapas barlara adım atmak bile istemedim. İçerdeki yemek kokuları ve sigara dumanları nedeniyle dışarılarda atıştırmayı tercih ettik. Yine de geniş ve tertemiz caddeleri, birbirinden güzel sıra sıra tarihi evleriyle Madrid görülmeye değerdi.

Madrid sanatseverler için önemli bir şehir. Zamanımız olmadığından hiçbirini göremesek de burada özellikle klasik sanatseverler için Prado Müzesi ve modern sanatseverler için de Reina Sofia ve Tyssen-Bornemisza sanat galerileri bulunuyor.

Toledo yazısı için tık tık:)

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan
Gezi Tarihi: 26-27 Kasım 2009

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir