Sevimli Liman Şehirleriyle: Girit

Yunanistan’ın en güneyde yer alan ve en büyük adası olan Girit dört bölümden oluşuyor. En batıda Hanya, ortada Rethimno, Heraklion ve doğuda Agios Nikolaos. 650 bin nüfuslu adanın en önemli gelir kaynakları zeytincilik ve turizm. Yüzde 70’i dağlık olan adanın batıya doğru gittikçe yeşilliği de dağları da artıyor. 1924’te mübadelede çok fazla Türk buradan ayrılarak Türkiye’ye gönderilmiş; aynı şekilde ülkemizde yaşayan pek çok Rum da Yunanistan’a (ve adalara) gönderilmiş. Geminin yanaştığı liman adanın merkezi olan Heraklion (Osmanlının verdiği isimle Kandiye) idi. Yunanistan’a gelen turistlerin %15’i Heraklion havaalanı ya da limanından giriş yapıyor, sonra buradan farklı yerlere gidiyormuş. Heraklion genellikle geçişler için kullanılıyormuş.

Limanda Venedik hakimiyetinden kalma kale duvarları duruyor olmakla birlikte rehberin söylediğine göre tarihi bir şey kalmamış, tamamen yeni bir şehir olarak büyüyormuş. Girit çok büyük olduğu için verilen kısıtlı zamanda uzak yerlere kendi başımıza gitmek riskli olacağından ve Hanya ile Rethimno’yu da görmek istediğimiz için Girit için ekstra tur almıştık. Sabah 09.00’da gemiden inince otobüslere bindik (5 otobüs). Hanya’ya gitmek üzere biraz rötarlı olarak yola çıktık. Heraklion-Hanya arası 155 km ve yol yaklaşık 2-2,5 saat sürüyor. 12.00 gibi elli bin nüfuslu Hanya’ya varıyoruz. Otobüslerden inince önce rehberle kısa bir tur yaptık.

Hanya (Khania)

Venedikliler zamanından kalma kale duvarlarını görerek ilerliyoruz. Sağlı sollu sarı taştan yapılma, ferforje balkonlu Venedik tarzı evlerin olduğu bir sokaktan gezimize başlıyoruz. Şehre daha girer girmez Venedik hakimiyeti başladı. Burası sanki bir Yunan adası değil, İtalyan adası. Venedik kalesi, evler her yerde. Hatta küçük limanın adı bile Venedik Limanı. Sanırım Yunanlılar da bu durumdan yani küçük Venedik olmaktan çok memnun. Bu memnuniyet yiyecek-içeceklere, otel isimlerine bile yansımış.

Girdiğimiz sokaktan dümdüz devam edince şehirde Osmanlıdan kalma bir hamamın ufak bir değişiklikle Tamam Restoran olarak kullanıldığını öğrendik.

Duvardaki tabelada sokağın adı, Zampeliou Spyridonod yazıyor. Dar sokaklarda yola atılmış masalar ve yer yer merdivenler yüzünden bebek arabasıyla bir de kalabalıkta yürümekte zorlanıyoruz. Rehber alıp başını önden gidiyor, takip edemiyoruz. Hem biz kendimiz (beş otobüs) kalabalığız zaten, bir de sanki herkesin Hanya’ya gelesi tutmuş. Her yer çok kalabalık. Tamam restorandan da devam edince küçük koya geliyoruz (Bu noktada rehber bizi serbest bırakıyor). Tam karşıda Osmanlı adayı aldığı zaman limana ilk giren yeniçeri adına yapılmış olan camiden geriye kalanlar görülüyor. Tam limanın ucundaki Yeniçeri Cami‘nin yakın zamana kadar minaresi duruyormuş, artık yok. Cami II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgalinde çok hasar görmüş. Günümüzde fotoğraf/resim galerisi olarak kullanılıyor.

Merdivenli ara sokaklar çok hoş görünüyor; ama bebek arabasıyla dolaşmak zor olduğundan limana dönüyoruz. Deniz kenarındaki sevimli kafe-restoranlar neredeyse tıklım tıklım. Limanın farklı yerlerinde durarak karşıda görünen evlerin fotoğrafını çekerken arada eski bir Türk evi olduğunu fark ettik. Evin yakınına gidince Hotel Contessa adıyla otel olarak kullanıldığını gördük. Görüntüsünden dolayı Türk evi olduğunu düşünsek de otelin broşüründe buna dair bir bilgi yoktu. Venedik evi olsaydı kesin yazardı!

Hotel Contessa

Deniz kenarında yan yana sıralı evler, tarzlarıyla olduğu kadar suların üstündeki bazı Venedik evlerinin bakımsız-yıpranmışlığına da benziyordu.

Denizden uzaklaşıp içerilere girince kesme taş bir bina dikkatimi çekti, burası Arkeoloji Müzesi imiş. Bahçesi ve bina yapısıyla dışarıdan güzel görünse de müzeyi gezecek vaktimiz olmadığı için devam ediyoruz. Karşısındaki meydanda 19. yy.’da yapılmış Katedral Agia Triada ve avlusundaki heykeller dikkat çekiyor. Önünden geçip gidiyoruz ve merdivensiz ara sokaklarda dönüp dolaşıp tekrar deniz kenarına geliyoruz. Artık dönüş zamanı da yaklaştığı için bizi bekleyen otobüslere doğru bu sefer ara sokaklardan değil, deniz boyunca yürüyerek ilerlerken deniz müzesi ve hemen yanında çiçekler içinde çok güzel evler (ya da otel) gördük.

Hani bir deyiş vardır, birisini uyarmak için kullanırız: “Hanya’yı Konya’yı görürsün” diye. Onun aslı öyle değilmiş. Osmanlılar adaya batı tarafından girmişler ve girdikleri bölge köşe anlamına gelen Gonya imiş. Gonya’yı geçince Hanya’ya varılırmış. Gonya’dan sonra Hanya geldiği için “Gonya’yı Hanya’yı görürsün” deyişi buradan çıkmış, rehberin söylediğine göre. Yıllar içinde söylene söylene Gonya Konya olmuş.

Rethimno

Hanya’dan yola çıktıktan (14.00) bir saat sonra Osmanlının Resmo dediği akarsu anlamına gelen Rethimno’ya geldik (Hanya-Resmo arası 63 km). Limanda otobüsten inerek yine önce rehberle kısa bir tur yaptık. Deniz kenarındaki restoranlardan hızlıca geçip Venedik Kilisesi iken Osmanlılar tarafından camiye çevrilen (Nerantzes Cami), günümüzde ise akustiğinin iyi olmasından dolayı müzik okulu olarak kullanılan binayı gördük (Mikrasiaton Meydanı). Rethimnolu birisi aslına uygun olarak buraya bir minare ekletmek istemiş; fakat burada minare ustası bulamadığından bu işi yapabileceğini söyleyen bir ustayı minare yapmasını öğrenmesi için İstanbul’a göndertmiş. Bu ihaleyi alan kişi geri dönüp minare yapımına başlamış; ancak eğik olunca yıkılmaması için etrafını çelikten desteklemiş ve işi tamamlamadan bırakmış. Şimdi müzik okulunun girişinde bu bitmemiş minare görülebilir. Müzik okulunun arka tarafına geçince geniş meydanda binanın kubbeli yapısı da görülebilir. Ayrıca tam karşıda eskiden Türk okulu olan şimdi de yine okul olarak kullanılan bina yer alıyor. Soldaki kemerli kapıdan geçip arkanıza bakarsanız kapının sol ve sağ ayağında aslan heykelleri (Venedik simgesi) var. Üst bölümde ise solda ve sağda hilal şekli (Osmanlı simgesi) var. Venediklilerin yaptırdığı kemerli kapıyı Osmanlılar çok geniş bulmuş ve kenarlardan doldurarak daraltmış. Bu işi yaparken de taşa desenler işleyerek biraz süsleyip kenarlara da hilal eklemiş (Agiou Fragiskou Sokak).

Şehirdeki Palaiologou’da 17. yy. aslan başı musluklu Venedik çeşmesine (Rimondi Çeşmesi) Osmanlı zamanında bir kubbe eklenmiş; ama sonradan yıkılmış. Kubbenin yapıldığı yer hala görülebilir. Çeşme yapıldığı zamandan beri akmaya devam ediyormuş.


Buradan sonra kısa tura başladığımız yere gelerek Loggia önünde dağılıyoruz. Loggia (loca) Venedikli asillerin toplantı ve dinlenme yeri olarak yapılmış.

Deniz kenarında çok güzel balık restoranları var. Rehber iki saat serbest zaman verince biraz daha şehri dolaşıp bir restorana oturup bir şeyler atıştırmayı planlıyoruz. Gruptan bazıları yemek yerine 15 dakika kadar yürüme mesafesinde olan plaja gidiyorlar. Biz yine plaj yerine gezmeyi ve bu sefer zaman kazanmak için hep yaptığımız gibi haldur huldur atıştırmak yerine bir restoranda rahat rahat yemeyi tercih diyoruz. Ahtapot ızgara, kalamar tava ve bizim hamsiye benzer (belki de aynısı) bir balık söylüyoruz.

Yemekten sonra bir kahve içimlik ancak zaman bulabiliyoruz ve otobüslere biniyoruz (18.00). Heraklion’a vardığımızda saat 19.30 olmuştu. Toplam 10 saat süren bu turda Hanya’da iki; Rethimno’da üç saat kaldık ve sadece yolda toplam 5 saatimiz geçtiği için Heraklion’u hiç göremeden gemiye bindik. 

Çok büyük bir adanın aslında çok küçük bir kısmını gezebildik. Hem Hanya hem de Rethimno’da sadece deniz kenarındaki turistik, İtalyan tarzı evlerin olduğu, küçük limanların çevresini gezebildik. İkisi de güzeldi; ama ben daha çok Osmanlı eseri göreceğimizi düşünmüştük, hiç de öyle olmadı. Uzun yıllar Osmanlı idaresinde (1699-1898) kalsa da bu durumdan hemen hemen iz yok bile denebilir. Venedik hakimiyeti (1204-1699) ise her iki şehirde de çok yoğun hissedilebiliyor.

Yazı ve fotoğraflar: Derya Çölaşan

Gezi Tarihi: 2 Eylül 2011

 

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.You can leave a response, or trackback from your own site.
One Response
  1. GİZEM says:

    ÇOK GÜZEL BAYILDIM GEZİLERE GİTMEK İSTERİM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir