Málaga Sevgilisi

Endülüs Özerk Bölgesi’nin Sevilla’dan sonraki ikinci büyük şehri olan Málaga, ‘Costa del Sol’ yani güneş sahili olarak biliniyor. Akdeniz kıyısında Fas’ın tam karşı kıyısında yer alan şehir, yılın büyük bir çoğunluğunda güneşli günlere sahip. Bu özelliği ile de Avrupalı turistlerin çokça tercih ettiği bir tatil yeri. Tabi bu tercihin tek sebebi güneşli günler değil, Málaga’nın pek çok güzelliği var.

Yerel turist de çok fazla. İspanya’nın farklı şehirlerinden tatil için gelmiş pek çok İspanyol Málaga’da tatili tercih ediyor. Normalde nüfusu 600 binlerde iken yazları bir milyonu geçiyormuş.

Ülkemizden Endülüs Bölgesi’ne yapılan turlarda genelde Málaga ihmal edilir; çünkü turlar daha çok Granada, Córdoba, Sevilla gibi şehirlerdeki tarihi yerlere götürüyorlar, Málaga belki havaalanı nedeniyle günübirlik kullanılıyor. Bir kültür turu planladıysanız diğer şehirleri Málaga’ya tercih edebilirsiniz; ama biz Málaga’yı hiç ihmal etmedik. Zaten gezi rotamızı oluştururken 6 gece Málaga’da kalacak, diğer şehirlere günübirlik gidecek şekilde ayarlamıştık. Üstelik bu planı yaparken Málaga’yı bu kadar çok seveceğimizi de bilmiyorduk.

Dört saat süren İstanbul-Málaga yolculuğu sonunda Özlem’le uçaktan indiğimizde Ezgi ve Nacho bizi havalimanında karşıladı. Málagalı gönüllü-yerel rehberimiz Nacho sayesinde şehre girer girmez Málaga’yı sevdik biz zaten. Önce Nacho’nun ayarladığı odamıza gidip eşyalarımızı bıraktık ve hemen çıktık. İlk gittiğimiz yer, Málaga sahili boyunca uzanan birbirinden güzel restoranlardan biriydi.

Malaga1

Deniz kıyısı bir şehir olan Málaga bunu deniz mahsullü muhteşem yemekleriyle taçlandırmış. Daha şehirdeki ilk yemeğimizde bunu anladık ve sonraki günlerde deniz ürünü bir şey yemediğimiz tek bir gün bile olmadı. Ben Málaga’yı bu yönden de çok sevdim; her türlü deniz ürünü yiyeceklere, her yerde ve uygun fiyatlı olarak ulaşmak mümkün. Deniz ürünleri dışında zeytin ülkesi olduklarını da her yerde hissediyorsunuz. Bir yere oturup içki istediğinizde yanında hep lezzetli zeytinlerden getiriyorlar. Bu restoranda yediğimiz muhteşem ‘chupo deos’larla (sanırım sarımsak aromalı, kırma yeşil zeytin) ilk açılışı da yapmış olduk biz. Sonrasında menüye bakıp Nacho’nun önerdiklerinden söyledik. Keçi peynirli muhteşem bir salata, adını hatırlamadığım, sulu paella gibi bir şey, nefis soslu istiridye, şişe dizilip kömürde ızgara edilen ‘espeto de sardinas’ adı verilen sardalyalar, yerel ve nefis biralar derken ilk yemeğimiz gerçekten de çok güzeldi. 

Üstteki fotoğrafta görünen kırmızı içecekler ise, ‘tinto de verano‘ yani yaz şarabı. Kırmızı şarap, fanta-limonla karıştırılıp buzla servis ediliyor; her yerde bulunan ve İspanyolların çokça tercih ettiği bir içki.

malaga2

Restoranlarda yemeklerin gelişi biraz farklı. Önce içecek getiriyorlar, sonra salata. Salata bittikten sonra sipariş verdiğiniz diğer yiyecekler geliyor. Bu aralarda bazen bekleme uzun olabiliyormuş; ama bize hiç denk gelmedi. Gittiğimiz her yerde servis hep hızlıydı.

Yemekten sonra bir kahve içelim dedik ve şehri tepeden görebileceğimiz harika bir yere gittik. Aslında burası, adı ‘Parador de Málaga Gibralfaro’ olan bir otel ve restoran. Çok güzel bir taş bina ve önünde de tepeden görünen Málaga manzarasıyla çok güzel bir yerdi. Şehre önce tepeden bakıp neyin nerede olduğunu konum olarak hafızaya attım:-)

Parador de Málaga Gibralfaro

Parador de Málaga Gibralfaro

Parador de Málaga Gibralfaro

Parador de Málaga Gibralfaro

Parador de Málaga Gibralfaro'dan Málaga manzara

Parador de Málaga Gibralfaro’dan Málaga manzara

Parador de Málaga Gibralfaro'dan Málaga manzara

Parador de Málaga Gibralfaro’dan Málaga manzara

Şehri tepeden izledikten sonra şimdi de biraz sokaklarında dolaşalım. Şehrin ortasındaki botanik bahçe gibi bir parktan geçiyoruz (Paseo del Parque). 

Paseo del Parque

Paseo del Parque

Marinayı solumuza alarak ara sokaklara giriyoruz. 

malaga7

Katedral ve civarındaki sokaklarda geziniyoruz önce. Plaza del Obispo’da biraz mola verip bu fotojenik meydanın tadını çıkarıyoruz.

Málaga Katedral

Málaga Katedral

Plaza del Obispo

Plaza del Obispo

Plaza del Obispo

Plaza del Obispo

Plaza de la Merced, benim en sevdiğim meydanlardan biriydi. Bu geniş meydanın sonundaki köşede, Picasso’nun doğduğu apartman vardı. Yan tarafında bizim de defalarca kahvaltıya gittiğimiz çok güzel kafeler var. Picasso ise, doğduğu evin karşısındaki meydanda bir banka oturmuş, gelen gidenle sohbet ediyor:-) Ne zaman bu meydandan geçsem Picasso’nun yanına oturup onunla konuşup fotoğraf çektiren insanlar görüyordum.

Picasso

Picasso

Picasso'nun doğduğu ev, ikinci kat köşe daire (Fundación Picasso. Museo Casa Natal)

Picasso’nun doğduğu ev, ikinci kat köşe daire (Fundación Picasso. Museo Casa Natal)

Larios, bu bölgenin en önemli caddesi (Marqués de Larios). Geniş cadde, sağlı sollu şık mağazalardan, kafelerden oluşuyor. Sıcaklık nedeniyle insanlar trafiğin olmadığı bu caddede rahat gezsinler diye binaların arasında beyaz brandalar asılı.

Marqués de Larios

Marqués de Larios

Bodega Bar El Pimpi, en meşhur kafelerden biri. Dışarıdan görünen dev seramik kupalar içindeki çiçekli görüntüsüyle yetinmeyip içine girmek gerek. İçi çok güzel dekore edilmiş; üzeri tebeşirle yazılmış siyah fıçılar, duvarlara asılmış farklı tablolar vs. hepsi çok hoş.

El Pimpi

El Pimpi

Bodega Bar El Pimpi

Bodega Bar El Pimpi

Şehirde Picasso Müzesi de dahil olmak üzere pek çok müze de var aslında; biz hiç birine gitmedik. Málaga’da günlerimizi daha çok deniz kenarında, eski şehir civarında geçirdik; bir haftalığına da olsa turist gibi değil İspanyollar gibi yaşadık. Hatta kaldığımız evden, plaja doğru giderken her gün önünden geçtiğimiz, çok güzel sokakların hiç fotoğrafını çekmemişim. Kendimi aşırı yerel gibi hissettim herhalde, nasılsa buradayız çekeriz diye diye geçmiş gitmiş günler, elimde hiç fotoğraf yok! Oysa, Plaza de Uncibay, Plaza de la Constitución (Anayasa Meydanı) çok hareketli, keyifli meydanlardı. Bu civarda yer alan Café Madrid ise meşhur ‘churros’ denediğimiz yerdi. Çikolataya batırılarak yenen, sıcak hamur kızartması olan churros kahvaltı için İspanyolların tercih ettiği yiyeceklerden biri, yanında da nefis kahve. Pek çok yerde bulunuyor; ama diğer kafelerdekilerin görüntüsü pek hoş değildi, kalın ve yağlı görünüyordu, bu durum Ezgi’nin tecrübesiyle de sabit:-)

Chocolate con churros

Chocolate con churros

Şehrin tepe noktalarında yer alan Alcazaba ve Gibralforo adı verilen kaleler pek çok yerden görünüyor. Ben bir sabah erkenden kalkıp Alcazaba’ya tırmanmıştım. Çok güzel yeşillendirilmiş, çiçekli bahçeler eski kalenin surları arasında çok güzel görünüyordu. Şehre tepeden bakan konumuyla da çok güzel.

La Alcazaba

La Alcazaba

La Alcazaba

La Alcazaba

La Alcazaba

La Alcazaba

La Alcazaba

La Alcazaba

Gelelim plajlara… Şehrin tatil bölgesi olmasını sağlayan 9 km uzunluğundaki plajlar tamamen halka açık ve ücretsiz. Böylesi genişlikte ve uzunluktaki plajların hiçbir ranta kurban edilmemesi, tamamen halkın rahatına bırakılması çok güzel. Ülkemizin güney sahillerinde ne yazık ki pek çok yerde böyle bir rahatlık yok. İspanya’dan döndükten sonra Bodrum’a gittiğimde deniz kenarlarının tamamen restoranların tekelinde olduğunu görünce çok şaşırmış ve söylenmiştim. Restoranın başlangıcından denizin ucuna kadar yerleştirilmiş şezlonglar nedeniyle istediğiniz yere havlunuzu atıp denizin tadını çıkaramazsınız. İlla ki bir restoranın önündeki şezlonglarda oturacak ve o restoranın dayattığı fiyatlara razı olacaksınız. Málaga’da böyle bir şey yok. Hiç kimse karışmıyor, isteyen istediği yerde oturuyor. Acıktınız mı, susadınız mı, sahilin gerisinde, yol kenarında “chiringuito” adı verilen küçük restoranlar var. Havlunuzu sahilde bırakıp istediğiniz bir chiringuito’ya gidip nefis deniz ürünleri yiyebilirsiniz.

chiringuito'lardan birinde yediklerimiz

chiringuito’lardan birinde yediklerimiz

Ya da bazı kişilerin yaptığı gibi içeceklerinizi, yiyeceklerinizi yanınızda sahile götürebilirsiniz. Sahilde 1 €’ya içecek satan adamlar da dolaşıyor. Málaga sahillerinde bir bira 1 €; Bodrum’da 15 TL! Bu İspanyollar salak mı? Restoran sahipleri neden sahilleri işgal etmiyor, 5 €’ya bira satmıyor, bunlar para kazanmak istemiyor mu? Çünkü sahiller vatandaşın, restoranların değil. Ben bunu gördükten sonra Bodrum’daki duruma çok sinirlenmiştim; ama baktım kimsenin umurunda değil, herkes bu saçmalığı kabullenmiş. Ne kötü!

Málaga Plajları

Málaga Plajları

Málaga -chiringuito-

Málaga -chiringuito-

Ha bu arada Málaga sahillerinde kimse kimseye karışmıyor dedim ya, bu öylesi bir rahatlık ki, bazı kadınlar üstsüz güneşlenmeyi tercih ediyor ve kimse onları bırakın rahatsız etmeyi bakmıyor bile.  

Málaga Plajları

Málaga Plajları

Uzun plaj boyunca, en fazla kalabalığın olduğu yer aşağıdaki fotoğraftaki yazının etrafında oluyor, genelde turistler Malagueta yazısının etrafında takılıyor. Harflerin arasından, üstünden poz vermek pek popüler bir aktivite. Boş olduğu bir anı yakalamak zor; ama başardım:-)

Malagueta

Malagueta

Málaga’nın denizi, bizimkiyle aynı Akdeniz olmasına rağmen soğuk, ilk girişte titretiyor. Bunun sebebi, Atlantik Okyanusu’na yakın olması ve suların karışmasıymış (Nacho öyle söyledi, bana da mantıklı geldi)

Deniz oldukça temiz, kum tabanlı, sahil de hep kum; ama yine de deniz olarak baktığımızda bizim güney sahillerindeki gibi etkileyici berraklıkta, billur gibi değil. Zaten yerel halk pek denize girmiyor. Genelde sahilde oturup sohbet ediyorlar, güneşleniyorlar, erkekler futbol oynuyor. Çok sıcaklarlarsa bir denize girip ıslanıp çıkıyorlar, yüzdüklerini pek görmedim.

Málaga’nın gece hayatı ise oldukça canlı. Eski şehir civarındaki ara sokaklarda onlarca klüp var. Sabahın erken saatlerine kadar açık olan klüplere giden gençler, sabahlara kadar da sokaklarda dolaşıyor, bağrışıyor. O civardaki evlerin bazılarında koskocaman afişler asılıydı; ‘insanlar uyuyor, lütfen sessiz olun’ minvalinde yazılar vardı. Bizim kaldığımız ev, tam da böyle gençlerin takıldığı işlek sokaklardan birindeydi ve orada yaşayan yerel insanlara üzüldük. Yazın sıcak nedeniyle pencereler hep açık ve uyumak mümkün değil. Bizimki geçici bir durumdu, katlandık ama orada sürekli yaşayanlar için gerçekten çok zor. Bir gece balkonda pijamalarımızla oturup sokaktaki hareketli hayatı film izler gibi izlerken, gelip geçenlerle ilgili biraz da gıybete dalmışken aşağıdaki gençlerden biri bizi görüp ‘nasıl keyfiniz yerinde mi, film izliyor gibisiniz’ deyip gülmüştü.

Tabi böyle sabahlara kadar sokaklarda olunca geç kalkıyorlar, denize geç gidiyorlar, yemekleri hep geç yiyorlar. Sabah 9-10 gibi dükkanlarını açanlar içinse öğlen ‘siesta’ saati. Kapatıp gidiyorlar, akşamüstü tekrar açıyorlar. Akşam yemeği 21:00 civarı başlıyor; o saatlerde eski şehir civarındaki bütün restoranlar tıklım tıklım oluyor, bu yemek işi gece yarısına kadar sürüyor. Gece yarısından sonra restoranlar kapanıyor; bu sefer kulüpler dolup taşıyor. Eski şehir civarlarında yolda yürürken klüplerine gitmeniz için teklif yapan gençlere mutlaka denk geliyorsunuz. Biz onlara ‘oferta’cılar diyorduk. Tabi İspanyolca konuşuyorlar; Ezgi bize çeviriyor onların söylediklerini. Tekliflerini yapıyorlar, kabul ederseniz kendi kulüpleri neyse oraya yönlendiriyorlar. Genellikle giriş ücreti 5 € oluyor ve bu paranın içinde ilk içecek ücretsiz -ne içerseniz- Bazen ‘chupito’ denilen shot içecekleri de bu fiyata ekliyorlar. O teklifi beğenmediniz ya da o mekana gitmek istemiyorsanız alternatifi çok. İstediğiniz yere gidebilirsiniz, dediğim gibi giriş ücretli de olsa hepsinde ilk içecek ücretsiz oluyor. Kulüplerin hepsi eski şehir civarındaki ara sokaklarda ve birbirlerine çok yakınlar. İnsanlar genellikle aynı yerde uzun süre kalmıyor; çıkıyor, bir diğerine gidiyor. Çıkarken kolunuza damga basıyorlar. Böylece tekrar geri gelmek isterseniz giriş ücretini yeniden ödemek zorunda kalmıyorsunuz. Bu uygulamadan dolayı her yerde sürekli bir hareketlilik var, insanlar gece boyunca kulüpleri geziyorlar:-)

Farklı özellikte kulüpler var; bazı geceler özel teması olan eğlenceler yapıyorlarmış (bize denk gelmedi) Genellikle İspanyolca şarkılar çalıyorlar. Orta Amerika’daki İspanyolca konuşulan ülkelerden yayılan reggaeton müzik burada da popüler. İnsanlar hiç oturmadan dans ediyor. Kulüplerin içinde sigara içilmiyor; ama bazı kulüplerde nargile içenleri gördüm ve çok şaşırdım. Kokusunu fark etmedim, nasıl nargile bilmiyorum. Dj’ler oldukça mütavazı, yanlarına gidip şarkı istediğinizde, mutlaka ilgileniyorlar, şarkıyı çalıyorlar. Tabi İspanyolca bilmeniz lazım ya da bizim peçeteye yazıp gösterme adetimiz de işe yarayabilir.

Málaga’da her yıl Ağustos ayında bir festival oluyormuş; Feria de Málaga 2016, bu sene 13-20 Ağustos arasındaydı, biz o tarihlerde çoktan ülkeye dönmüştük; ama Ezgi oradaydı ve çok güzel bir festival olduğunu anlatıp bizi özendirmişti. Kadınların flamenko elbiseleri giyip saçlarına kocaman güller taktıkları bu eğlenceli festival hakkında Ezgi söz verdi, mutlaka bir yazı yazacak. Bekliyoruz:-)

Telaştan, koşturmacadan, stresten uzak; tam tatil kafasındaki rahatlığı, muhteşem deniz ürünlü yemekleri, denizi, plajları, sokakları, canlılığıyla Málaga’yı çok sevdim ben. Málaga’da kalıp günübirlik gittiğim Granada, Ronda, Córdoba, Sevilla da her biri ayrı muhteşemdi; ama oralarda bir günlük turisttim. Málaga’da ise yaşadım ve #málagalover oldum.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir