Szentendrei – Ezstergom

Budapeşte‘deki ikinci günümüzde, sabahleyin otelden çıkıp mavi hatla Deak Ter İstasyonu’na, oradan da kırmızı hatla Batthyany Ter İstasyonu’na geldik. Bu istasyondan 20 dakikada bir kalkan (HEV) banliyö trenine binerek 40 dakikalık bir yolculuk sonrası Szentendre’ye vardık. Bu yolculuk için Budapeşte’de kullandığımız biletin geçmediğini, yeni bilet almamız gerektiğini yolculuk sırasında öğrenmemize ve elimizdeki bileti -sanırım bize ceza olsun diye- delip yeni bilet satan biletçiye rağmen oldukça ucuza geldi yolculuk. Trenden indikten sonra 10 dakika kadar bir yürüyüşle şehir merkezine geldik.

szentendre2

Szentendre Meydanı

szentendre1

Szentendre Meydanı

Szentendre, Budapeşte’nin kuzeyinde, yaklaşık 20 km kadar uzaklıkta, iki katlı sevimli evlerin olduğu, daha çok elişi ürünlerin ve hediyelik eşyaların satıldığı sevimli bir kasaba havasında. Parke taşlı yolları ve dar sokaklarıyla bize derinden Akdeniz havası hissettirdi. Sanki şu sokağı geçince, şu caddeden aşağı bakınca denizi görecekmişiz gibi geldi hep. Avrupa’nın ortasında deniz olmasa da bizim hissettiğimiz havayı kıyafetlerine bakınca kendi halkının da hissettiğini düşündük. Bikinili gezen güzel güzel kızlar da görünce herhalde yakınlarda havuz falan var derken yine Tuna’yla karşılaştık. Gerçi içine girilebilecek gibi görünmüyordu; ama sıcaklayan Macar kızları için bu pek sorun değil herhalde. Onlar yine de deniz kıyafetlerini giyiyorlar.

Szentendre, Tuna kıyısındaki resimsel görüntüsü, mimarisi, tarihsel anıtlarıyla ressamlar, heykeltıraşlar vb. sanatçıları hep kendine çekmeyi başarmış. Pek çok sanatçı burada yaşamış hala da yaşıyormuş. Bu nedenle bu küçük kasabaya “Sanatçılar Şehri” deniliyor. Szentendre’nin sakin atmosferi sanatçı yaratıcılığını ortaya çıkarmak için çok uygun olmalı.

Szentendre'de Bir Ev

Szentendre’de Bir Ev

Szentendre Nehri

Szentendre Nehri

Sokak aralarında keyifli bir yürüyüşün ardından, serinlemek için bir şeyler içip Tuna kenarından tekrar yürüyerek istasyona geri döndük.

Visegrad’a gitmek yerine Estergon‘a gitmeyi seçtik. Tren istasyonunun yanından kalkan otobüslerle gitmek mümkün. Biletçiye Estergon’a gitmek istediğimizi, otobüsün saat kaçta olduğunu ve fiyatını sorduk. Beden dili, kalem-kağıt, kol saati yardımıyla anlaştık. İngilizce soru sorup Macarca cevap alıp bu cevabı anlama yeteneğimizi Szentendre-Estergon turunda oldukça geliştirdik sanırım. Biletimizi aldıktan sonra otobüsün kalkmasına yarım saatten fazla olduğunu görünce kendimizi yakındaki bir kafeye atıp bilmediğimiz bir Macar birası denedik.

Otobüsle yolculuk bir saat kadar sürüyor. Estergon’a vardığımızda otobüs terminalinden dönüş saatini öğrenmek bu sefer mümkün olmayınca biz de trenle döneriz diye düşündük. Sadece çalışanların olduğu bir kafeye gidip “İngilizce biliyor musunuz?” diye sorunca içlerinden birini gülerek önümüze ittiler. Treni sorunca “buradan dümdüz gidin” anlamında eliyle göstererek “here, here, here” dedi. Biz bu tarife gülerken daha sonraları bu İngilizce’yi bile arayacağımızın farkında bile değildik. Onun içindir ki dönüş yolundayken bize bu tarifi yapan genci minnetle andık. Üstelik bize bazilikanın yerini de tarif etti ve yürüyüşe başladık.

estergon2

Ezstergom Bazilikası

estergon1

Ezstergom’da Bir Meydan

Estergon, Macaristan’ın ilk başkenti ve bu nedenle de tarihi bir şehir. Estergon Bazilikası ise Macaristan’ın en büyük kilisesi. Kiliseye vardığımızda pazar gününün öğleden sonrasıydı ve ayin vardı. Biraz izleyip avluya çıktık. Kilisenin avlusundan Tuna’nın ayırdığı Slovakya kıyıları görünüyordu. Durduğumuz yer Macaristan toprakları, nehrin karşı yakası Slovakya toprakları. Ve aralarındaki bir köprüyle bağlanmış iki ülke birbirine. Çok güzel bir manzaraydı. Çektiğim üç fotoğrafı çok amatör bir yöntemle birleştirdim. İşte böyle bir şeydi…

estergon3

Bazilika’nın Avlusundan Tuna ve Slovakya

 

Kilisenin bulunduğu tepeden aşağıya doğru inip sokaklarda dolaştık. Estergon Kalesini gördük. Bu kale de uzun yıllar boyu Osmanlı İmparatorluğu’na aitmiş. Şu anda müzeye çevrilmiş durumda; ama saat geç olduğu için nasılsa kapalıdır diye yanına çıkıp bakmadık.

estergon4

Ezstergom Kalesi

Ezstergom Kalesi -uzaktan-

Ezstergom Kalesi -uzaktan-

Sokaklarda bir hedefimiz olmadan uzun uzun dolaştıktan sonra, otobüsten ilk indiğimiz noktadan çok farklı bir yerde olduğumuzdan tekrar tren istasyonunun yerini öğrenmek zorunda kaldık; ama bu o kadar kolay olmadı. Gördüğümüz herkese “Train Station” dediğimizde bize bakıp gülümseyip -sanırım anlamadıklarını belirten- Macarca bir şeyler söyleyip yardımcı olamadıkları için üzüldüler. Biz de “train” sözcüğünü evrensel bir sözcük gibi düşünmüştük oysa. Pazar günü olduğundan mıdır bilmiyorum sokaklar neredeyse boştu. Sokakta rastlayabildiğimiz herkese sormamıza rağmen bir türlü derdimizi ifade edemeyince, son karede ben treni beden dili destekli anlatmaya kalkınca ve o kadar başarılı(!) ifademe rağmen karşımdaki hala anlamayınca biz o noktada artık gülme krizine girdik. Sonraki günlerde de benim tren tarifimi her hatırladığımızda çok güldük. Ve nihayet ilk baştaki “here, here, here” örneğindeki kadar İngilizce bilen bir gence rastlayıp yerini öğrendik. Tren biletimizi alarak 5 dakika sonra kalkan trene binerek 1,5 saatlik bir yolculukla Budapeşte’de Nyugati Tren İstasyonu’na vardık. Keyifli bir günün sonunda, akşam yemeği yemediğimizi fark edip Nyugati’nin yanındaki Westend City Center alışveriş merkezinde açık olan tek yer olan bir Mc Donalds’ta yemek yiyebildik.

Ertesi gün Macaristan’dan ayrılıp Viyana’ya doğru hareket edeceğimizden hazırlanmak için mavi hatlı metroyla otele döndük.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: Temmuz 2007

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir