Yıldız-Şale Sen Neymişsin?

Yıldız Parkı içindeki Malta Köşkü yazısı için buraya bakabilirsin.

Yıldız Parkı’nda laleler, çiçekler, yemyeşil ağaçlar ve erguvanlar arasında sallana sallana keyifle gezerken karşıma Yıldız Şale çıkıyor. Çocukluğumdan Malta ve Çadır köşkleri hatırlasam da burayı hatırlamıyorum. Girişin ücretli olduğunu gösteren bir tabela var; ama biraz komik olmuş. Tam bilet 10 liraymış; ama salı-çarşamba-cuma-cumartesi ve pazar günleri indirimli 5 TL. Pazartesi ve perşembeleri kapalı. Peki ne zaman 10 TL? Neyse ben 5 TL’yi verip giriyorum.

Güzel bahçede ilerlerken uzun bir köşkün önüne geliyorum. Gerçekten de burayı ilk defa görüyorum. Yıllarca Yıldız’da oturdum, okudum, yaşadım, bu parka defalarca geldim; ama nedense Şale’yi ilk defa görüyorum.

 

Girişte rehberli turun başlamak üzere olduğunu söylediler; arabasını kapıda bırakarak Deniz’i kucağıma aldım ve grubu takip ettim. Döner merdivenlerden üst kata çıktık. Burası oturma amaçlı değil, daha çok misafir ağırlama amaçlı kullanılmış. Yani devlet konukevi. Şale adı Fransızca dağ evi anlamındaki “chalet”ten geliyormuş. Yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içinde birbirine bitişik yapılan üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm 1880’de yapılmış. İkinci bölüm, 1889 yılında Malta Köşkü’nü de yapan Sarkis Balyan tarafından yapılmış. Merasim Köşkü olarak anılan üçüncü bölüm ise, 1898’de saray mimarı İtalyan Raimondo D’aronco tarafından yapılmış.

Bodrumuyla birlikte üç katlı, ahşap ve kagir olarak yapılan Şale, bir orta koridor boyunca sağda ve soldaki oda-salonlardan oluşuyor. Geleneksel Osmanlı konutlarındaki harem-selamlık bölümleri burada yok. Dört tanesi büyük salon olmak üzere 60 odası var. Tabi bu turda hepsini göstermiyorlar. Odalarda kapının önünde kırmızı bant var, içeri girilmiyor, sadece kapıdan bakıyoruz. Gelen konukların kaldığı kral dairesi denilebilecek bir oda, yanında maiyetinin kaldığı odalar vb. birbirinden süslü; tavanları da bezemeli, kabartmalı odalar görüyoruz. Bazı odalarda çok güzel dev seramik sobalar var.

Derken bir yemek salonuna geliyoruz ki ağzımız açık kalıyor. Sedef kakmalı kapılarından dolayı Sedefli Salon deniyormuş. Eni çok geniş ve çok uzun ahşap bir masa ve etrafında Abdülhamid’in yaptığı ahşap sandalyeler. Ne ihtişam! 15 dakikalık rehberli turun en sonunda gösterdikleri odada ise resmen ağzımızın açıklığını kapatamıyoruz bir süre. Bizi bu hale getiren yekpare 406 metrekarelik bir halının olduğu Tören Salonu. İzmit Hereke’de dokunmuş olan halıyı kapıdan içeri sokamamışlar ve ön duvarı yıkıp halıyı yerleştirip sonra duvarı tekrar örmüşler. Yanlış hatırlamıyorsam 4,5 ton ağırlığındaymış. Oda, 8 metrelik yüksek tavanıyla daha da ihtişamlı görünüyor. Oda o kadar büyük ki, içine iki katlı 8-10 dairelik bir apartman yapılabilir. Burada II. Abdülhamid bayramlaşma törenlerini de yapıyormuş.

Osmanlı Döneminden kalma köşkler ve saraylar yabancı turistler kadar bizlerin de ilgisini çekiyor. Pek çoğumuz görmüşüzdür Dolmabahçe Sarayı’nı, Beylerbeyi Sarayı’nı, Topkapı’yı. Peki bu kadar görkemli Yıldız Şale’yi kaç kişi biliyor ve gördü? Bunun benim cahilliğim olduğunu sanmıyorum, zira ben meraklıyım bu konuya. Pek çoğunu gördüm, biliyorum; ama Şale’yi bilmiyordum, çok şaşırdım. Buranın daha çok turist çekmesi, daha çok tanınması gerekiyor. Tarih olarak diğer saraylardan yeni olduğu için mi biraz geri planda kalıyor bilmiyorum; ama bence mutlaka görülmeli. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğundan sadece bahçe fotoğraflarını verebiliyorum. Zaten gidip kendiniz görün bu güzel sarayı.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir