Que Bonita Ronda

Málaga’ya yakın olan Ronda’nın, internette fotoğraflarını görünce, gezi planımıza hemen dahil etmiştik.  Cumartesi günü, öğleden sonra Nacho bizi aldı ve arabayla yaklaşık bir saatlik yolculukla Ronda’ya ulaştık.  Arabayı park edip yürümeye başladık. Şehrin girişinde önce Arena karşımıza çıkıyor.

Sonra, ara sokaklarda restoranlar…

Bizim hedefimizde Yeni Köprü -Puente Nuevo- olduğundan devam ediyoruz.

Köprünün üstü

Köprünün yan tarafına geldiğimizde ise, bir süre, öylece kalıyoruz:-) Karşımızda, kanyon, vadi, doğa olayı ne derseniz, muhteşem bir güzellik var. İrili, ufaklı şelaleler akıyor, kuşlar uçuyor… Köprünün baktığı yön, alabildiğine uzanıyor, yemyeşil…

Bu kanyonun üzerine yapılan köprü ise, iki yakayı birleştirme işini, taş blokları, süslemeleriyle öyle güzel, öyle asil yapıyor ki fotoğrafını çekmelere doyamıyoruz.

Köprünün yanından biraz daha yürüyünce, tepenin üstünde, uzaklarda bir seyir terası dikkatimi çekiyor. Fotoğraf makinesiyle görüntüyü yakınlaştırıyorum. Oraya da gitmek isterdim, ama fazla zamanımız yok.

Hava kararmadan şelalelerin olduğu seviyeye inmek istediğimizden geri dönüyoruz. Köprünün karşı tarafına geçince, orada da manzara çok güzel. Kayalıkların tepesindeki beyaz evler, restoranlar çok hoş görünüyor.

Panoramik görüntü için aşağıdaki fotoğrafa tıklayın:)

Panoramik büyük foto için tık tık:))

Yeni Köprü’nün üstünden geçip ara sokaklara giriyoruz. Romantik gezginler…

İki katlı, beyaz evler arasından geçip şelalelerin olduğu yere inmek üzere küçük, park gibi bir yere varıyoruz.

Buradan aşağıya doğru iniliyor. Geniş, parke taşlı, patikadan inerken bir taraftan da az önce durduğumuz, vadiye bakıp fotoğraflar çektiğimiz yere, köprüye doğru bakıyoruz. Görünen güzelliğin fotoğraflarını çekmekten ilerlemekte zorlanıyoruz.

Aynı yeri, belki otuz kere çekiyoruz, yine yetmiyor:-)) Derken patika bitip biraz daha zorlu bir yolculuk başlıyor. Taşlı-topraklı yerlerden geçmeye çalışıp, aynı zamanda alık alık etrafa bakarken, elimizdeki fotoğraf makinesi, telefonlara da sahip çıkmaya çalışıyoruz. Bu şekilde bir süre ilerleyince, yüksekten akan suların sesiyle motive olup bu sıcakta, bir gayret doğa yürüyüşüne devam ediyoruz. Şelalelerden birine yaklaşıp serinliyoruz. Sonrasında, öyle bir yere geliyoruz ki, muhteşem… Tepelerden kayaların arasından akan serin sular minik bir gölet yapmış; etrafında kayalıklar, karşısında vadi, uçsuz bucaksız tepelikler, arkasında muhteşem köprü… Hepsi bir arada… O kadar yol gelince, burada biraz kalmak şart oluyor tabi.

Sandaletlerimizi çıkarıp buz gibi suya ayaklarımızı sokuyoruz. Kayalıklara oturup bu muhteşem güzelliğin tadını çıkarıyoruz.  Nacho, bize bir şey olacak diye, bir yerden kayıp düşeriz falan diye endişeleniyor önce; gitmeyin, suya girmeyin falan diyor ama bakıyor ki bizimle başa çıkamayacak, vazgeçiyor.

O küçük gölet ve etrafında oturduğumuz kayalar tam da bir uçurumun kenarında… Uzun bir süre burada kaldıktan sonra, yavaş yavaş dönüş için, bu sefer tırmanmaya başlıyoruz. Uzun bir tırmanma sonunda, tekrar parkın oraya çıkınca, tam karşıdaki restorana kendimizi atıyoruz. Tesadüfen girdiğimiz bu restoranda –adını hatırlamıyorum– çok güzel yemekler yiyip keyifli vakit geçiriyoruz.

Yine Paella!

Garsonlarla sohbet edip –İspanyollar çok konuşuyor, Nacho mutlaka birilerine bir şeyler söylüyor, sohbet başlatıyor, karşısındakiler de her zaman uzun uzun anlatıyor:)– aşçıya özel teşekkür ederek hem bu güzel restorandan hem de sevimli, huzurlu, keyifli Ronda’dan ayrılarak tekrar Málaga’ya dönüyoruz.

Category: İSPANYA  Tags: , , , ,
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir