Karadağ’ın Başkenti: Podgorica

THY’nin 10.30 uçağıyla Karadağ’ın başkenti Podgorica’ya (Podgoritsa okunuyor) giderken 3,5 aylık oğlumuzla pek çok ilkleri yaşayacak olmamızın heyecanı içindeydik. Ufacık bebekle uçağa biniyor ve yurtdışına tatile gidiyor olmanın başımıza neler getireceğini merak etsek de oğlumuzun bir gezgin ruhu taşıdığını umarak yola çıkıyoruz. Sorunsuz bir yolculuk geçirerek havaalanına doğru alçalırken etrafı çok geniş nehirlerle (Zeta, Moraca, Ribnica, Cijevna ve Sitnica) çevrili ve yeşillikler içinde Podgorica görünüyor. Yugoslavya döneminde adı Titograd olan şehir, 2. Dünya Savaşı’nda çok tahrip edilmiş, dolayısıyla savaş sonrası neredeyse yeniden kurulmuş. Havaalanı çok küçük; ama oldukça temiz ve düzenli. Pasaport kontrolünü hemen geçip bavulumuzu alarak dışarıya çıktığımızda şehre gitmenin tek yolunun taksi olduğunu görüyoruz. Mesafe çok kısa olsa da şehre gitmek için 15 Euro’luk fiks ücreti ödeyerek lüks Mercedes taksiye biniyoruz. 10 dakikalık bir yolculukla otele varınca biraz dinleniyoruz ve şehri dolaşmaya hazırız.

Otelden 10 dakikalık bir yürüyüşle şehir merkezine gidebileceğimiz söylenince yürümeye başlıyoruz; ancak bir kaç tane 10 dakika yürüdükten sonra şehir merkezine varıyoruz. Karşılıklı mağazaların bulunduğu bir caddeden geçerek trafiğe kapalı şehrin en merkezi caddesi olan Hercegovacka‘ya varıyoruz. Hafta içi öğlen saatleri olmasından mı yoksa zaten tüm ülkenin nüfusunun 650 bin olmasından mı bilmem sokaklarda hemen hemen kimse yok. Republike Meydanı ise restoran ve kafe-barlarla dolu. Njegoseva Caddesi de öyle. Nüfusa göre çevrede çok fazla kafe var. Yerel halkın buralarda oturmaktan başka yapabileceği pek bir şey yok. Özellikle akşam iş çıkışı saatlerinde öğlen bomboş olan bu kafeler doluyormuş.

Podgorica

Podgorica

Podgorica

Podgorica 

Hercegovacka Sokağı’nı takip edince Moraca Nehri üzerindeki Millennium Köprüsü karşımıza çıkıyor. Su yaz nedeniyle biraz azalmış olsa da berrak görünüyor. Nehrin üzerinde başka köprüler de var.

Millennium Köprüsü

Millennium Köprüsü

podgorica4

Moraca Nehri

Bu noktada görülecek pek de bir şey olmayınca Stara Varos‘a yani eski şehre doğru yürümeye başlıyoruz. Yol boyunca yemyeşil parklardan geçerken şehrin belki de en güzel manzarasını görüyoruz. Burası “Skaline” denilen yer, yani merdivenler. Karşıda eski şehrin evleri görünürken tertemiz akan suya inen merdivenlerde oturanlar ve suya girenler görüyoruz. Aşağıya inmeden yolumuza devam ediyoruz.

podgorica5

“Skaline” yani merdivenler

podgorica6

Bebek arabasının konforu yerine kucağımda yol almayı tercih eden oğlum yüzünden kollarım kopmuş bir halde yürürken nihayet “Sahat Kula” yeni saat kulesi karşımıza çıkıyor. Beş asırlık Türk egemenliğinden geriye kalan nadir yapılardan biri olan saat kulesinin saati çalışmasa da burası eski şehrin cadde üzerinde olan merkezi. Peki evler nerede diye biraz çevrede dolandıktan sonra bir cami minaresi görünce doğru yolda olduğumuzu görerek minareye doğru yürümeye devam ediyoruz.

Sahat Kula -saat kulesi-

Sahat Kula -saat kulesi- 

podgorica9

Savaş zamanı çok tahrip olan ve sonradan yenilenen Osmanagica Camisi‘nin dış kapısını açıp avluya girdik. Etrafa bakınırken 15-16 yaşlarında sapsarı bir genç gülümseyerek yanımıza geldi. İngilizcesi az olsa da biraz sohbet ettik. Caminin müezzini olan genç, Boşnak’mış. Cemaat olmadığından sadece ramazan ayında caminin açık olduğunu söylüyor ve bu kelimeleri -müezzin, cemaat, cami vs.- aynen bizim gibi  söylüyor. Çok yakında başka bir cami daha olduğunu söyleyerek bizi oraya götürüyor.  Diğer caminin (Sarı Bekir) içine girince oradaki kişiyle de sohbet ediyoruz. İstanbul’dan geldiğimizi öğrenince “İstanbul çok güzel” diyor, akrabaları olduğundan sık sık gidip geliyormuş. Bildiği Türkçe kelimeleri söylüyor.

podgorica10

Sarı Bekir Cami

podgorica11

Sarı Bekir Cami

Camiden çıktıktan sonra çevreyi biraz dolaşıyoruz. Evlerin bazıları bitişik nizam tek katlı küçük evler, bazılarının bahçeleri de var. Bir tane de cumbalı klasik Türk evi görüyoruz.

podgorica12

podgorica8

Evlerin arasında yürürken tekrar saat kulesine çıkıyoruz. Meğer kulenin arkasındaki resmi binanın hemen yanından girince eski şehirmiş. Biz kulenin önünden düz yürüyüp boşuna dolanmışız. Böylece şehir gezisini tamamlayıp tekrar ilk gittiğimiz yere dönerek bir İtalyan restoranında -Sempre- güzel bir pizza yiyoruz. Çıktığımızda hava iyice kararmıştı, çevredeki kafe-barlar da dolmaya başlamıştı. Yorgun olduğumuzdan biz direk otele dönüyoruz. Ertesi gün ülkenin sahil şeridinde olan Ulcinj‘e gideceğiz.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan
Gezi Tarihi: 12 Ağustos 2010

Category: KARADAĞ  Tags: , ,
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
One Response
  1. baran says:

    Karadağ‘da 2.000 metre üstünde bayağı bir sayıda dağ var; en yükseği 2.500 metre yüksekliğinde. Kışın kayak, yazın rafting, kano ve deniz sporları çok popüler. Adriyatik kıyısındaki plajlar ve tarihi kasabaların bazıları UNESCO mirası listesinde… daha fazla bilgi almak isterseniz sitemizi ziyaret edebilirsiniz…

    http://www.geziyorum.net/karadag-montenegro-gezisi-podgorica/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir