Unutulmaz Córdoba (2.Bölüm)

Sabah saatlerinde geldiğim Córdoba’da önce Caballerizas denilen yerde sevimli atları görmüş, sonra da Alkazar Kalesi’nin muhteşem havasını yaşamıştım. Bu bölümle ilgili yazdıklarımı okumak için buraya tık tık!

Şimdi de şehrin en önemli hazinesi olan Mezquita-Katedral ile gezime devam ediyorum.

cordoba18

Dışarıdan görünüm

Dışarıdan Görünüm

Dışarıdan Görünüm

Mezquita’nın girişine ulaşıp 8 €’ya biletimi ve broşürümü aldıktan sonra aşırı sıcaktan kurtulup biraz rahatlıyorum. İçerisinin sıcaklığı gayet hoş.

Mezquita yani cami, bu bölgeye fethe gelen ilk Müslümanlar tarafından 8.yy.’da yapılmaya başlanan ve git gide büyüyen bir cami olmuş. Farklı sultanlar camiye yeni bölümler eklemişler ve devasa bir eser olmuş. Bölgenin 1236’da tekrar Hristiyanların eline geçmesiyle sonradan katedrale çevrilen camiye bu sefer de Hristiyanlıkla ilgili bölümler eklenmiş. Günümüzde her iki dönemi de yansıtan bölümleriyle devasa büyüklükte ve görkemli yapı Córdoba’nın bir hazinesi olduğu kadar ülke turizmi için de oldukça önemli bir yere sahip. Cami dönemindeki bölümleri sık sütunlardan oluşuyor. Sanki taş sütun ormanı; sade ama çok etkileyici…

cordoba21

cordoba22

cordoba23

Mezquita broşürünün kapağındaki fotoğrafı ben de çektim!

Mezquita broşürünün kapağındaki fotoğrafı ben de çekmeyi başardım!

İçini gezerken kapıda verilen broşürlerden alıp adım adım takip etmekte fayda var; zira içerisi gerçekten büyük ve çok güzel. Hristiyanlık döneminde yapılanlar da çok etkileyici; ama çok daha süslü mü desem gösterişli mi desem, karmaşık mı desem bilmiyorum. O kadar çok detaylı süsleme var ki neye bakacağımı şaşırdım. O zamanın şartlarında ne kadar duvar, ahşap, taş süsleme yöntemi varsa hepsini aynı mekanda hiç boşluk kalmayacak şekilde yapmışlar sanki.

cordoba26

cordoba27

cordoba28

Müslümanlık ve Hristiyanlık dönemleri birbirinden keskin bir şekilde ayrı değil, iç içe geçmiş sanki. Mesela sütunlar ormanında yürürken birden dev bir fresk vb. karşımıza çıkabiliyor, zaten iç mekanın kenar kısımlarında hep küçük küçük şapeller var.

Caminin Mihrap bölümü hala duruyor ve yapının en ilgi çeken ve önemli bölümlerinden biri.

cordoba25

Mezquita-Katedral, gerçekten de çok görkemli. Bütün detaylara dikkat ederek dolaşmak isterseniz saatlerce kalabilirsiniz. İnternette bu muhteşem yapının havadan çekilmiş bir fotoğrafını gördüm. Yapının şeklini bütünde algılayabilmek için paylaşıyorum.

Photo by Toni Castillo Quero (approachguides broşüründen)

Photo by Toni Castillo Quero (approachguides broşüründen)

Cami olarak kullanıldığı dönemde, III. Abd-al Rahman’ın yaptırdığı 40 metrelik minareye, Hristiyan dönemde III. Hernán Ruiz dışarıdan da görülebilen dev çanlar ekletmiş. Şimdi çan kulesi olan minarenin tepesine çıkılabiliyor (30 dakikada bir); ama öğle saati kapalıydı, akşamüstü tekrar açılıyormuş.

cordoba29

Minare/Çan Kulesi -detay-

Minare/Çan Kulesi -detay-

Ana giriş kapısı

Puerta de Perdon/ Ana giriş kapısı -Bahçesi narenciye ve palmiye ağaçlarıyla dolu-

Saat 16.00 oldu, hiç durmadan saatlerdir yürüyorum, şimdi bir şeyler yemeliyim. Yerel bir restorana (Navali Bar) giriyorum, zor da olsa İngilizce anlaşıyoruz, önce buz gibi biram geliyor ardından ton balıklı salata ve kızarmış balık. Aslında ben paella söylemiştim; Málaga’da hep yiyorduk ve deniz ürünlü oluyordu; ama bu restoranda kocaman kocaman etli geldi ve kokusu hiç hoşuma gitmedi, domuz etli imiş, ben yemeyeceğimi söyleyince bana ton balıklı salata getirdiler sağolsunlar. Küçük, yerel restoranda yemeğimi yerken elimdeki harita ve broşürleri de inceledim, biraz dinlendikten sonra tekrar yürüyüşe hazırım.

Sabah geldiğimde şehre ilk giriş noktam olan Puerta Sevilla’ya dönüp önündeki güzel restoranda bir kahve ve bir büyük şişe soğuk su içip birazcık wi-fi’den yararlanıyorum.

Puerta Sevilla restoranı

Puerta Sevilla restoranı

Sonrasında Yahudi Mahallesi’ne gidip görmediğim yerlere bakmak istiyorum. Adı hala Yahudi Mahallesi olsa da aslında bu bölgedeki tüm Yahudi nüfus 1492’den sonra Hristiyan hükümdarlar tarafından sürgün edilmiş. Sürgünden sonra hastane, okul gibi farklı amaçlarla kullanılmış, 1884’te restore edilerek bir anıt olarak ziyarete açılmış bir sinagog da bu mahallede yer alıyor.

cordoba32

cordoba33

İspanyolca adı ‘Juderia’ olan Jahudi Mahallesi gerçekten çok turistik. Restoranlar, hediyelik eşya dükkânları, yerel ürünlerin satıldığı mağazalar… Çevrede görülecek pek çok yer var; güzel evler, dar sokaklar tam kaybolup tadını çıkarmalık.

cordoba34

cordoba36

cordoba37

cordoba43

Zaten bu şehri yüksek sıcaklığa rağmen yürüyerek görmek gerek. Haritayı cebime atıp sokaklar arasında dolaşıyorum. Her yerde karşıma başka bir güzellik çıkıyor. Bu bölgede “el patio” denilen avlular meşhur. Dışarıdan görülen yüksek duvarlı evlerin ortasında avlular var ve ortalarında küçük birer süs havuzu. Yazları hava çok sıcak olduğundan yüksek duvarlar arasında güneşi engelleyip bu süs havuzlarının olduğu avlular sayesinde biraz olsun serinlik elde etmişler. Bu avlulardan bazıları ücretli gezilebiliyormuş, tabi birçoğu yerel halkın evlerinin içinde. www.puertadelospatios.com sitesinden ya da mobil uygulamasından bakarak ‘el patio’lardan gezilebilir olanları harita üzerinde takip ederek keşfedebilirsiniz (keşke gitmeden önce bana bunu söyleyen birisi olsaydı, kıymetimi bilin:-))

Sokaklarda gezinirken Sinagog’un yanında “Casa Andalusi” diye bir yer gördüm; bu Endülüs evi gezilmeye değer görünüyordu, giriş ücreti olan 4 €’yu verdim ve dolaşmaya, adım adım da fotoğraflamaya başladım. 12.yy.’nın bu bölgedeki görkemli günlerini yansıtan eve tabi ki bir “patio” ile giriliyor.

Casa Andulusi

Casa Andulusi

Dışarıdaki sıcaklıktan serinlik ve huzur dolu bir eve adım atmış oluyorum. Her adımda çok etkileyici odalar, eşyalarla dolu bir evdi. Evin içinde dolaşırken kısık bir sesle ilahiler de çalışıyordu ve bu eve daha da farklı bir hava katıyordu.

Girişteki odada, kağıt yapımını gösteren bir modelleme vardı; Cordoba 10.yy’da Avrupa’da kağıt yapılan ilk şehirlerden biriymiş. Duvarlarda el yazması eserler, Kuran vb. değerli eşyalar da sergileniyordu. Bütün detaylarını görmeye çalıştığım bu güzel müze evi çok sevdim.

cordoba39

cordoba40

Casa Andalusi’den sonra tekrar sokaklarda gezinirken günlerdir gitmek istediğimiz; ama bir türlü fırsat bulamadığımız eski tarz çay evlerinden birine girdim. Bu çay evlerine “tetería” deniliyor. İspanyolca’da –ería eki başındaki kelimenin satıldığı yer anlamına geliyormuş, Ezgi sağolsun öğretti. Cafetería= kahve satılan yer, kahveci; Heladería=Dondurma satılan yer, dondurmacı; Zapatería=Ayakkabıcı gibi.

cordoba41

Salon de Te, değişik dekorasyonuyla turistler için de uğrak noktalardan biri sanırım. Farklı milliyetlerden insanlar menüye bakıp çaylardan çay beğeniyordu -ben de dahil- . Akşamları fazla klimalı ortamlarda kaldığımdan boğazımda sabahtan beri bir ağrı var; limonlu, yeşil çaylı, siyah çaylı biraz da aromalı bir çay söylüyorum. Orta boy.

Salon de te

Salon de te

Çayımı keyifle yudumlayıp biraz etrafı inceledikten sonra çarşının içinde dolaşmaya dalıyorum. Bu dalma ne kadar sürdü bilmiyorum, ama trenin kalmasına 35 dakika kaldığını fark edince koşar adım oradan ayrılarak artık aşina olduğum sokakları hızla geçip tren istasyonuna ucu ucuna yetişiyorum. Trene biner binmez Málaga’ya kadar bir saat uyuyup arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum.

Kavurucu sıcağınla, kaybolunası ara sokaklarınla, şırıl şırıl su sesleriyle huzur veren Alkazar kalen ve cami-katedralinle tatlı ve unutulmaz bir anı olacaksın bende, hoşça kal Kurtuba ya da Córdoba…

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir