Tarih, Modernizm, Müzik, Kültür: İşte Viyana-II

Viyana’daki ikinci günümüzde grupla birlikte bir ekstra tura gidiyoruz. Viyana ormanlarını geçip Seegrotte Mağarası, Mayerling Köşkü, Baden Bei Wien’i görüp dönüşte tekrar Viyana içinde bir yürüyüş yapacağız.

Viyana’dan çıkıp kısa bir yolculukla bahçeli, iki katlı evlerin olduğu bir kasabaya geldik. Burada bir mağara gölü göreceğiz. Bu mağarada maden işçileri çalışırmış, 1912’de bir patlama sonucu kayaların arkasından sular fışkırarak mağaraya dolunca birçok işçinin ölmesine sebep olurken Avrupa’nın sayılı mağara göllerinden biri oluşmuş. Mağaranın girişinde 450 metrelik bir tünel var. Tünelin sonunda işçilerin çalıştıkları bölümler görülüyor.

Seegrotte Mağarası

Seegrotte Mağarası

Seegrotte Mağarası

Seegrotte Mağarası

2.Dünya Savaşı’nda Naziler, gözlerden uzak olduğu için burayı seçmişler ve burada bir karargâh kurmuşlar. Pompalama sistemi kurarak suyu dışarı çıkartıp içerdeki düzlük bir alanda bir uçak fabrikası kurmuşlar. Sesten daha hızlı giden uçağı yapmaya başlamışlar. Savaş bittiğinde uçağın yapımı tamamlanamadığı için savaşta kullanılamamış. O dönemden kalma orijinal parçalar mağara sergileniyor. Dışarıda 37 derece sıcaklık varken, üşüme ihtimali düşük geldiğinden mağara girişinde battaniye, şal verilmesine de aldırmayarak içeri girdik. Mağara içi sıcaklık 9-12 derece arası. Yazlık kıyafetlerle gezerken ciddi ciddi titretiyor. Mağarada gezerken Türkçe olarak doldurulmuş bir kasetten mağara hakkında bilgiler aldık. Seslendirmeyi yapan kadının şiveli konuşması ve söyledikleri de oldukça eğlendirdi bizi… Mağara gezisinden sonra akülü bir kayıkla, oluşan gölette bir tur atıp tekrar tünelden hızla dışarı çıkıp kendimizi güneşe teslim ettik…

İkinci durağımız Mayerling Av Köşkü’ydü. Bu köşkü, Habsburg İmparatoru Franz Joseph ve İmparatoriçesi Elizabeth’in (Sisi) oğlu olan Rudolf, av merakı nedeniyle 1886’da yaptırmış.

Mayerling Av Köşkü

Mayerling Av Köşkü

Mayerling

Mayerling

Rudolf’u çocukluk arkadaşı olan Stephanie’yle evlendiriyorlar. Ailelerin zoruyla evlenseler de her ikisinin de başka sevgilileri varmış. Bir gün, Rudolf ve sevgilisi Mary Vetsera bu av köşkünde ölü olarak bulunur (1889). Rudolf’un arkasında bir mektup bırakarak önce sevgilisini sonra kendisini vurduğu öne sürülen görüşlerden biri; ancak tarihe Mayerling Faciası olarak geçen bu olayın iç yüzü hala belirsizmiş. Halk tarafından çok sevilen Rudolf’u babasının öldürtmüş olabileceği (komplo) ihtimali de düşünülmekteymiş. Av Köşkü’nde çiftin ölü bulundukları oda gezilebilir. Odanın duvarlarında ise fotoğraflarıyla tüm aileyi görmek mümkün. Habsburg Hanedanlığından izler Viyana ve çevresinde hala derinden hissedilmekte. Franz Joseph ve Elizabeth (Sisi) hala her yerde karşımıza çıkıyor, afişlerde, duvarlarda, saraylarda, sokaklarda, her yerde. Özellikle Sisi sanki bir turizm elçisi, tek başına bir marka.

Mayerling’teki hüzünlü öykü sonrasında sevimli bir kasabaya Baden Bei Wien’e gidiyoruz. (Kendiniz gitmek isterseniz şehir merkezinde Opera’nın oradan Oper-Baden treniyle gidilebilir). Baden, Viyana’nın 26 km güneyinde, neoklasik evlerin olduğu, sakin; ama sevimli bir yer. Aynı zamanda romatizma tedavisinde kullanılan termal suları da olan bir sağlık bölgesi.

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Önce Nordsee’de balık ürünleri yedik ve şehri dolaşmaya başladık. Çok güzel görünümlü evlerin, hoş kafelerin önünden geçip şehrin önemli parkı Kurpark’a gittik.

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Baden Bei Wien

Şehirde dolaşırken kapının önünde (her yerde olduğu gibi yine karşımıza çıkan) Habsburgları gördüğümüz bir kafeye girdik. Kafenin bir bölümü ev gibi dekore edilmişti, bir köşede Franz Joseph’in çalışma odası gibi duran bir bölüm ve duvarlarda da ailenin resimleri ve aralarında da boş bir pencere vardı. Pencerenin arka tarafına geçip ailenin resimlerde verdiği pozlar gibi pozlar verip Habsburg hanedanlığına katılmış olduk. Kafede hiç kimse olmadığı için rahatlıkla aileyle fotoğraflar çektirdik. Kafenin erkekler tuvaletinin kapısında Rudolf, bayanlar tuvaletinin kapısında da sevgilisinin resmi vardı “woman” ya da “man” yerine. Serbest zamanımız dolunca otobüse binip kısa bir yolculukla şehre döndük.

baden6

Bir gün öncesi kendi kendimize keşfettiğimiz her yeri bir kere daha grupla gezdikten sonra gruptan ayrıldık. Daha sonra elimizde harita, ara sokaklarda dolaşmaya başladık.

Viyana’da birçok yerde Mozart çikolataları ve likörleri satan mağazalar görülebilir. Biz de bir çikolata dükkânına girip beğendiklerimizden taneyle alıp denedik. Graben tüm canlılığıyla yine kalabalık fakat hava öyle sıcak ki, bir yerde oturup biraz havanın serinlemesini bekliyoruz. Öyle bir şey olmuyor tabi biz de mecbur tekrar dolaşmaya başlıyoruz. Sokaklarda “buz gibi soğuk su” satan çocuklar yok; ama en azından çeşmeler var. Her çeşmede tadına bir türlü alışamadığımız bu nedenle de kana kana içemediğimiz sulardan mecburen içiyoruz, elimizi yüzümüzü ıslatıyoruz; ama sonra bir bakıyoruz ki, arka sokakta bir süs havuzu var. İnsanlar kenarında oturuyorlar. İki kişi ayaklarını sokmuş içine, serinliyor. Birden çok cazip geliyor, aynısını biz de yapıyoruz. Bir süre sonra havuzun kenarında oturacak yer kalmıyor. Gören geliyor ve serinlemek için hemen ayaklar içine sokuluyor. Ayaklarımız buz kesene kadar içinde dururken yanımızdaki ufak bir çocuk eliyle suyla oynarken baştan aşağı beni ıslatınca o serinlikle uzun bir tur daha atma şansımız oldu. Ve tekrar yürümeye başladık.

Yürürken ilginç bir dükkân görüp hemen içeri girdik. Zeytinyağı, sirke ve alkollü içecekler musluklu cam tüplerde duruyor, istediğinizin tadına bakıp kendi seçtiğiniz şişelere, istediğiniz miktarda koydurabiliyorsunuz. Her bir ürünün üzerinde 100 ml’lik fiyatı var. Dekoratif şişeler ve ürünler 2-2,5 Euro’dan başlıyor. Üstelik şişenin ucuna tıpa koyup vakumla kapatıp güzel bir ambalaj da yapıyorlar. Bizimle ilgilenen satıcı, isim hakkıyla dünyanın birçok yerinde bu dükkânlardan olduğunu söyledi (Vom Fass). Biz de denediğimiz birçok üründen sonra dekoratif şişeler seçip alıyoruz.

Bu dükkânın karşısı Hoher Markt Meydanı. Burada ünlü bir saat var (Ankeruhr). Prag’daki astronomik saatte, saat başı havariler açılan pencerelerin önünden geçiyor. Burada ise, her saatte çeşitli sanatçılar ve devlet adamlarından 12 kişinin figürleri geçiyormuş. Hepsinin birden toplu geçişi ise saat 12.00’de oluyormuş. Biz zamanı tutturamadığımız için onu göremedik ama saatin fotoğrafını çektik. Saat: 19.12. Bizim gördüğümüz saatteki figür kime ait bilemiyorum.

hohermarkt

hohermarkt

Yine katedralin olduğu meydana dönüp arka tarafındaki Domgasse Sokağı’na gittik. Mozart’ın, Viyana’da yaşadığı yıllarda (1784-1787) oturduğu ve “Figaro’nun Düğünü” eserini bestelediği evi gördük. Burası müze haline getirilmiş, kapısına dayandık; ama ne yazık ki kapalıydı.

Referans noktamız olan katedralin dolayısıyla şehir merkezinin kuzeydoğusunda kalan, metroyla ulaşılabilen Prater, şehrin en büyük parkı, dinlenme ve eğlence alanı. Bu parkın içinde bir de lunapark var. 1897’den beri dönen ve Avrupa’nın ilk dönme dolabı olan “Giant Ferris Whell” küçük birer vagon görünümünde. Çok yavaş bir şekilde dönüyordu. Ücreti de 8 Euro’ydu. 65 m yüksekliğe çıkan dönme dolaba pahalı bulduğumuz için biz binmedik; ama Viyana’nın saraylarına, görkemli yapılarına çok güzel manzara imkânı sunuyormuş. Buraya kırmızı metroyla (U1) gidilebilir.

prater

prater

Havanın kararmasıyla birlikte yine uzun bir yürüyüşle Belediye Sarayı’nın (Rathaus) önüne geldik. Burada her akşam festival havasında geçiyormuş. Ne kadar da yaşayan bir şehir, her yerde, her sokakta müzik var. Doğrusu bu kadarını hiç beklemiyordum. Hafta içi olmasına rağmen, koskocaman bir ekranda klasik müzik konseri izleyen büyük bir kalabalık vardı. Açık havada biraz konseri dinledikten sonra arka tarafa geçince bir başka kalabalıkla karşılaştık. Burada da çeşitli dünya mutfaklarından yemekler yapan yan yana küçük dükkânlar ve oturmaya bile yer olmayan kafeler vardı. İçecek bir şeyler alıp birçok kişinin yaptığı gibi ayakta içtikten sonra meydanın dışında kaldırımda oturup kalabalığı ve geçip giden Viyana yaşantısını izledik. Daha sonra gruptan daha önce anlaştığımız bir çiftle buluşup taksiyle otele döndük ve tadına doyamadığımız, daha birçok yerini göremediğimiz Viyana’dan ayrılacağımız için hüzünlendik. Hoşça kal Viyana! Bir gün yine geleceğim!

Viyana yazısının ilk bölümünü okumak için tıkla.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: Temmuz 2007

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
3 Responses
  1. sinem hanedan says:

    Viyana gerçekten tarik kokan bir şehir. her ne kadar gece hayat dursada sokakları yıllar önce nasılda şimdide öyle. ulaşım ç.ok rahat her yere istediğiniz şekilde gidebiliyorsunuz. ben ntatil turizm ile gitmiştim, çokta memnun kaldım. viyana planı yapan arkadaşlara tavsiye ederim.

  2. Kübra says:

    Merhaba,
    Biz geçen sene jolly tur ile italya’ya gittik,ekstra turlara katılmak için zorlanmadık ama mecbur bırakıldık diyebilirim oteller otoban gibi uzak yerlerdeydi ya da bizim ilk deneyimimiz oldugu için acemliğimize geldi.Şimdi yine jolly ile budapeşte-viyana-prag turuna gitmek istiyoruz.Ekstralara katılmayıp taksiyle döndüğünüzde çok pahalıya geliyor mu acaba?Bana tavsiyeleriniz var mıdır?

    • derya says:

      Biz hiç taksiye binmedik, o yüzden bir şey diyemem, ama ektra turlarla gidilen yerler zaten uzak olur, taksi mesafesi değil yani. Hem şehir içi hem uzak şehirlere (örneğin Prag`tan Karlovy Vary) toplu taşımayla gitmeniz mümkün. Şehir içinde zaten tramvay ve metroyla çok rahatlıkla her yere gidersiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir