Yağmur ve Güneş Dostluğu: Haziran’da Stuttgart

Heidelberg’ten 20.10’da bindiğimiz trenle rahat bir yolculukla Stuttgart’a vardığımızda saat 21.39 olmuştu.

Tren durunca eşim bavulu ve bebek arabasını almaya gitti, ben de havanın yağmurlu olduğunu görünce Deniz’in yağmurluğunu giydirdim. O sırada vagondaki herkes indi, en son biz çıktık. Deniz’i arabasına yerleştirip çantaları bölüşürken sırt çantasını vagonda unuttuğumuzu fark ettim. Hızla tekrar vagona bindiğimde sırt çantası koyduğumuz yerde yoktu; her yere baktım, yoktu. Biz unuttuk sanıyorduk; ama çantamız çalınmıştı. İlk şok! Hiç böyle bir ihtimali düşünmemişiz, şaşkınız. Sonra düşünüyoruz, çantada neler vardı diye. İlk aklıma gelen Deniz’in biberonu. İkinci şok! Çocuk neredeyse sadece süt-mamayla besleniyor ve kendi biberonu dışında hiçbirini istemiyor. Diğer eşyalar da çocuğun yedek elbiseleri, bezler-ıslak mendil vs. Bir hırsızın umduğu şeyler hiç değil, içinde 50 cent bile yok! Maddi değerli hiç bir şey yok! O sırada en çok Heidelberg’e giderken fotoğraf makinesini yanıma almadığıma seviniyorum. Sabah otelden ayrılıp akşam Stuttgart’ta başka bir otele gideceğimizden fazladan elimizde ağırlık olmasın, cep telefonuyla fotoğraf çekerim düşüncesiyle yanıma almamıştım. Eğer almış olsaydım ‘artık işi bitti, trenle dönüyoruz’ diye fotoğraf makinesini kesinlikle sırt çantasına koyardım. Hem önceden çektiğim fotoğraflar giderdi, hem de yeni çekeceklerim; zira o an fark ettim ki cep telefonumun şarjı da sırt çantasındaydı, yani bugünden itibaren telefonsuzum. Telefonuma yüklediğim haritalar, seyahat uygulamaları, pdf dökümanlar… Seyahatin bu anına kadar kullandığım her şey Stuttgart ve çevresinde kullanılamaz olacak. Ben yine de bugün fotoğraf makinemi yanıma almadığıma şükrediyorum (Sırt çantamız çalanın işine yaramaz, belki bir yere fırlatıp atar umuduyla, Stuttgart’ta kaldığımız süre boyunca kayıp eşya bürosuna her gün uğrasak da çanta geri gelmedi. Deniz süt krizine girince kendi biberonuna çok benzeyen bir tane bularak o sorunu da çözdük).

Çanta şokundan sonra hala şaşkın bir durumda, kalan eşyalarımıza sahip çıkmaya çalışarak otele nasıl gidelim diye bakınıyoruz. Eşim yürüyelim diyor; ben S-Bahn/U-Bahn ne varsa binelim, diyorum. Biliyorum ki otelin tam önünde istasyon var; ama hangi hat, hangi durak hatırlamıyorum. Telefonun şarjı yok, açılmıyor. İstasyon karmaşık, şehirlerarası tren yolundan şehir içi trenlerin olduğu bölüme geldik; ama bir sürü hat var. Yorgunuz, şaşkınız, çocuğun uykusu geldi, huysuzluk ediyor. Birkaç kişiye gideceğimiz sokağı sordum, mantıklı bir cevap alamadım. En sonunda haritaların başına geçtim, hatlara tek tek baktım, Chorlettenplatz’dan geçenleri buldum (U5, U6, U7, U12 ve U15). Yanlış peronda durduğumuz için diğer perona geçtik derken nihayet bir U-Bahn’a bindik. İki durak sonra indik; ama benim gördüğüm fotoğrafta otelin önündeki durak, cadde üstündeydi, oysa biz metro gibi yeraltında indik. Chorlettenplatz tabelalarını takip edip yukarı çıktığımızda aslında doğru yerde olduğumuzu; ama otelin biraz daha ilerde olduğunu fark ettim. Bir durak sonra tren, cadde üstüne çıkıyormuş ve aslında inmemiz gereken durak Olgaeck imiş. Az bir yürüyüşün sonunda kendimizi otele attık (Hotel Espenlaub). Odamız güzel, sade. Fıstık yeşili ve beyaz boyalı, yenilenmiş, her şey tertemiz; oda tam ana caddeye bakıyor (İkinci kat, 205 numara). Pencereler güzel, çok ses geçirmiyor; ama ip perde asılı ve kalın perde yok. Dışarısı olduğu gibi görünürken biz de dışarıdan görünüyoruzdur herhalde. Sokak lambaları, araba ışıkları, tabela ışıkları… O yorgunlukla vurduk kafayı yattık tabi (Gece o halde gelip pencerede perde görmeyince bir daha hiç bu durumla ilgilenmemişiz, resepsiyona da sormadık, üç gün ip perdelerle, çevremizdeki herkesle birlikte yattık kalktık. Akşamları o kadar yorgun geliyorduk ki pencereye, perdeye bakacak halimiz olmadan yatıyorduk. Son gün otelden çıkış yaparken kalın perde değil, gizli panjur olduğunu öğrenmek bizi hem şaşırttı hem de güldürdü; Stuttgart usulü böyleymiş!).

Baden-Württemberg eyaletinin başkenti ve Almanya’nın 6. büyük kenti olan Stuttgart, bizim gezimizin de son durağı oluyor. Mercedes, Porche, Bosch gibi büyük firmaların merkezi olan Stuttgart, turistik bir şehirden çok bir endüstri şehri. II. Dünya Savaşı’nda hava saldırılarında büyük hasar görmüş ve savaştan sonra neredeyse yeniden yapılmış her şey. Bu nedenle de tarihi binaları yok gibi. Buradaki üç günümüzde hem şehri gezip tanımaya çalışacak hem de civardaki küçük şehirlere günübirlik gideceğiz (Ludwigsburg, Tübingen ve Esslingen).

Stuttgart’taki ilk sabahımızda gün ışığıyla erkenden uyandım. Yağmurlu bir güne merhaba! İnsanlar ellerinde şemsiyelerle etrafta koşuşturmaya başlamış bile. Biz otelde kahvaltı edip dışarı çıkmaya hazırlandığımız zaman yağmur durmuştu. Otelden çıkıp etrafa bakınarak yürümeye başladık. Önce sol tarafta Eski Saray’ı gördük (Altes Schloss), 18. yüzyılın sonunda Yeni Saray’ın (Neues Scloss) yapılmasından sonra önemi azalınca ikincil saray durumuna düşmüş; günümüzde Baden Württemberg Devlet Müzesi olarak kullanılıyor.

Altes Schloss

Sağ tarafta ise günümüzde şehir kütüphanesi (Stadtbücherei) olan; ama geçmişte son kral Wilhelm II’nin konutu (Wilhelmspalais) olarak kullanılan binayı görüp ışıklardan geçerek Schlosspark’a geldik.

Schlosspark

Bu yeşil alandan yürüyerek şehrin kalbi sayılabilecek, popüler buluşma yeri olan Schlossplatz’da biraz durduk. Bu meydanda devasa Yeni Saray, önünde genişçe bir yeşil alan, Kral Wilhelm anıtı ve iki simetrik çeşme var.

1841’de Kral Wilhelm I’nin tahta çıkışının 25. yılı anısına dikilen sütuna 1863’de bir de Concordia, uyum tanrıçası heykeli, eklenmiş. Aynı yıl her iki yanına bugün gördüğümüz bu iki çeşme de yapılmış.

Schlossplatz

Bu çeşmelerin her biri Württemberg’in nehirlerini sembolize eden dört nehir tanrısıyla dekore edilmiş. Saray Meydanı bugün, açık hava konserleri, yaz festivalleri gibi pek çok etkinliğin de yapıldığı bir buluşma noktası. Stuttgart şehir hayatının önemli bir parçası.

Yeni Saray, II. Dünya Savaşı’nda tamamen yıkılınca Stuttgartlılar yeniden yapılması için imza toplayıp saraylarına sahip çıkmışlar. 1958-1965 arasında yeniden inşa edilen sarayın içi tamamen yenilense de dışı tarihi görüntüsüne uygun olarak yapılmış. Aristokrasi artık eski zamanlarda kalsa da devletin resmikabul törenleri, önemli sosyal olaylar vb. hala burada yapılarak sarayın önemi korunuyor. Yan kanatlardaki odalar, Finans Bakanlığı ile Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak işlev görüyor. Sarayın ön tarafında Württemberg’in hanedan armasındaki hayvanlar aslan ve geyik heykelleri girişi bekliyor.

Bu bahçeye ve saraya tam karşıdan bakan Yunan tapınakları gibi duran, çok sütunlu bina ise Königsbau (Kralın binası), yani Stuttgart’ın en eski alışveriş merkezi; 1856-1860 arasında yapılmış. Ancak şehirdeki hemen hemen tüm binalar gibi II. Dünya Savaşı sırasında çok tahrip olunca 1958-59’da yeniden yapılmış.

Königsbau

Schlossplatz ve Königsbau arasından geçen cadde ise Königstrasse yani şehrin en önemli caddesi. Araba trafiğine kapalı, sağlı sollu pek çok mağaza, restoran, kitapçı, kafe vb. olan bir cadde. Şehrin en uzun alışveriş caddesi. Buraya paralel uzanan Calwer Strasse‘de daha çok zenginlere hitap eden lüks mağazaların olduğu bir alışveriş caddesi.

Königstrasse

Königstrasse

Königstrasse

Biz de bu cadde boyunca merkez tren istasyonuna (Hauptbahnhof) doğru yürüyoruz (Üzerinde saat olan bir kulesi ve tepesinde dönen bir Mercedes logosu var). Caddenin bu girişinde bir turist ofisi var.

Königstrasse

Yine yağmur başlayınca içeri giriyoruz, içerisi çok güzel. Duvarlarda raflar var; Stuttgart merkezin ve bu bölgedeki tüm yerleşim yerlerine ait broşürler alfabetik olarak bu raflara yerleştirilmiş. Gitmeyi düşündüklerimizi aldık hemen. Bunun dışında yine duvarlarda dokunmatik ekran bilgi panoları vardı. Ayrıca hediyelik eşya bölümü de vardı. Yağmurun dinmesini beklerken turist ofisini de iyice dolaşmış, her şeye bakmış olduk. Sonra dışarı çıkıp tren istasyonuna gittik. İnsan büyük bir şehre gidince çevresinde yemyeşil tepeler ve üzüm bağları görmeye alışık değil; ama Stuttgart Hauptbahnhof’ta böyle bir görüntü bizi şaşırtıyor. Stuttgart’ın çevresi hep yeşillik. Hauptbahnhof’a gelmemizin nedeni kayıp eşya bürosuna ilk ziyaretimizi yapmak. Sonra da saat daha erken diyerek araya bir de Ludwigsburg sıkıştıralım diyoruz.

Stuttgart Hauptbahnhof

Stuttgart’taki ikinci günümüzde sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı edip otelden çıktık. Trene binerek Tübingen’e gittik. Akşam dönüşte önce otele uğrayıp ıslanan üstümüzü başımızı değişip tekrar şehir merkezine gittik. Bu akşam özel; çünkü Twitter’da tanıştığım; bizimle benzer rotayı daha önceden yapmış olan ve Stuttgart’ta yaşayan ilmiraggio ve eşiyle buluşacağız. İkisi de gezgin, onlar da gezdiklerini gördüklerini paylaşmayı çok seviyorlar. Seyahat planını anlatırken yazmıştım, bu rotanın şu anki halini almasında önerilerinden çok yararlanmıştım. Önceden anlaştığımız gibi Königsbau önünde buluştuk. Birlikte güzel bir restorana gidip çok keyifli bir akşam yemeği yedik. Sanki daha önceden tanışıyormuşuz da Stuttgart’ta yeniden buluşmuşuz gibiydi. Laf lafı açtı, sohbet muhabbet derken (Deniz de çok uyumluydu, hiç bizi rahatsız etmeden kendi kendine oynadı, tabi bunun için bizim de soğuk havada bahçede oturmamız gerekti) saat iyice geç oldu. Deniz kucağımda uyuyakalınca yeni tanıştığımız ‘eski dostlarımız’ bizi otele bıraktılar. Bu gezi dolayısıyla onlarla tanışmış olmaktan çok mutlu olduk. Samimi konukseverlikleri için tekrar teşekkür ederiz.

Stuttgart’taki son günümüzde kahvaltıdan sonra otelden çıkış yapıp tüm eşyalarımızı da yanımıza alarak tren istasyonuna gittik. Bavulumuzu kilitli dolaba koyup kendimiz Esslingen am Neckar’a gittik.

Baba-oğul tren beklerken

Esslingen dönüşü, uçak saatine kadar şehirde daha önce göremediğimiz birkaç yeri gezmeye karar verdik.

Tabi ki önce yine Königstrasse boyunca biraz yürüdük. Eşim kitapçılara bakmak isteyince ben Deniz’i alıp ara sokaklarda dolaşmaya başladım. Önce Eski Saray’ın oraya tekrar gittim.

Yan tarafındaki meydan, Karlsplatz; ortasında Württemberg’in Alman İmparatorluğu’na katılmasını sembolize eden aslanların beklediği bir atlı heykel var (Kral Wilhelm I). Kestane ağaçları atındaki meydanda çeşitli etkinlikler ve pazarlar kuruluyormuş. Mesela her pazar “bit pazarı” kurulurmuş.

Karlplatz

Burayı tam gezemeden yine yağmur başlayınca hızla sarayın içine girmek için geri döndüm.

Stuttgart’a geldiğimiz andan beri yağmur peşimizi bırakmadı. Bir yağmur, bir güneş… Benim gibi yağmurdan kaçanlarla birlikte müzeye çevrilen sarayın girişinde biraz bekledik. Bu arada müzenin iç avlusuna da bakmış oldum.

Yağmur azalınca bu sefer ortasında Friedrich Schiller’in (Alman şair, filozof, tarihçi ve dram yazarı) anıtının olduğu Schiller Meydanı’na gittim (Schillerplatz). Zaten meydanın adı da bu anıtın buraya konmasından sonra verilmiş. Çevresinde güzel ve mimari önemi olan binalar olan çok hoş bir meydan. Burası da festivaller, pazarlar vb. için popüler alanlardan biri. Salı, perşembe ve cumartesi günleri “Blümlesmarkt” -çiçek market- kuruluyormuş (bugün çarşamba, meydan boş). Aynı günlerde ayrıca bölgede üretilen sebze ve meyve de satılıyormuş. Bu meydan ve çevredeki meydanlarda bir de ağustos sonu, eylül başında Swabian yemekleri ve Württemberg şarapları eşliğinde “şarap köyü” etkinliği yapılıyormuş. Ve tabi Noel zamanı (aralık başından itibaren) Avrupa’nın pek çok meydanında olduğu gibi “Christmas Market” kuruluyormuş.

Schillerplatz

Friedrick Schiller’in anıtının arkasında kalan bina, Prizenbau; sağ taraftaki Alte Kanzlei, sol taraftaki Fruchkasten.

Prizenbau, Prensler Binası yani hanedan çocuklarının sarayı. Aslında eski olmasına rağmen savaşta yıkılınca 1952’de yeniden yapılmış. Baden-Württemberg’in Adalet Bakanlığı olarak kullanılıyor.

Alte Kanzlei, önceden kamu yönetimi için kullanılan bu bina da şimdilerde bir restoran. Şehrin ilk Rönesans binası olarak yapılmış, ama savaşta bu meydandaki hatta tüm şehirdeki binalar gibi çok hasar alınca yeniden yapılmış (1952).

Fruchkasten

Fruchkasten, geçmişte tahıl ambarı ve büyük ihtimalle şarap deposu olarak da kullanılan bu güzel yapı, günümüzde Württemberg Devlet Müzesi’nin müzikal enstrümanlar koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Meydanın hemen yanındaki, birbirine benzemeyen iki kulesi ile Stiftskirche ise, şehrin en eski ve en büyük kilisesi. 15. yy.’da yapılan Protestan kilisesi uzun kuleleri pek çok yerden görünüyor ve şehrin sembollerinden.

Oradan devam edip “pazar yeri” binasının önüne geldim. Dorotheenstrasse ile Sporerstrasse arasında, iki caddeye de bakan Markthalle, tarihi binasında bugünün tatlarını Stuttgartlılara sunmaya devam ediyor. Bina, 1912-14 arasında yapılmış, iç ve dış görünümü birbirinden farklı. Dış cephesi fresklerle bezeli, içi ise modern bir pazar yeri.

Buradan yönümü Marktplatz’a çeviriyorum. Şimdiye kadar gördüğüm Alman/Avusturya şehirlerinde hep güzel ve tarihi binaların olduğu Marktplatz, burada beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Aslında savaş öncesi güzel bir meydanmış. Savaşta çok hasar görmüş. Yerlerine yapılan yeni binalar orjinallerine göre değil, 1950’lerin tarzında düz çatılı olarak yapılmış. Yeni binalar ve Rathaus binası bu halleriyle bana sıradan geldi. İlginç olan ise, 250 yıldan fazladır haftada üç defa burada pazar kurulurmuş ve eski geleneğe göre sadece yerel ürünler satılırmış bu pazarda. Tabi yine diğer meydanlar gibi kültürel-sosyal pek çok etkinlik de bu meydanda yapılırmış.

Çevrede güzel bir bina göremeyince yine aralarda dolaşırken güzel bir cupcake dükkanı gördüm. Sonra tekrar ana caddemiz olan Königstrasse’ye dönerek eşimi takıldığı kitapçılardan alıp yürümeye devam ettik.

Ana caddeden sağa dönünce birdenbire hiç beklenmedik bir şekilde çok geniş bir yeşil alanla karşılaştık. Üç gündür bu caddeden gelip geçiyoruz da bu tarafa hiç geçmemişiz. Kalabalık pek çok mağazanın olduğu, gri binalarla dolu bir caddede yürürken bu kadar büyük bir yeşil alan şaşırtıcıydı. Aslında burası sarayın arka tarafındaki bahçeymiş (Schlossgarten). Sarayın olduğu alandan bu tarafa kadar uzandığını tahmin etmemiştik. Sarayın arkasından başlıyor ve Königstrasse’ye paralel olarak Arnulf-Klett Platz’a kadar uzanıyor. Bu büyük alanın içinde büyük bir göl de vardı. Gölün karşı tarafında ise Devlet Operası (Grosses Haus)… 1909-1912 arasında yapılmış binada opera, bale, tiyatro gösterileri yapılıyor. Şehirdeki diğer binaların aksine, savaş sırasında hasar görmeden kurtulan tek bina olma özelliğini de taşıyor. Binanın en tepesindeki heykeller, tiyatroya katkıda bulunan sanatları temsil ediyor.

Bu kadar güzel ve büyük bir yeşilliğe gelmişken çocuğu arabasında tutmak olmaz. Hemen Deniz’i yürümesi için arabasından çıkardım, biz de bir banka oturduk. Etrafa bakınıp hem dinlenmiş olduk hem de güzel vakit geçirdik. Böylece Stuttgart’ta aklımızda ve fotoğraf makinesindeki son kare, bu yemyeşil ve güzel alan oldu.

Stuttgart’taki ulaşımın güzelliğinden ve rahatlığından da bahsetmemek olmaz. S-Bahn’larla civardaki şehirlere U-Bahn’larla da şehir içi ulaşım için Stuttgart Hauptbahnhof’a defalarca gidip geldiğimiz merkez tren istasyonuna hayran kaldım. Tren istasyonu olsam kıskançlıktan ölebilirdim! İçinde market, büfeler vs. olan; asansör ve yürüyen merdivenin her zaman kullanılabildiği; otomatik makinelerde Türkçe seçeneğiyle bile bilet alınabilen; aynı yerden kalkan pek çok tren olsa da hepsinin tam zamanında kalktığı istasyona bayıldım. Ayrıca Stuttgart merkezden civardaki küçük şehirlere kadar her yere bir tren hattının olduğu bu ulaşım ağına da hayran kaldım. İstanbul’da böyle bir tren ağına kavuşmamız için kimbilir daha kaç sene gerekir! Bu geniş ulaşım ağını ibret için üşenmedim yazdım -ki daha uzaklara giden “R” hatları yazmadım bile- (yazının sonunda).

Bana şu anki haliyle bile çok başarılı gelse de bugünlerde tren istasyonu için özel bir proje gündemde. Şehirde bununla ilgili bir protestoyla da karşılaştık. Çevredeki yeşil alanın kullanılacak olması protestolara sebep olmuş. “Stuttgart 21” projesinde Hauptbahnhof yıkılacak ve büyültülerek yeniden yapılacakmış.  Projenin detayını bilmediğim için çevre-doğa ve insanların ulaşım rahatlığı için en iyisini, orta yolu bulacaklarını umarım.

Bizim Hauptbahnhof’a son kez gidişimiz ise havaalanına gitmek için oluyor. Önce kilitli dolaptan bavulumuzu alıp S3 treniyle havaalanına gidiyoruz. Böylece, Germanwings 22.40 İstanbul uçağıyla Almanya’ya veda edip bu güzel geziyi bitirmiş oluyoruz.

Stuttgart gezisinden “eksik” kalanlar:

Mercedes Benz Müzesi, hem çok ilgimizi çekmediğinden hem de Deniz’le müze gezmek kolay olmadığından biz gitmesek de, giden herkesin çok beğendiği bir müze (Kirchheim yönüne giden S1 treniyle “Neckar Park (Mercedes Benz)” durağı – Giriş ücreti 8 Euro. Akşam bileti 16.30 sonrası 4 Euro).

Porsche Müzesi de yine aynı nedenlerle gitmediğimiz diğer bir otomobil müzesi (Giriş 8 Euro).

Televizyon Kulesi (Fernsehturm), turist ofisinde TV kulesiyle ilgili oyuncaklar vs. görünce, ‘ne özelliği var ki bunun, TV kulesi neden turistik bir yer olsun ki’ diye düşünmüştüm. Dünyanın ilk TV kulesiymiş (1954-56 arasında yapılmış). 217 metre yüksekliğiyle dünyadaki diğer TV kuleleri için prototip olmuş, aynısı yapılmış. 1986’da Baden-Württemberg eyaleti tarafından kültürel anıt ilan edilmiş. Stuttgart’ın en bilinen sembollerinden olan kulenin, 150 metre yükseklikteki gözlem alanı Neckar Vadisi’nden Kara Orman bölgesine kadar geniş bir alana görüş imkânı veriyor (Bilet, 5 Euro).

Stuttgart gezisinden “içimde” kalanlar:

Wilhelma, ilgimi çekse de gitmeye hiç fırsatımız olmayan Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı (U14 hattıyla “Wilhelma”; U13 hattıyla “Rosensteinbrücke” durağı – Giriş ücreti 12 Euro).

Zacke, Marienplatz’tan Degerloch’a çıkan yerel toplu taşıma araçlarından biri olan bu dişli raylı demiryolu hattı, şehre tepeden bakan güzel bir manzara da sunuyor.

Killesberg Parkı ve Kulesi, şehrin 50 hektarlık en büyük parkı bir tepenin üstünde yer alıyor. Parkın içindeki spiral merdivenlerle çıkılan kule, yine şehre tepeden bakan bir görünüm sağlıyor. Dört faklı yükseklikte seyir terasları da var. Bir de 1939’dan beri parkın içinde gezi yapan Killesbergbahn treniyle de gezmek keyifli olurdu.

S-Bahn Trenleri

S1 Herrenberg-Kirchheim
S2 Filderstadt-Schorndorf (Havaalanı treni)
S3 Flughafen/Messe-Backnang (Havaalanı treni)
S4 Scwabstrasse-Marbach
S5 Scwabstrasse-Bietigheim
S6 Scwabstrasse-Weil der Stadt
S60 Böblingen-Maichingen

U-Bahn Trenleri (Stadtbahn)

U1 Vaihingen-Fellbach
U2 Botnang-Neugereut
U3 Vaihingen-Plieningen
U4 Hölderlinplatz-Untertürkheim
U5 Killesberg-Leinfelden
U6 Gerlingen-Fasanenhof Schelmenwassen
U7 Nellingen Ostfildern-Möncfeld
U8 Vaihingen-Nellingen Ostfildern
U9 Botnang-Hedelfingen
U12 Vaihingen-Killesberg
U13 Giebel-Hedelfingen
U14 Heslach Vogelrain-Neckargröningen Remseck
U15 Stammheim-Heumaden
U11 Hauptbahnhof-NeckarPark (Stadion)
U19 Bad Cannstatt-Daimler Stadion
( U11 ve U19 sadece sportif olaylar ve stat konserleri zamanında çalışıyor.)

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir