Nisan’da Aynalıkavak Kasrı

“Her Hafta Bir Kasır” gezilerime uzun zamandır görmek istediğim Aynalıkavak Kasrı’yla devam ediyorum. Günü verimli kullanabilmek için sabah saatlerinde yola çıkmayı tercih etsem de Anadolu yakasından karşıya geçişte çok fazla trafik olduğundan 11-12’den önce yola çıkamıyorum. Bu nedenle madem Hasköy’e gideceğiz feribotla geçelim dedim ve Harem’den Sirkeci feribotuna bindik. Yine Suhulet’e denk geldik; asansörlü, tertemiz, kocaman pencereli ve büfesi de zengin olan Suhulet’i seviyorum; ama yolculuk 15 dakika olduğundan hızlı hareket etmek gerekiyor. Çocuk dursa arabadan inmeye bile değmez aslında. Biz hızlıca inip araya bir de çay içme sefası sıkıştırıp hemen arabaya dönüyoruz.

İskeleden çıkışta önce Kasımpaşa, sonra da kahverengi Aynalıkavak Kasrı tabelalarını takip ederek çok kısa sürede varıyoruz.

Bu alan, yani Hasköy yolu üzerinde Haliç kıyılarına doğru uzanan alan, Bizans imparatorlarının gezinti ve dinlenme yeriymiş. İstanbul’un fethinden sonra sultanların da hasbahçesi olarak kullanılmış. Bölgede kurulan tersaneden dolayı adı da “Tersane Hasbahçesi” olmuş. Önce Sultan I. Ahmet zamanında 1613 yılında buraya bir kasır yapılmış. Sonradan farklı zamanlarda üzerine yapılan kasır ve köşklerle “Tersane Sarayı” haline gelmiş. İstanbul’un dördüncü büyük sarayı olacak kadar genişlese de zamanla tersanenin de gelişmesiyle saraya ait yapılar yavaş yavaş yok olmuş. Ve o günkü saraydan geriye sadece Aynalıkavak Kasrı kalmış. Bugünkü haline ise III. Selim zamanında (1789-1807) kavuşmuş.

Lale Devri’nin önemli bir hatırası olarak yaklaşık üç yüz yıldır Haliç kıyılarından bulunan yapı, 1975 yılında Milli Saraylar yönetimine geçmiş; 1984’te ise müze-saray olarak ziyarete açılmış; ama uzun bir süredir de restorasyondaydı. 2010’un sonlarında tekrar açıldı. Ve biz de ancak bugün gezme şansını yakaladık.

Giriş ücreti 2,5 TL’yi verip biletimi aldıktan sonra bahçeye adım atar atmaz harika bir güzellikle karşılaştım. Baharın en güzel renkleriyle dolu bahçede kasır muhteşem güzelliğiyle beni bekliyordu sanki. Hafta içi ve henüz sabah sayılabilecek saatlerde yapayalnız; ama gururlu, endamlı bekliyordu sanki.

Etrafta kimse olmayınca kapıdaki galoşları giydim, bebek arabasını kapıda bıraktım ve oğlumla ahşap kapıyı aralayıp içeri girdik.

Burası Divanhane. Sanki üç küçük oda ortada birleşmiş gibi geniş bir salon. Tam karşıda bir saray koltuğu. Sağ ve sol taraflarda da koltuğu, aynası, dolabıyla birbirinin aynı dekore edilmiş bölümler var. Dönemin ısıtma aracı büyük mangallar yerde duruyor.  Pencereler çok farklı ve çok güzel. Yere kadar uzanan bir pencere, onun üstünde de vitraylı yine farklı bir pencere var. Yani iki kat pencereli. (Bu pencere tipine revzenli -vitraylı- tepe pencereleri deniyormuş) Alttaki pencerelerde, pencerenin ancak dörtte birini kapatacak kadar kısa, kalın perdeler var (alttaki beyaz stor perdeler restorasyonda eklenmiş herhalde). Süslü kesimli bu perdelerin kumaş ve deseni her odada farklı; ama bulunduğu odadaki koltuklarla da aynı. Üstteki pencerelerde ise perde yok; sadece vitraylı.

Pencerelerin Dışarıdan Görünüşü

Alttaki pencerelerin üstünden başlayarak tüm odada aynı şekilde devam eden mavi zemin üzerine altın yaldızla Enderunlu Fazıl’ın kasrı öven 54 beyitlik şiiri hat sanatıyla yazılmış.

Dışarıdan bakınca binanın üstünde görünen kubbe, içeriden belli olmuyor; sadece dışarıdan görünen bir kubbe yapılmış, içeride tavanlar düz. Yok, düz demek çok haksızlık olur. Aksine hiçbiri düz değil. Bütün odaların tavanlarında her birinde ayrı bir işleme, bezeme, kabartma artık adı her neyse ondan var. Her bir odanın tavanı oldukça süslü ve renkli.

Her yerinde farklı bir ayrıntı ve güzellik olan Divanhane’den nihayet çıkıp soldaki ilk odadan içeri giriyoruz. Buradaki odalar daha sade dekore edilmiş derken hop yine kocaman geniş bir salona geliyoruz. Burası da divanhane. Ağırlıklı olarak koyu kırmızı renklerinde, ortada yine ısıtma amaçlı büyük bir mangalı olan, pencereleri, perdeleri, koltuklarıyla çok güzel bir salon. Tavanı giriştekine göre çok sade. Bu salona açılan odalardan biri çok dikkat çekiyor; çünkü odadaki eşyalar yani masa, sehpa, koltuk ve sandalye kenarları, hepsi sedef kakma.

Oğlumla ikimiz tüm bu odaları yalnız gezerken birden bir görevli geliyor, beni kameradan görmüş, “siz nasıl gözden kaçtınız böyle, normalde yalnız gezilmiyor” dedi. Ve sonrasında yıkıldığım an: “Fotoğraf çekmek yasak, yayınlayamazsınız” dedi. İşte bu nedenle biraz detaylı anlattığım bu odaları ve kasrı kendiniz görmeniz gerekiyor. Gerçi internette birkaç iç mekan fotoğrafı var. Neyse geriye kalan bir odayı da yani arz odasını görevliyle birlikte geziyoruz. Tam da önemli yerde karşıma çıkmış; çünkü arz odasının bestekâr olan III. Selim’in bestelerini yaptığı oda olduğu düşünülüyormuş. Arz Odası’nın pencereleri üzerinde ise Şeyh Galib’in III. Selim’i öven 36 beyitlik mersiyesi yine hat sanatıyla yazılmış. Pencere önlerinde üç kenarı boydan boya kaplayan büyük bir sedir olan odanın, yüklük olarak kullanılan süslü iki dolabı ve üzerine konan bir ibrik ve tasla lavabo olan mermer bir tezgâhı var.

İçteki divanhaneden merdivenlerle alt kata iniliyor. Divanhane tarafından girince tek katlıymış gibi görünen kasır aslında iki katlıymış. Bahçenin setleri üzerine yapıldığı için deniz tarafından bakınca da iki katlı görünüyor. Bu durum da çok güzel bir hava veriyor tarihi kasra.

Alt kata inince karşımıza çıkan ise III. Selim’in bestekâr kişiliğini yansıtan hoş bir müze. Tarihi Türk çalgılarının sergilendiği bir müze… Müzeye bağışlanan eserlerin önemli bir kısmı bestekâr Gevheri Osmanoğlu koleksiyonu.

Böylece bu güzel kasrın içini gezdikten sonra kendimi şimdi de bahçenin güzelliğine bırakıyorum. Yemyeşil çimenlerin aralarında papatyalar beyaz bir örtü gibi serilmiş.

Erguvanlar patlamış, kendine has rengiyle yeşillerin arasında parıldıyor sanki. Mini göletin çevresinde laleler bezeli.

Aynalıkavak Kasrı Bahçesinde Erguvan

Aynalıkavak Kasrı Bahçesinde Erguvan

Bahçenin içinde oturup bir şeyler içilebilecek bir de kafeterya var; ama biz oturmak yerine bu güzel kasır ve bahçeyle vedalaşıp yola çıkıyoruz. Önce Kasımpaşa, sonra Taksim, Beşiktaş tabelalarını takip ederek Yıldız Sarayı’na gidiyoruz.

Aynalıkavak Kasrı, pazartesi ve perşembe günleri kapalı; diğer günler 08.30-17-00 arası ziyaret edilebilir.

Tel: 0212 256 97 50

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir