Bence bir şehri keşfetmenin en güzel yolu, elinde harita sokak sokak yürümektir. Prag'ta elimizde harita yoktu çünkü,
rehberimiz Deniz vardı. Deniz, yıllardır Prag'ta yaşıyor ve çok iyi bir rehber. Prag Sarayı’ndan Mustek Meydanı’na kadar
-geçtiğimiz her yeri anlatarak- saatlerce yürüdük. Zaten Prag yürünesi bir şehir, tüm sokaklarına girmek istiyor insan… Gotik
ve barok binaları, her yerden görülen uzun kuleleriyle insanı büyülüyor.
Soldaki fotoğraf Prag Sarayı meydanından şehrin görünümü. Sağdaki ise,
Loretta Kilisesi.
Prag’ta, Eski Şehir Meydanı’nda, her saat başı astrolojik saatin önünde toplanıyor turistler. Saat kulesi, şehrin tam kalbinde... Bu meydan bir çok kişiyi geçmişin izlerinde bir yolculuğa çıkarıyor.
Çanların çalmasıyla saat kulesindeki iki pencere açılıyor ve İsa’nın 12 havarisi geçiyor pencerenin önünden. Ve tüm turistler yaklaşık 20 saniyelik bu anı
görüntülemek için bekliyor.
Eski Şehir (Old Town) meydanındaki bu meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hanuş Usta yapmış.
Amacı, Kutna Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermekmiş. “Herkes bir gün geldiği
yere geri dönecek yani elbet bir gün toprakla özleşip ölecek!”
Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli adamı haline gelir. Kral’dan daha fazla adı duyulmaya başlar çünkü, Avrupa’nın her
yerinden insanlar Prag’a sadece ve sadece saati görmeye gelir. Zamanla Hanuş Usta’ya başka ülkelerden de teklifler gelir,
fakat Hanuş usta bu teklifleri reddeder. Zamanla bu teklifler Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, Hanuş Usta’nın
saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan Hanuş Usta da kendini saatin
mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır, saati bozarak intikamını alır. Saati 50 yıl kadar
çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat ustası onarır.
Hanuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki
rakamlar İbranice’dir. Hanuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın
bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da
bir jest yapmıştır.
Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki,
elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan
bir Yahudi’dir; “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu
kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü”
anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.
Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete,
astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.
Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter.
Bu arada Saat kulesine mutlaka çıkılmalı, manzara çok güzel..
Vltava nehrinin üzerindeki köprülerden biri Charles Köprüsü. Köprü, sağlı sollu heykeller, turistler, hediyelik eşya satanlar,
resim ve de müzik yapanlarla dolu. Köprüdeki "Bridge Band" çok güzel çalıyordu. Dinlemek için http://www.youtube.com/watch?v=DCrPTZLMatM adresine bakılabilir.
Nazım Hikmet 56-58 yılları arasında Prag’ta yaşamış, güneşli bir güne ve memlekete hasret…Slavia Kafe’de oturmuş,
Vltava’ya bakmış, martılara ekmek atmış, İstanbul’u özlemiş ve şiirler yazmış.. Nazım Hikmet'in bu halini gören Prag'lı
bir ressam onun hüznünden çok etkilenmiş ve şairin bir resmini yapmış. Bu resim şimdi "Kavarna Slavia"nın duvarlarını süslüyor. Resimde, şairin önünde bir absinth var ve içkiyle aynı renkte bir kadın hayali çizilmiş. Kafede çalışanlar resimdeki kişinin kim olduğunu bilmiyorlar ama
bu resmi menülerine dek her yere yerleştirmişler.










Şair, memleketten uzak,
hasretlerle delik deşik,
Eski kentte duruyordu,
meydanlıkta, yapayalnız.
Gotik bir duvar üstünde
Hanuş Ustanın saati
on ikiyi vuruyordu.
Güneşli bir güne özlem..
![]() |
![]() |
Zeynep Oral'ın "Katmandu'dan Meksika'ya" adında gezi anılarını yazdığı harika kitapta Prag'la ilgili bir bölüm de var. İşte o bölümden alıntılar...
..."Prag, hüzünlü bir kent. Hüzün, Prag'ın ışıklarında: güneş, kenti bir bıçak yarası gibi ortadan kesmiş, nehrin bir yanından doğuyor, diğer yanından batıyor... Kenti boydan boya bölen (hayır, hayır) kenti boydan boya okşayan nehre Çekler Vltava diyorlar. Nehrin
iki yanında saraylar, kiliseler, yeşil bakır külahlı kuleler, kararmış heykeller, kararmış kemerler, kararmış köprüler, kararmış taşlar, kararmış her şey... Hüzün bu kararmışlıkta...
"Praha" diyor Çekler Prag'a. "Praha"... Bir solukta söyleniveriyor bu sözcük. Bir solukta, bir anda... "Praha"... Tıpkı bizim ah çekişlerimiz gibi... Tutsaklık gibi... Aşk gibi..." Prag’ta çok güzel bira içiliyor. Bizim Efes gibi değil, su niyetine içilebilir ama en güzeli Becherovka içmek..
Bitkisel aromalı, Çek’e özel çok güzel bir likör. Shut bardağına koyup bir dikişte içmesi çok güzel.. Prag’a giderseniz mutlaka
deneyin, gelirken bana da bir şişe getirin:-)) (Nisan'06)
Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

*Prag'ta bir rehbere ihtiyaç duyarsanız Deniz'i -üstüne rehber tanımam- arayabilirsiniz. Eminim yardımcı olacaktır.
Deniz Bilal: 00420 774 377 789
E-posta: deniz.bilal@hotmail.com
Gezi Tarihi: Nisan 2006-Temmuz 2007
|
| Ana Sayfa | Türkiye |
Tunus |
Yunanistan |
İtalya |
Çek Cumhuriyeti |
Hırvatistan | Bosna-Hersek
Hollanda | Macaristan | Avusturya | İsviçre | İspanya |