Tarih Kokan Roma

Vatikan Müzesi‘ni gezdikten sonra öğlen oldu ve Roma’yı gezmek için sadece bu günümüz var ne yazık ki. Kısıtlı zamanda Roma’nın tadını çıkararak gezemeyecek olsak da hava kararmadan ne kadar yeri görsek iyidir deyip hızlanıyoruz.

Roma tamamıyla tarihi bir şehir, adım attığımız her yerde Roma İmparatorluğu’nun görkemli eserlerinden kalanları görmek mümkün. Sanırım taş yapılarından sarı-kahverengi tonları var her yerde. St. Pietro Bazilikası‘nda şehre tepeden bakınca çok daha iyi görülüyor bu sarılık… Ocak ayı olmasından dolayı da yeşillik hiç görünmüyor, sapsarı bir şehir…

Muhteşem tarihi alt yapısıyla birlikte günümüzde artık bir büyük şehir… hem kendi halkı hem turistlerden dolayı oldukça kalabalık, trafik yoğun… Sırtımızı Vatikan’a verip düz ilerleyince Tiber Nehri üzerindeki en meşhur köprülerden Melekler Köprüsü‘ne doğru gidiyoruz. Köprünün her iki yanında melek figürleri var ve bu köprüde dümdüz ilerleyince melekler bizi Castel St. Angelo’ya (Aziz Melek Kalesi) götürüyor. Roma İmparatoru Hadrian’ın ailesi için türbe olarak yaptırdığı silindir şeklindeki kale günümüzde bir müze… adını da en tepesindeki 1500’de Rafaello’nun yaptığı melek heykelinden alıyor. 14. yüzyılda Papalık tarafından kaleye çevrilen yapıya St. Pietro Bazilikası’ndan da bir geçit yapılmış (Passetto di Borgo).

Castel St. Angelo'ya (Aziz Melek Kalesi)

Castel St. Angelo’ya (Aziz Melek Kalesi)

Castel St. Angelo'ya (Aziz Melek Kalesi)

Castel St. Angelo’ya (Aziz Melek Kalesi)  

Dan Brown’un Roma’da geçen meşhur kitabı Melekler ve Şeytanlar’da (Angels&Demonds-2009’da filmi de yapıldı) Castel St. Angelo, İlluminati’nin varolan son kilisesi olarak yer alırken Vatikan’dan kaleye giden bu geçitten de bahsediliyordu. Kitapta meşhur heykeltıraş, ressam ve mimar Bernini’nin İlluminati’nin üyesi olduğu ve eserleriyle Aydınlanma kilisesinin yerini belirttiği üzerine bir kurgu vardı. Dört element olan toprak, hava, ateş ve su her bir eserin temasıdır. İlluminati’nin kaçırdığı kardinallerin bu eserler kullanılarak öldürüleceğiyle ilgili bir tehdit alırlar. Kardinaller öldürülmeden bu eserleri bulmaya çalışmaları sırasında Roma’daki pek çok yerden bahsediliyor. Böylece kitap ve film bir Roma turu da yaptırıyor.

Melekler Kalesi’ni geride bırakıp Roma’daki pek çok meydandan Piazza del Popolo‘ya (Halk Meydanı) gidiyoruz. Meydanda çeşitli kılıklarda şov yapıp bahşiş toplamaya çalışanlar, etrafı seyredip hayranlıkla çevreyi-çeşmeleri izleyen ve bir yerlere yetişmeye çalışan Roma halkı arasından biz de hızlıca geçiyoruz. Sağdaki fotoğrafta görünen Pincio’da oturup Roma kahvesi içmeye ne yazık ki zamanımız yok.

Piazza del Popolo'ya (Halk Meydanı)

Piazza del Popolo’ya (Halk Meydanı)

Piazza del Popolo'ya (Halk Meydanı)

Piazza del Popolo’ya (Halk Meydanı)   

Şehrin buluşma mekanlarından olan ve adını önceden çok duyduğumuz İspanyol Merdivenleri (Piazza di Spagna) tabelasını takip ediyoruz (İspanyol Büyükelçiliği’nden dolayı bu isimle anılıyor). Burada büyük bir meydan beklerken caddenin ortasında kalmış merdivenleri görünce biraz hayal kırıklığı yaşadım. Önceden meydanın çok güzel bir fotoğrafını görmüştüm, çiçekler içindeki merdiven ve arka planda iki kulesiyle Trinita Kilisesi (Trinità dei Monti) görüntüsünü ben de yakalamayı umuyordum; ama ne yazık ki merdivenlerde -ocak ayı- çiçekler olmadığı gibi kilise de onarımdaydı… Meydanda aradığımı bulamayınca bu sefer çeşmelerin peşine düşüyorum.

ispanyolmerdiven1

Piazza di Spagna

Piazza di Spagna   

Dan Brown’ın kitabında kardinalleri kaçıranları bulmak için ilk baktıkları yer Pantheon‘du. Rotonda Meydanı’nda (Piazza della Rotonda) yer alan bu tapınak tüm tanrılara adanmış. Roma’nın pagan döneminde tapınak olarak kullanılırken Hristiyanlıktan sonra mimarisinin güzelliğinden dolayı yıkılmadan kiliseye dönüştürülmüş. İçeri giriş ücretsiz.

Pantheon

Pantheon

Piazza della Rotonda

Piazza della Rotonda  

Trevi Çeşmesi (Aşk Çeşmesi), “Fontana di Trevi” tabelalarını takip ederek yürürken evlerin arasında birdenbire tüm heybetiyle karşımıza çıkıyor. Apartmanların arasında sıkışıp kalmış, meydan havasını kaybetmiş olsa da, yine de çok hoş… Bütün turistler orada, herkes suya bozuk para atıyor, Roma’ya tekrar gelebilmeyi dileyerek. Çeşme’ye arkalarını dönüp parayı başlarının üzerinden havuza fırlatıyorlar. Fotoğraf çekmek için insansız bir kare bulmak çok zor. 1762’de Nicola Salvi’nin yaptığı bu çeşme, Roma’daki yüzlerce çeşmeden en ünlüsü.

trevi trevi1 trevi2 trevi3

Kenarları yuvarlatılmış bir dikdörtgen görünümünde olan Navona Meydanı ise (önceden Domitian stadyumu imiş) üç önemli çeşmeyi barındırıyor. En ünlüsü ve ortada yer alan Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi) Nil, Tuna, Ganj, Rio de La Plata ırmaklarıyla Afrika, Asya, Avrupa ve Amerika’yı simgeleyen olağanüstü güzellikteki bir Bernini eseri… Dan Brown’ın kitabında da 4 elementten suyu temsil eden de bu çeşmedir ve kardinallerden biri boğularak ölmesi için bu çeşmenin içine atılır. Diğer iki çeşme de Moor Çeşmesi (La Fontana del Moro) ve Neptün Çeşmesi (Fontana del Nettuno). Etrafındaki evler, binalar ve çeşmeleriyle çok güzel olan bu meydanı da geride bırakıp yola devam ediyoruz.

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)

Dört Irmak Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi)   

Antik Roma şehrinin kalıntılarının olduğu Forum’u hızlıca geçip Kolezyum’a doğru gidiyoruz.

Forum

Forum

Forum

Forum  

Roma’nın sembolü olan aslında bir amfi tiyatro olan Colosseum (Kolezyum) çevresinde, eski günleri canlandırarak turistlerle fotoğraf çektirip bahşiş almaya çalışan Roma İmparatoru ve Roma askerleri dolaşıyorlar. Aklıma Gladyatör filmi geliyor, içerden “Maximus, Maximus” sesleri geliyor sanki. Roma İmparatorluğu zamanında sirk oyunları, araba yarışları ve gladyatör gösterilerinin yapıldığı koskoca arena şimdi kalabalık Roma şehrinin ortasında kalmış, hemen yanı başından vızır vızır arabalar geçiyor ve Roma İmparatoru trafik ışıklarından karşıya geçip marketten bir sigara alıp çıkıyor:))

colosseo

Colosseum (Kolezyum)

Colosseum (Kolezyum)

Colosseum (Kolezyum)

Colosseum (Kolezyum)

Colosseum (Kolezyum)

Colosseum (Kolezyum)

Colosseum (Kolezyum) 

Arena, özellikle gece ışıklandırmalarıyla çok güzel oluyormuş -ben gündüz gördüm-, yine çok güzeldi. Saat 17.00’yi geçtiğinden içine giremeden sadece dışarıdan bakmakla yetiniyoruz.

Metro ve otobüsler bolca olsa da şehri daha iyi hissetmek için biz yürümeyi tercih ettik. Bütün gün aralıksız ve hızlıca adımladığımız Roma sokaklarına doyamadan da hava kararmaya başladı. O kadar çok şey var ki Roma’da… üstelik Circus Maximus gibi birkaç yeri de göremedik. Her yerde tarihi binalar, meşhur heykeltıraşların eserleri, imparatorluk kalıntıları derken günü bitirdik. Şehrin en ünlü caddelerinden Via Veneto’da bir gezinti sonrasında sıra akşam yemeği ve keyif kahvesinde…

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: Ocak 2006

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir