Tübingen: Neckar Kıyısında Bir Ortaçağ Şehri

Stuttgart’taki ikinci günümüzde, Baden-Württemberg eyaletinde yer alan, Stuttgart’ın 30 km kadar güneybatısındaki, tarihi üniversite şehrine gitmek için Hauptbahnhof’tan bindiğimiz trenle yaklaşık 50 dakika sonra Tübingen’e vardık. Almanya gezimizde ilk Heidelberg’te tanıştığımız, taa oradan kıvrıla kıvrıla akmaya devam ederek buralara kadar gelen Neckar Nehri bu şehre de çok yakışmış.

Tren istasyonundan kısa bir yürüyüşle vardığımız Eberhardsbrücke, tarihi şehrin merkezine ve tüm güzelliklerine adım attığımız güzel bir köprü. Hemen kenarındaki turist ofisine uğrayıp harita ve birkaç broşür alıp heyecanla köprünün üstünde biraz çevreye bakınıyoruz.

Sakince akıp giden Neckar’ın kıyısındaki ağaçların arasındaki evler, köprünün üstündeki çiçeklerle şehre dair ilk görüntüler çok güzel. Köprüyü geçtikten sonra sola dönüp Neckargasse boyunca yokuş yukarı çıkıyoruz. Sol taraftan aşağıya doğru inen ve eski öğrenci yurdu ‘Burse’nin olduğu Bursagasse’ye dönüşte bakarız diye düşünüp devam ediyoruz.

Bursagasse

Neckargasse

Bu yol bizi şehirde gördüğümüz ilk meydan olan Holzmarkt’a çıkarıyor. Şu an restorasyonda olan Stiftskirche’nin hakim olduğu meydanda durup biraz etrafa bakınıyoruz. İlk dikkatimi çeken Bebenhauser Pfleghof, 1500’lü yıllarda yapılmış olan bina, tahıl deposu, şarap sıkım evi, idari konut ve Bebenhausen Manastırının başrahibinin şehirdeki evi gibi amaçlarla kullanılmış.

Bebenhausen Hastanesi

Stiftskirche

Meydanda yer alan, şimdi alt katı mağaza olan kırmızı renkli bina yani ‘Heckenhauer’ ünlü Alman yazar Hermann Hesse’nin gençliğinde dört yıl çalıştığı kitapeviymiş (1895-1899). Burada çalışırken ilk şiir kitabı “Romantik Şarkılar” ve ilk nesir kitabı “Gece Yarısının Bir Saat Ardında” yayınlanmış ve hemen hemen hiç ilgi görmemiş. 1913’te yazdığı “Im Presselschen Gartenhaus” adlı kısa romanında, romantik şairler Mörike, Hölderlin ve Waiblinger’in arkadaşlığını ve eski Tübingen’in masalını anlatmış (Bu romanın Türkçesini bulamadım; ama İngilizcesi pdf olarak internette var).

Holzmarkt 

Heckenhauer

Meydandaki çeşmenin önünden geçip Kirchgasse boyunca etraftaki ahşap destekli, üçgen çatılı birbirinden güzel evlere bakarak şehrin başka bir önemli tarihi meydanına geliyoruz: Marktplatz.

Kirchgasse

Meydanın en dikkat çeken binası tam karşımızda duran ve şu anda vinçteki adamların fresklerine bakım yaptıkları Rathaus. Ön cephesi fresklerle süslü, yüksek çatılı ve önünde astronomik bir saat bulunan Rathaus (belediye binası) 15.yy’da yapılmış. Şimdi en tepesinde bir de çan kulesi vardı.

Rathaus

Rathaus

Meydanın çevresinde alt katları restoran ve kafe olan güzel binalar var.

Marktplatz

Marktplatz

Rathaus’un hemen önünde flüt çalan çıplak kadından, aslanlara farklı figürler olan üç dişli mızraklı Neptün Çeşmesi 1617’de Georg Müller tarafından yapılmış. Neptün’ün ayaklarındaki kadın figürleri dört mevsimi temsil ediyor.

Neptün Çeşmesi

Neptün Çeşmesi

Çeşmenin arkasından yokuş aşağı inerek Kornhausstrasse’ye geliyoruz. Buradaki eski bina, önceden tahıl deposuyken şimdi Şehir Müzesi olarak kullanılıyor. 1453’te yapılan Kornhaus’un alt katı açık bir salonken üst katı, şehirdeki festivaller, şarapevi, dans ve eskrim salonu gibi çeşitli amaçlarla kullanılmış. 18.yy’dan sonra okul olarak kullanılan bina, 1985-1992 arasında düzenlenerek şehir müzesi olmuş.

Kornhaus Şehir Müzesi

Sokakta yürümeye devam ederek Ammergasse isimli çok sevimli bir sokağa geliyoruz. Bu sokakta evlerin önünden küçük bir kanal geçiyor.

Ammergasse'de Kanal

Neckar Nehri’nden açılmış bu kanallar dar sokaklar arasında akıp şehrin güzelliğine ayrı bir hava katıyor. Kanalın üzerinde evlere girmek için küçük köprüler ver; her biri de çiçeklerle süslü.

Bu güzel sokaktan sonra, ara sokaklarda yürümeye devam ediyoruz. 1579’da depo olarak yapılan günümüzde şehir kulübü olan eski bina ve yanındaki Jakobuskirche civarında biraz oturup dinleniyoruz. Sonra Fruchtkasten, yani 1474 yıllarında tahıl ambarı ve şarap sıkım evi olarak yapılan binanın önünden geçiyoruz. 1909’dan sonra okul olarak kullanılan bina, günümüzde Tübingen’in idari ofisleri olarak kullanılıyor. Ahşap destekli binanın, üçgen çatısındaki setler halindeki pencereler enteresan görünüyor.

Fruchtkasten (Eski tahıl ambarı)

Tübingen’in ara sokaklarında rastgele yürürken Nonnengasse isimli çok güzel bir sokağa giriyoruz. Buradan da Ammer Kanalı geçiyor.

Nonnengasse

Çiçeklerle süslü kanalın kenarında, Nonnenhaus ile küçük ve çok sevimli bir meydanla karşılaşıyoruz. Nonnenhaus, Dominikan rahibelerinin evi olarak olarak 1488’de yapılmış, sonra “Beguin” adı verilen kendilerini Katolik dinine adamış kadınlar teşkilatının evi olmuş. Protestan reform hareketinden sonra da, botanikçi Leonhart Fuchs’un evi olmuş. Kendisi burada ilk botanik bahçeyi kurmuş. Hatta fuşya (küpe çiçeği) adı bu botanikçiye atfen verilmiş.

Nonnenhaus

Bu meydanı geçtikten sonra, kanalın yanından yokuş yukarı çıkarken bir şeyler yiyip içmek için köşedeki bir restorana giriyoruz. Beim Lustnaeur Tor’da “Wurstküche” isimli restoran, Tübingen tarzı evlerden biri.

Wurstküche

İçerisi çok kalabalık ve küçük olduğundan insanları rahatsız etmemek için fotoğraf çekmedim; ama tavanı, yan destekler vs. tamamen ahşap olan binanın içi de güzeldi. Burada biraz oturup dinlendikten sonra Neue Strasse boyunca yürüyerek tanıdık bir meydan olan Holzmarkt’a gelmiş olduk.

Tübingen de tıpkı Heidelberg gibi yoğun öğrenci nüfusunun bulunduğu tarihi bir şehir. Öyle ki şehrin her yerinde 1477’de kurulan üniversiteye ait yapılar görmek mümkün. Üniversite adeta şehrin içine işlemiş, şehirle bütünleşmiş. Hatta Tübingen için “Tübingen bir üniversiteye sahip değildir, bir üniversitedir.” (Tuebingen does not “have” a university, it “is” a university) şeklinde yaygın bir söyleniş de varmış. Yine de üniversiteye ait binalar tarihi şehrin kuzeyinde ve güneyinde daha çok görülmekte. Öğrenci şehri olmasının da etkisiyle bu küçük şehirde şaşırtıcı derecede çok kitapçı var.

Eski şehir merkezinin bütün sokaklarını dolaştıktan sonra meydandaki kilisenin (Stiftskirche) arkasına doğru gidiyoruz. Burada önce Alte Aula denilen üniversitenin eski toplantı salonu binasını gördükten sonra kaleye doğru gitmeye karar veriyoruz.

Alte Aula

Neckarhalde boyunca yokuş aşağı dümdüz yürürken karşımıza bahçe içinde güzel evler çıkıyor; ama kale bir türlü çıkmıyor. Yol boyunca sağa sola dönebileceğimiz bir sokak da gelmeyince ve sonunda Alleenbrücke denilen diğer köprüye varınca bu işte bir terslik var deyip köşedeki bankta biraz oturup küçük haritamı çıkarıp incelemeye başlıyorum. Haritaya göre, kale hemen arkamızda görünüyor; ama buradan giriş olmadığını anlayınca geri dönmek zorundayız, hem de bu sefer yokuş yukarı. Eşim çok yorulduğundan Deniz’in arabasını da ben itiyorum ve hafif bir yağmur başlıyor. Köşeye geldiğimizde Burgsteige isimli dar sokaktan kaleye çıkıldığını fark ediyorum. O sırada yağmur, kuvvetli sağanağa dönüşünce Deniz’le babasını bir saçak altında bırakıp kaleye doğru yokuş yukarı hızla çıkıyorum. Schloss Hohentübingen, günümüzde Arkeoloji Müzesi olarak kullanılıyor.

Schloss Hohentübingen Girişi

Şehre hakim bir tepe üstünde yer alan 400 yıllık kaleden şehre bakış güzel, kuvvetli sağanak altında bile. Fotoğraf makinesinin objektifine sürekli yağmur damlaları geliyor, fotoğraf çekemiyorum. Şehre bir sessizlik çöktü.

Aşağıdan Deniz’in sesini duyuyorum, burada daha fazla duramadan koşar adım yanlarına gidiyorum. Yağmur o kadar kuvvetli yağıyor ki, yanımızda ne şemsiye ne yağmurluk ne de yedek giysi var, üstelik hava da soğuk. Yanımdaki en kalın kıyafetim uzun kollu tişört ve kot mont; ikisi de ıslak. Bu halde, hemen yakındaki Marktplatz’a dönüp bir kafeye giriyoruz. Birer kahve yanına da vitrinden beğendiğim bir pasta söyleyip yağmurun dinmesini bekleyelim diyoruz. Ben tek olsam bu durumdan rahatsız olmam, olmadım da; ama eşim ıslanmak istemiyor, Deniz’in ıslanmasını da ben istemiyorum. Yarım saatten fazla oturuyoruz; ama yağmur dinmiyor bir türlü. Stuttgart’ta yağsa da kısa süre sonra güneş açıyordu, yağmuru çok önemsemiyorduk; ama burada hep yağıyor. Günlerden 12 Haziran; bu kadar yağmura hiç hazırlıklı değildik; ama Tübingen yağmurda bile çok güzel. En sonunda yağmur biraz azalınca kafeden çıktık. Akşam Stuttgart’ta ilmiraggio ve eşiyle buluşacağız, bir an önce dönelim, otele gidip kuru bir şeyler giyinelim diye yola çıkıyoruz. Geri dönerken tekrar yağmur artınca Bursagasse’ye giremiyoruz; ama Neckar kıyısındaki Hölderlinturm’u da göremedim diye söyleniyorum. Tam köprüyü geçip giderken dayanamıyorum, en azından uzaktan bir görseydim!

Yağmurda Köprüden Neckar'a Bakış

Deniz’le babasını köprünün kenarında yine bir saçak altında bırakıp köprünün ortasındaki merdivenlerden hızlıca inip Neckar’ın ortasındaki adacıkta şakır şakır yağmur altında yürüyorum. Nasıl güzel bir manzara, sağlı sollu dev çınar ağaçların arasındaki patika sanki uçsuz bucaksız…

Platanen Allee

Neckar’ın üstünde yağmur damlacıkları, çevremde bir sessizlik… Yağmurdan fotoğraf makinesi ıslanıyor, üzerimde kurulayacak kuru hiçbir şey yok! Bu halde yaprak altlarına sığınmaya çalışarak tam karşımda Hölderlinturm’u görüyorum (Hölderlin Kulesi). Neckar kıyısının sembollerinden olan bu sarı badanalı evdeki küçük kule, ünlü Alman melankolik şair Friedrich Hölderlin’in marangoz ustası Zimmer ailesinin yanında 36 yıl yaşadığı yer… 1985’ten beri de, şairin bu şehirdeki yaşamı ve çalışmalarının günümüzdeki etkilerinin yansıtıldığı müze olarak kullanılıyor.

Neckar Kıyısında Hölderlin Kulesi

Önünde de şehrin en turistik aktivitelerinden biri olan küçük, ahşap kayıklar (punting boat) yan yana sıralı duruyor. Uzun ahşap sırıklarla yön verilen “Stocherkähne” denilen bu dar kayıklarla Neckar üzerinde keyifli geziler yapılıyormuş. Ben bugün yağmurlu olduğu için yapılmıyor sanıyordum; ama zaten sadece Mayıs’tan Ekim’e cumartesi, pazar ve tatil günleri saat 13.00’de kayıkla gezi yapılıyormuş (6 €/saat). (Kalabalık gruplar için hafta içi de özel sefer yapılıyormuş. Ayrıca özel aktiviteler için de kullanılabiliyor. Ayrıntılar yazının sonunda.) Şehre dair en son bu küçük kayıkların fotoğrafını çektikten sonra fotoğraf makinemi kot montumun altına saklayıp hızla geri dönüyorum. Bizimkileri alıp tren istasyonuna giderek ilk trenle Stuttgart’a dönüyoruz. Beni sırılsıklam da etse, Tübingen aklımdan kolay kolay çıkmayacak görüntüleriyle çok güzeldi.

II. Dünya Savaşı’nda, Eberhard Karls Üniversitesi’nde okuyan üst düzey Amerikalıların duygusal yaklaşımlarından dolayı havadan bombalanmamış bu güzel şehir. Böylece ortaçağ havasını hala sürdüren küçük; ama sevimli, canlı Tübingen, tarihi bir üniversiteye sahip şehir olarak turistlerin ilgisini çekmeye devam ediyor.

Tübingen gezisinden “içimde” kalanlar:

Zwingel’de yürüme (Neckar kıyısından Hölderlinturm’a giden dar, yürüyüş yolu), duvarın üzerinde oturup boş boş etrafa bakmak.
Markplatz’da, güneşli bir günde kafelerden birinde dışarıda oturup şehri izlemek.
Punting Boat ile Neckar’da gezinti yapmak.
Kornhaus’da şehir müzesini gezmek.

Punting Boat ile Özel Aktiviteler 

Punting Boat’ta Şarap Tadımı
Bu kayıklarla bir punting gezisi sırasında Württemberg şaraplarını tadım etkinliğine katılabilirsiniz. Taze ekmek, su ve peynirin de sağlandığı bu gezide geçmişten günümüze Tübingen’de şarap yapımı ile ilgili bilgi de veriliyor.

120€- Hafta içi ve pazar (+29€ kişi başı yemek ve yiyecek)
130€- Cumartesi (+29€ kişi başı yemek ve yiyecek)
1.5 Saat / Mayıs’tan Ekim’e
Kayık başına kişi sayısı: 8-16

Punting Boat’ta Gurme Parti
Punting kayıklarını yüzer bir restorana dönüştürmek de mümkün. Muhteşem manzaralar eşliğinde yemek keyfi.

120€- Hafta içi ve pazar (+33€ kişi başı yemek ve yiyecek)
130€- Cumartesi (+33€ kişi başı yemek ve yiyecek)
1.5 Saat / Mayıs’tan Ekim’e
Kayık başına maksimum kişi sayısı: 4

Düğünler için Punting Boat
Yeni evlenen bir çift için veya sevgililer için özel süslenen kayıklarda Neckar gezisine ne dersiniz?

120€- Hafta içi ve Pazar (+ düğün süslemeleri)
130€- Cumartesi (+ düğün süslemeleri)
1.5 Saat
Kayık başına maksimum kişi sayısı: 12

Punting Boat’ta Çocuklar İçin Doğum Günü Partisi
Çocukların doğum günleri için balonlarla süslenmiş kayıklarda Neckar gezisi unutulmaz bir deneyim olabilir.

140€- Hafta içi ve Pazar (+7,5€ kişi başı yemek ve yiyecek)
160€- Cumartesi (+7,5€ kişi başı yemek ve yiyecek)
1.5 Saat / Mayıs’tan Ekim’e
Kayık başına maksimum kişi sayısı: 16 (en az iki yetişkin)

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
9 Responses
  1. İsmail Özkahraman says:

    DİYORUM Kİ: Almanya’nın Ortaçağ döneminden kalma şehirleri çok iyi koruduğunu bilmiyor değildim.Ancak bir gezi yazısının bu kadar nitelikli olabileceğini doğrusu bilmiyordum.Aslında aşağıda linkini verdiğim siteye tesadüfen ulaştım.Amacın bahtsız Alman şair Friedrich Hölderlin’în Tübingen şehrinde ve Neckar Irmağı kenarındaki kulede, tam 36 yıl hiç konuşmadan kaldığı evi görmek ve Hölderlin’in trajedik öyküsünü bir kez daha okumak istiyordum.

    İşte bu sırada karşıma Derya Çölaşan’a ait gezi sitesi çıktı. Eşi ve 2,5 yaşındaki oğluyla hem gezmek,hem çok güzel fotoğraflamak ve de edebi lezzette bir yazıya dökmek..Üstelik yağmur yağmasına rağmen…Hiçbir detay atlanmamış..Yazıda sadece Hölderlin’e değil bir diğer şair Herman Hesse’ye de yer veriliyor.Diğer yazılarını da mutlaka okumalı bu değerli gezgin ve İstanbul’da yaşayan kültür tutkununun.

    Konuya ilgi duyanlar için Hölderlin’le ilgili ve kendisi de bir edebiyatçı olan Güven Turan’ın bir yazısını okuyabileceğiniz linki de veriyorum.Bu yazıda aklın karanlık kıyısında yaşayan bahtsız diğer edebiyatçıları da tanıma imkanı var.Şayet sinirleriniz sağlamsa…
    Selamlar ve en iyi dileklerimle…

    İsmail Özkahraman

    http://www.ykykultur.com.tr/dergi/?makale=566&id=77

  2. GezginAnne says:

    Ne güzel anlatmışsınız. Resimler de şahane. Oğlumun bir sonraki doğumgününü Punting Boat’ta mı yapsam acaba? 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir